Ders Özetleri Uygulamasına Hoş Geldiniz

Ücretsiz kayıt olarak tüm ders notlarına erişebilirsiniz.

veya Kayıt ol

VİZE-FİNAL Çatışma ve Stres Yönetimi 2 Vize Ders Notu


Editör

Administrator
Yönetici
Katılım
30 Eyl 2020
Mesajlar
248
Tepkime puanı
10
Puanları
18
1.ÜNİTE
• TARİHÇE
• TANIM VE SINIFLAMA
• STRESE YANIT
• STRESE YANITIN DOĞASI

Stres kavramı içinde hem özneyi hem de yüklemi barındırır. Yani bu kavramla hem olayın kendisi (özne
olarak) hem de olayın sonuçlarına atıfta bulunulmaktadır. Ancak bu durumun sağladığı bir avantaj da
vardır. Bu kavramın yardımıyla yaşam deneyimlerinin birçok yönü ile ilgili yorumda bulunma ve sentez
yapma olanağı sağlanmış olur. Stresli yaşam olayı, stres yaratıcı faktörler, zorlanmaya neden olan
durumlar gibi farklı adlarla anılan birçok durum özellikle fizyolojik anlamda organizmada (burada organizma
kavramından özellikle insan kastedilmektedir) benzer yanıtlara neden olmaktadır. Stres, organizmada
fizyolojik anlamda benzer yanıtlara yol açsa da psikolojik anlamda yarattığı yanıt insandan insana
değişmektedir. Çünkü psikolojik yanıtı belirleyen faktörler her insanı yaşamda biricik yapan faktörlerdir.
TARĠHÇE
- Stresin kelime anlamı Türk Dil Kurumu sözlüğünde “ruhsal gerilim” olarak belirtilmektedir.
- Literatürde farklı şekillerde tanımlanmakla birlikte, stresi kısaca her hangi bir içsel ya da dışsal etkene
karşı verdiğimiz tepki olarak tanımlayabiliriz.
- Stres kavramının kökeni Latince‟de “Estrictia”, eski Fransızca‟da “Estrece” sözcüklerinden gelmektedir.
- Bu kavram, 17. yüzyılda „felaket, bela, musibet, dert, keder, elem‟ anlamlarında kullanılmıştır.
- 18. ve 19. yüzyılda ise kavramın anlamı değişmiş ve organizmaya, nesnelere ve ruhsal yapıya yönelik
„güç, baskı, zor‟ gibi anlamlarda kullanılmaya başlanmıştır.
- Daha sonra ise stres kavramı nesnenin ya da organizmanın bütünlüğüne veya varolma durumuna karşı
uygulanan güç şeklindeki organizmanın edilgen olduğu bir tanımdan çıkarak, organizma veya nesnenin
uygulanan bu güce gösterdiği direnci de anlamı içinde barındıran bir kavram haline gelmiştir.
- Stres kavramını canlı organizma için ilk olarak Canon kullanmıştır.
- Canon stresin canlı organizmanın içsel dengesinin dışsal güçlerce bozulması sonucunda oluştuğunu
belirtmiş, „savaş ya da kaç tepkisi’ çerçevesinde değerlendirmiştir.
- Bilimsel literatürde stres kavramının kullanımı 17. yüzyıla kadar uzanmaktadır.
- Bir fizikçi olan Robert Hook stresi, elastiki nesne ve ona uygulanan dış güç arasındaki ilişki şeklinde
tanımlamıştır.
- 18. yüzyılda yaşamış olan bir fizikçi olan Young‟a göre ise stres, maddenin kendi içinde olan güç veya
dirençtir. Madde barındırdığı bu güç ve direnç sayesinde kendisine uygulanan çevresel güce karşı koyar.
* Örneğin; esneme kabiliyeti olan bir madde kendisine dışarıdan uygulanan bir dış güce karşı bu yeteneğini
kullanarak yani esneyerek karşı koyar. Ancak uygulanan çevresel güç maddenin direncini aşar düzeyde ise
madde değişime uğrar.
- Günümüzdeki anlamıyla stres kavramını tıp ve psikoloji literatüründe ilk olarak Hans Selye kullanmıştır.
(Stresin insan üzerindeki etkilerine yönelik çalışmalarıyla ünlüdür)
- 1950‟lere kadar stres, organizmada fizyolojik ve fizyopatolojik değişiklikler yapan uyaran olarak kabul
edilmekteydi.
- 1952‟de Kanadalı fizyolog Selye, stresi uyaranlara karşı organizmanın verdiği yanıt olarak tarif etti.
- Selye, tanımında stres için „organizmanın her türlü değişmeye karşı özel olmayan (yaygın) tepkisi’ ve
bu tepkiyi yaratan uyarıcıları da “stresör” olarak tanımlamıştır.
- Daha sonraları stres için „olağanüstü talepler, sınırlamalar veya fırsatlarla yüz yüze gelindiğinde birey
tarafından yaşanan bir gerilim durumu‟,
* „uyaranlar, tepkiler ve iki etkinlik arasındaki etkileşim‟ şeklinde tanımların yapıldığı da olmuştur.
- Selye‟nin yaptığı tanımlamada diğer yaklaşımlardan farklı olarak dikkat çekici nokta;
* farklı stresörlerin insan denilen organizmada benzer bedensel yanıta yol açtığı,
* başka bir deyişle, fizyolojik etkilenmenin ortak bir yolak üzerinden oluştuğu idi..
TANIM VE SINIFLAMA
Günlük dilde kullandığımız „baskı‟ veya „gerginlik‟ gibi sözcükler stres kavramını karşılamaya daha yakın
adaylardır. * Sıklıkla stres günlük dilde „endişe‟, „kaygı‟ veya „sıkıntı‟ kavramlarını karşılamak üzere
kullanılmakla birlikte bu sözcüklerin anlamını karşıladığı söylenemez.
- Günlük dilde stres birçok anlamda kullanılabilmektedir. Aşağıda bu kullanımlara örnekler verilmiştir;
1. Strese neden olan etmenlerin tanımlandığı durumlar: Örneğin; tıp fakültesinde öğrenim gören
öğrencinin „çok stresli bir bölümde okuyorum‟ şeklindeki ifadesinde tıp fakültesinde öğrenim görmek gibi bir
stres etmenini tanımlamak için stres kavramını kullanması.
2. Kişinin stres etmeni karşısında nasıl hissettiğini, nasıl bir tepki verdiğini belirttiği durumlar:
Örneğin; işini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalan bir kişinin „bugün çok stresliyim‟ şeklindeki
ifadesinde hissettiği sıkıntı, gerginlik gibi duyguları belirtmek için stres kavramını kullanması.
3. Kişinin hem stres etmenini tanımladığı hem de strese verdiği yanıtı tanımladığı durumlar: Örneğin;
kötü geçen bir uçak yolculuğundan sonra kişinin „o kadar stresli bir yolculuktu ki beni de stresli yaptı‟
ifadesinde stres kavramını hem stres etmeni olan uçak yolculuğunu hem de bu yolculuk nedeni ile hissettiği
duyguları tanımlamak için stres kavramının kullanılması.
- Stres kavramını stres etmenini ve strese verilen yanıtı da içerir biçimde “her türlü etkenle (heyecan,
soğuk, hastalık) organizmaların varlığını bütünüyle tehdit eden saldırı; bu saldırıya karşı organizmanın
gösterdiği tepki” şeklinde tanımlayabiliriz.
4. Diğer durumlar; Stres kavramı bazen olumlu etkileri anlamında da kullanılabilir. Örneğin; iş arkadaşını
tanımlayan bir kişinin „kendisine bir iş verildiğinde o kadar streslenir ki; o işi bir an önce yerine getirir‟.
Bu örnekte stresin olumlu özelliklerine atıfta bulunulduğu gibi stresin bir baskı unsuru olduğuna da atıfta
bulunulmaktadır.
- Stres kavramı bazen bir sıfat olarak insanları tanımlamakta kullanılmaktadır. Örneğin; „çok stresli bir
insan‟ ifadesi sıkça duyulan bir cümledir. Ancak bu cümle ortak anlamı olan bir ifade değildir. Cümleyi sarf
eden kişinin strese atfettiği anlamla yakından ilişkili subjektif bir ifadedir. Kimi bu ifadeyle karşısındaki insan
için „çok fevri‟, kimi „çok aceleci ve sabırsız‟, kimi de „çok sıkıntıları olan‟ gibi anlamlarda kullanmaktadır.
- Stres karşılaşılan yeni bir duruma karşı insanın ruhsal ve/veya bedensel kapasitesinin ulaştığı sınırların
zorlanmasıdır. * Bu zorlanmaya karşı organizma bir tepki geliştirir ki; buna strese yanıt denir.
- Uygun olmayan bir şekilde stres kavramını karşılamak üzere günlük dilde kullanılan „endişe‟ veya „sıkıntı‟
gibi kavramlar ise stres etmenlerine uygun yanıt verilememesi durumunda ya da yeterli yanıt verilememesi
durumunda (bu etmenle başedilemediği durumlarda) organizmanın ortaya koyduğu ruhsal tepkilerdir.
- Stres kavramının tanımı ile ilgili olarak şimdiye kadar literatürde biriken bilgilere göz atıldığında,
stres kavramına günümüze kadar dört farklı tanımlama getirilmiştir;
1. Cannon ve Selye tarafından yapılan ve stres kavramını „organizmanın dışında gerçekleşen, nesnel bir
zorlayıcı durum karşısında, organizmanın verdiği tepki‟ şeklindeki tanım.
2. Öğrenme kuramcıları tarafından geliştirilen ve stres kavramını „stres etmeni çerçevesinde değerlendiren
ve yalnızca bir uyaran olarak ele alan‟ tanım.
3. Stres kavramını „kişinin karşılaştığı stres etmenleri ile kişinin stres etmeni üzerindeki
değerlendirmelerinin etkileşimi‟ üzerinden ele alan tanımlama. Bu yaklaşım daha çok bilişsel yaklaşıma
yakın görünmektedir. Bu tanımlama çerçevesinde stres etmeninin kişi için taşıdığı anlam, kişinin stres
etmeni ile baş edebilmesi için davranışsal ve zihinsel alanda uygulaması gerekenler dikkate alınmaktadır.
4. Stres kavramını „Sistem Kuramı‟ çerçevesinde ele alan tanımlama her sistemin bir dengesi
(homeostasis) olduğunu savunur. Sistemin dengesinin bozulması durumunda stres yanıtı ortaya çıkar.
- Stres ile ilgili tanımların ortak özellikleri aşağıda sıralanmıştır;
1. Stres, kişi ve dış çevrenin etkileşimi sonucunda oluşur.
2. Streste, bir tehlike/tehdit söz konusudur. Bu tehlikenin önemi kişinin değerlendirmesine bağlıdır.
3. Stres, organizmanın sadece bir bölümünü değil tümünü etkiler.
4. Stres, kontrol edilebilir bir tepki değildir. Yani stres nedeniyle meydana gelen fizyolojik değişiklikler kişinin
kendi iradesiyle başlatılıp yine kendi iradesiyle durdurulamaz.
- Organizmada stres yanıtının oluşmasına neden olan etmenler stresörler olarak adlandırılırlar.
- Stres etmeni ya da stresör, uyum yapma çabası gerektiren, yaşamda değişikliğe yol açan durum ya da
olaylar‟ şeklinde tanımlanabilir.
- Daha kısa tanımıyla stres etmeni, stres yapıcı olay, stres yanıtına neden olan olay şeklinde
tanımlanabilir.
- Stresörler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir;
1. Fiziksel stresörler: Aşağıda örnekleri sunulmuştur.
a. Travma (örselenme): Bedene zarar verici harhangi bir darbedir. Örneğin; trafik kazalarında, spor
müsabakalarında, fiziksel zorun kullanıldığı şiddet olaylarında görülenler gibi.
b. Şiddetli egzersiz: Örneğin zayıflamak amacıyla egzersiz çalışmalarının başlangıcında bedenin
kaldıramayacağı ölçüde çalışma yapmak. Kişinin bedensel kapasitesini aşar nitelikte işlerde çalışmak veya
uzun çalışma saatleri boyunca çalışmak.
c. Gürültülü ortam: Özellikle metropollerde araç trafiğinin yoğun olduğu yollara yakın evlerde yaşamak. Ses
düzeyi yüksek eğlence mekanlarında uzun süre kalmak.
d. Çevre ısısının yeterinden fazla veya az olması: İklim koşulları bakımından elverişsiz coğrafyalarda
yaşamak. Ani çevresel ısı değişikliğine maruz kalmak. Yeterli barınma imkanı olmayan, kimilerince „evsiz‟
şeklinde nitelendirilen insanların sokaklarda yaşamaları.
e. Nemin yeterinden az veya fazla olması: Tropikal veya subtropikal bölgelere seyahat etmek. Yüksek
dağlara tırmanmak.
f. Aç kalınması, besin yetersizliği: Beslenme alışkanlıkları nedeniyle veya doğrudan ekonomik koşullar
nedeniyle yeterli besin bulamamak.
2. Sosyal stresörler: Kişi ile çevre/toplum arasındaki etkileşimde ortaya çıkan stresörlerdir. Aşağıda
örnekleri sunulmuştur.
a. Ekonomik çalkantılar.
b. Politik çatışmalar.
c. Aile içi çatışmalar.
3. Psikolojik stresörler: Psikolojik stresörler ruhsal örselenmelere neden olan etmenlerdir. Aşağıda
örnekleri sunulmuştur.
a. Yakın kaybı. d. Eşle çatışma yaşama.
b. Boşanma. e. Gidişatı iyi olmayan bir hastalığa sahip olduğunu öğrenme
c. İşten çıkarılma.
Selye stresi ikiye ayırmıĢtır;
1. Eustres (Östres): Organizmanın zarar görmediği hatta hoşuna giden ya da haz duymasına yol açan
strese bu ismi vermiştir. Bu şekildeki bir tanımlama ilk bakışta çelişkili gibi gelebilir. Ancak unutulmamalıdır
ki; Selye stresi tanımlarken „yeni bir duruma karşı‟ ifadesini kullanmıştır. Dolayısıyla bu yeni durum insanı
olumsuz etkileyen bir etmen olabileceği kadar olumlu etkileyen bir etmen de olabilir.
- Organizmanın hoşuna giden durumlar da insanda ruhsal ve bedensel yanıtlar ortaya çıkarır. Çünkü hoşa
giden durumlar da organizmanın uyum sağlaması gereken durumlar arasındadır. Her an yaşanmadığından
organizma için tanımadık durumlardır. Beden bu tür uyarımlara da strese verdiği yanıtı kullanarak uyum
sağlar.
2. Distres: Organizmanın hoşuna gitmeyen, organizmayı zorda bırakan, gerginlik oluşmasına neden olan
etmenlerin oluşturduğu strese bu ismi vermiştir. Bu bölümde ve bu kitapta sözü edilen stres türü distrestir.
DİKKAT: Stres tepkisi/yanıtı organizmanın sadece hoşuna giden etmenlere karşı verdiği bir yanıttan ibaret
değildir. Aynı zamanda organizmanın hoşuna gitmeyen etmenlere de benzer yanıt verilir.
Selye‟den sonra birçok farklı disiplinde yapılan çalışmalar sonrasında farklı sınıflandırmalar yapılmıştır.
Günümüzde stres daha çok aşağıdaki gibi sınıflandırılmaktadır;
1. Anlık stres
2. Akut (ani, kısa bir zaman dilimi içinde gerşekleşen) kontrol edilebilen stres
3. Akut kontrol edilemeyen stres
4. Kronik (süreğen, zaman içerisinde gelişen) kontrol edilemeyen stres
STRESE YANIT
Organizma, hoşuna gitsin ya da gitmesin herhangi bir stres etmenine yanıt vermek durumundadır.
- Selye tarafından bu tepki/yanıt genel adaptasyon (uyum sağlama) sendromu olarak adlandırılmıştır.
- Bu yanıta biyolojik stres sendromu diyenler de mevcuttur.
- Stres etmeni özgül olmayan bir şekilde genel adaptasyon sendromu yanıtını harekete geçirir. Yani genel
adaptasyon sendromu olarak adlandırılan yanıt stres etmeni seçmez. Etmen ne olursa olsun aynı şekilde
genel adaptasyon yanıtı ortaya çıkar.
- Ancak bu durum, bütün stres etmenlerinin sadece genel adaptasyon sendromu yanıtına neden oldukları
anlamına gelmez. Her bir stres etmeninin genel adaptasyon sendromu yanıtı dışında organizmada ortaya
çıkardıkları kendilerine özgü tepkiler mevcuttur.
- Stresörlere yanıt konusunda değişiklikler aşağıda maddeler halinde verilmiştir;
1. Her stresör etmen genel adaptasyon yanıtına neden olur.
2. Her stresör etmenin genel adaptasyon yanıtı dışında organizmada kendine özgü tepkilere neden olur.
3. Her stresör etmen genel adaptasyon sendromu yanıtına neden olmakla birlikte, aynı stresör her kişide
benzer tepkiler oluşturmaz.
4. Her stresör etmen aynı kişide farklı zamanlarda farklı tepkilere neden olabilir
DİKKAT: Strese verilen yanıt konusunda benimsenen görüş; her stresör etmenin genel adaptasyon
sendromuna (biyolojik stres sendromu) neden olduğu ancak bu yanıtın yoğunluğunun ve görüntüsünün
kişisel farklılıklar gösterdiği şeklindedir.
- Özellikle yukarıdaki 2., 3. ve 4. maddelerdeki özellikler, organizma ve çevre ile ilgili çeşitli faktörlerce
açıklanır. Bu faktörler içsel, dışsal ve psişik (ruhsal yapı ile ilgili) faktörler olarak bilinirler;
1. Ġçsel faktörler: Bu faktörler kişiye özgüdür. Aşağıda bazı örnekler sıralanmıştır.
a. Kalıtımsal: Organizmaya ait genetik olarak ebevynden aktarılan özellikler bütünüdür.
- Kalıtımsal özellikler özellikle kimilerinin huy, kimilerinin mizaç alarak adlandırdığı ve insan kişiliğinin
çekirdeğini oluşturan özellikleri belirlediği bilinmektedir.
b. Yaş: Bu faktör, genetik özelliklerde olduğu gibi, tarafımızca belirlenemeyen bir faktördür.
- Organizmanın hangi yaşta olduğu hem stresör etmene verilen yanıttaki bedensel tepkileri hem de yaş
arttıkça tecrübeler ve merkez sinir sisteminin gelişkinliği değiştiğinden ruhsal tepkileri belirler.
c. Cinsiyet: Cinsiyet de tarafımızdan belirlenebilen bir faktör değildir. Cinsiyetin etkisi kendisini toplumsal
cinsiyet rolleri bağlamında belli eder. Sosyal dokunun kadını ve erkeği tanımlama biçimi olan toplumsal
cinsiyet, içinde yaşanılan sosyal dokuda kadın ve erkek için tanımlanmış ve kabul görmüş tutum, davranış,
beklenti ve sorumluluklardır. Toplumsal cinsiyet doğuştan oluşmaz. Zaman içinde kazanılır ve tesadüfi ve
tesadüfi olmayan (eğitim gibi) deneyimlerce belirlenir.
- Toplumsal cinsiyet, biyolojik bir kavram olan cinsiyetin aksine içinde yaşanılan sosyal dokunun gelenek,
görenek ve alışkanlıkları ile şekillenmekte ve değişim gösterebilmektedir. Birçok toplumda kadın ve erkeğe
ait işlevsellik alanları „doğal olarak‟ kabul görmektedir. Kamusal veya özel alanda çalışmak, siyaset yapmak
erkeğe atfedilirken, ev ve aile ilgili alanlar kadına atfedilmektedir.
2. DıĢsal faktörler: Bu kavram daha çok değişken çevresel etmenlerin tanımlanmasında kullanılır.
a. İklim koşulları: Örneğin hava sıcaklığı stresör etmenlere karşı verilen tepkiye belirleme potansiyeline
sahiptir. Birçok ülkede yapılmış araştırmalar insanların gösterdiği şiddet davranışının ne çok soğuk ne de
çok sıcak mevsimlere yoğunlaştığını göstermektedir.
b. Organizmanın bedensel aktivitesini etkileyen çeşitli faktörler: Bu faktörler arasında yeterince
uyumuş olma ya da olmama, bedensel yorgunluk düzeyi, aç olup olmama sayılabilir. Aç olduğu için kan
şeker düzeyi istenilen seviyede olmayan bir kişi ile bu faktörün bulunmadığı bir kişinin ani ortaya çıkan bir
stresör etmene verecekleri yanıtta farklılıklar olacaktır.
c. Organizmanın yaşamını sürdürdüğü fiziksel ortam: Metropollerde yaşamak ya da küçük kasaba, köy
gibi kırsal bölgelerde yaşamak stres etmenlerine verilen yanıtta değişikliklere neden olma potansiyeline
sahiptir.
d. Organizmanın yaşamını sürdürdüğü sosyallik: Organizmanın içinde yaşadığı sosyalliğin (toplumsal
yapının) özellikleri stres etmenine verilen tepkiyi belirler.
- Örneğin daha bireysel yaşanan endüstrileşmiş bir sosyallikte yaşayan bir organizma ile * feodal özellkileri
ağır basan bir sosyallikte yaşamak stres etmenine verilen yanıtta değişikliklere neden olacaktır. Ayrıca
içinde yaşanılan sosyalliğin özellikleri stres etmenine maruz kalmış organizmanın alacağı desteğin düzey
ve niteliğini belirleme gücüne sahiptir.
Dikkat: İnsanın içinde yaşadığı ortamın fiziksel özelliklerinden, içinde yaşadığı sosyalliğin kültürel
özelliklerine ve hatta yaşadığı coğrafyanın iklimine kadar birçok faktör stres etemine verilen yanıtın düzey
ve niteliğini belirleme potansiyeline sahiptir.
3. PsiĢik faktörler: Organizmanın ruhsal yapısı ile ilgilidir.
a. Motivasyon: Stres etmenini tanımlama, anlama ve bu etmenle başa çıkmaya karşı olan istek, stres
etmenine verilen yanıtın düzey ve niteliğini belirler.
b. Deneyim: Geçmiş deneyimlerin yeni ortaya çıkan bir durumla başedebilme, bu durumla ilgili neler
yapılabileceğini bilebilme gücü konusunda önemli katkıları vardır.
- Yeterince deneyimili olan bir kişi ile çeşitli nedenlerle deneyimsiz olan bir kişi arasında stres etmenine
verilen yanıt açısından farklılıklar vardır.
c. Kişilik özellikleri: Kişilik, sosyalliğin içindeki insanı tek ve biricik kılan, insanın kendisini ifade ediş
biçimini, ilişki kurma tarzını belirleyen, çevresel faktörlere uyum yapabilmesini sağlayan psikolojik ve
fizyolojik sistemlerin dinamik ve açık örgütlenmiş halidir.
- Süreklilik kazanmış algılama, duygu, düşünce, tutum ve davranışların bütünüdür.
- Kişiliğin daha çok kalıtımsal yönü olan huy veya mizaç olarak adlandırılan kısmı yaşamın ilk 2-3 yılında
otururken, * sonradan psikososyal gelişim sürecinde çevre ile etkileşim sonucunda şekillenen kısmı olan
karakter kısmı ise uzun yıllar sonra şekillenir.
- Mizaca, içsel faktörler kısmında değinilmişti.
- Karakter ise değişebilme potansiyeli bakımından psişik faktörler başlığı altına alınmıştır.
- İnsanın kişiliğinde baskın olan özellikler stres etmenine verilen yanıt üzerinde etkilidir. Utangaç olan bir
kişi ile atılgan, girişken olan dışa dönük bir kişinin aynı stres etmenine vereceği yanıtlar farklılıklar
barındıracaktır. Yine şüpheci, kılı kırk yaran bir kişi ile daha önemli noktalara odaklanma yanlısı bir kişi
arasında farklıklar olacaktır.
 Genel Adaptasyon Sendromu (Biyolojik Stres Sendromu)
- Genel adaptasyon sendorumu Selye tarafından tanımlanmıştır. Bu kuram strese verilen yanıtta biyolojik
açıklama getirmektedir.
- Bu kuramı ortaya koyarken Selye, sıçanları soğuk, sıcak, hareketsizlik, hareketlilik, yorgunluk gibi çeşitli
stresör etmenlere maruz bırakmış ve sıçanların verdiği fizyolojik tepkileri gözlemlemiştir.
Yukarıda da belirtildiği gibi sıçanların birbirinin tersi gibi görünen stresörlere benzer fizyolojik tepkiler verdiği
Selye tarafından gözlenmiştir.
- Kuramın aldığı en önemli eleştiri psikolojik faktörlere yeterince yer vermemiş olması şeklindeki eleştiridir.
- Ayrıca daha sonra yapılan bazı çalışmalarda her stres etmenine aynı fizyolojik yanıtın verilmediği,
* bazı stres etmenlerine verilen yanıtta farklı fizyolojik mekanizmaların rol oynadığına dair çeşitli kanıtlara
rastlanmıştır.
- Genel adaptasyon kuramı stresle baş etmede hangi yöntemlerin kullanılması gerektiği veya
kullanılabilecek yöntemlerin etkili olup olmadığına açıklama getirmediğinden eleştirilmektedir.
- Stres ile ilgili literatürde stres etmenine yanıtla ilişkili olarak daha çok üzerinde durulan genel adaptasyon
sendromudur. Ancak strese yanıt konusunda bunun dışında öne sürülmüş başka kuramlar da vardır.
- Genel adaptasyon senromu dört temel varsayıma dayanır;
1. Organizmalar içsel dengelerini korumak gibi bir içgüdüye sahiptirler.
2. Stres etmenleri iç dengeyi bozcu etkiye sahiptirler. Organizma ise stres etmenlerine fizyolojik bir tepki
verir. Bu tepki içsel dengeyi korumaya yönelik bir savunmadır.
3. Savunmaya yönelik olan fizyolojik tepki aşamalı bir şekilde alarm, direnç ve tükenme evrelerini izler.
Bu uyum süreci stres etmeninin gücü, yoğunluğu ve süresine bağlı olduğu gibi aynı zamanda stres
etmenine karşı gösterilen direncin başarılı olup olmadığına bağlıdır.
4. Organizmanın stres etmenine verdiği yanıtta kullandığı bedensel ve ruhsal enerji sınırlıdır.
Bu enerjinin tükenmesi durumunda ölüme kadar gidebilen sonuçlar doğabilir.
- Selye, genel adaptasyon sendromunu üç döneme ayırmıştır:
1. Alarm evresi: Bu dönem organizmanın stres etmeni ile ilk karşılaştığı dönemdir ve „savaş ya da kaç‟
tepkisine benzer.
- Bu dönemde beyindeki stresör etmelere karşı yanıt oluşturmakla görevli yapılar uyarılmış olur.
Ancak iç dengesi olağan yaşam koşullarına göre sürmekte olan organizma stres etmenine tam anlamıyla
gafil avlanmış olur. Bu nedenle organizmanın direncinde başlarda düşme olur.
- Direncin düşmesi organizmada zaman zaman hastalık sınırını aşan tepkilerin gelişmesine neden olabilir.
- Savunma yanıtının ortaya çıkması ile alarm döneminde ortaya çıkan belirtiler sönmeye başlar ve beden iç
dengesini koruduğu dönemdeki haline dönmeye başlar.
- Beyinde stres etmenine yanıt konusunda öne çıkan yapılar hipotalamus ve hipofizdir.
- Hipotalamus strese yanıtta daha çok hipofizden salgılanacak hormonların denetleyicisi işlevini görür.
Ancak hipotalamus beden ısısı, iştah gibi işlevlerin de denetlendiği bir beyin bölgesidir.
- Hipofiz ise çoğunlukla hipotalamusun kontrolünde strese yanıtta görevli hormonların salgılanmasını
sağlar. Bu hormonlar ise böbrek üstü bezinin uyarılmasını ve bu bölgeden salgılanan hormonların harekete
geçirilmesini sağlar.
- Strese karşı yanıtta bedende uyarılan bir başka yapı ise sempatik sinir sitemidir.
- Sempatik sinir sistemi otonom sinir sisteminin bir parçasıdır. Stres etmeni yeterince güçlü ise ve bu
stres etmenine maruz kalan organizma başa çıkabilme kapasitesi bakımında yeterli değilse stres etmeninin
organizma üzerindeki etkisi ölüme kadar varabilir.
- Alarm evresinde salgılanan hormonlar bedendeki dokuların daha doğrusu protein, glikojen ve yağ gibi
yapıların çözülmesi/yıkılması (katabolik) şeklinde bir yanıta neden olur. Bu şekilde oluşmuş yanıt
katabolizma olarak adlandırılır. Stres etmenine karşı verilen fizyolojik yanıt şekil 2‟de şematik olarak
verilmiştir. Ayrıca yapılar ve hormonların işlevleri ile bilgi aşağıda daha ayrıntılı olarak sunulacaktır.
2. Direnç evresi: Eğer alarm evresindeki yanıtların ortaya çıkmasına neden olan stres etmeni organizmayı
öldürecek kadar güçlü değilse veya organizma stres etmeninin gücünden bağımsız bir şekilde
başedebilmeyi başaramamışsa verilen yanıtta direnç evresine geçilmiş olur.
- Alarm evresinde yukarıda söz edildiği gibi çeşitli yapıların çözülmesi/yıkılması süreci gözlenirken,
* direnç evresi bu açıdan yapıcıdır (anabolik).
- Bu evrede organizma olağan koşullardakinden daha dirençlidir.
- Organizma stres etmenine karşı girdiği mücadelede çok fazla kaynak tüketme yoluna girmek zorunda
kalırsa zamanla gösterdiği direnç düşmeye başlar.
- Direncin düşmesi bu kitabın stres ve bedensel hastalıklar bölümünde anlatılan hastalıkların ve ruhsal
rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir.
- Direnç evresi, stres etmeni ortadan kalkmadığı takdirde tükenme evresine geçmeye mahkumdur.
- Ancak direnç evresinin nasıl sonuçlanacağı aşağıdaki etmenlere bağlıdır;
a.Stres etmeninin gücü. b.Organizmanın uyum yapabilme yeteneği ve kapasitesi.
c.Organizmanın başedebilmek için kullandığı bedensel ve ruhsal enerjinin düzeyi.
3. Tükenme evresi: Bu evrenin başladığının en önemli göstergesi, direnç evresinde sönümlenmiş olan
alarm evresi reaksiyonlarının yeniden canlanmasıdır.
- Tükenme evresinde organizma stres etmeni ile başa çıkmak için özellikle direnç evresinde kullandığı
enerjinin tümünü kaybetmişse sonuç ölümdür.
- Bu enerji ölüme neden olacak kadar tükenmemiş ise strese bağlı bedensel hastalıklar ortaya çıkar.
 Strese KarĢı Yanıtta Hormonlar
- İnsan gibi organizmalarda strese karşı verilen yanıt nöroendokrin bir yanıttır. Yani sinir sistemi ve
hormonal sistemin birlikte işlemesi ile gösterilen bir yanıttır.
- Sinir ve hormonal sistemler strese karşı yanıtta kalp-damar sistemi, solunum sitemi, bağışıklık sistemi ve
sindirim/boşaltım sistemi ile birlikte hareket eder.
- Şekil 2‟de şematik olarak gösterildiği gibi stres etmenleri beyin yapılarından hipotalamus denen bölgeden
kortikotropin salgılatıcı faktör salgılanmasına,
* bu faktör ise hipofiz adı verilen ve yine beyinde bulunan bir bezden adrenokortikotropin hormonun
salgılanmasına neden olur.
- Hipotalamus ve hipofiz strese yanıtta beyindeki temel yapılardır. Bu yapılar limbik sitem denilen içerdiği
diğer yapılar ile birlikte strese yanıtta önemli rol alan beyin bölgesinin ögeleridirler.
- Limbik sistem şematik olarak şekil 3‟ te gösterilmiştir.
Dikkat: Hipotalamus ve hipofiz adı verilen yapılar strese yanıtta beyinde rol alan temel yapılardır. Hipofiz
hipotalamusun kontrolünde hormon salgısı yapar.
- Hipofizden adrenokortikotrpin hormon salgılanması ile bu hormon kana karışır ve böbrek üstü bezlerini
uyarır. Böylece zaman zaman „stres hormonu‟ adı da verilen kortizol böbrek üstü bezlerinin kabuk (korteks)
kısmından salgılanmış olur.
- Aşağıda kortizol salınması ile organizmada ne gibi değişiklikler geliştiği sıralanmıştır.
- Kotizolün genel etkileri;
1. Özellikle karaciğerde depolanmış olarak bulunan şekerin (glikojen) yıkılması. Yıkılan bu şekerin kana
karışarak kan şekerinin yükselmesi.
2. Organizmanın karaciğer dışındaki organ ve dokularda temel yapı taşı olan proteinin yıkımını artması.
3. Organizmada depolanmış halde bulunan yağların yıkılımının artması.
4. Organizmanın savunma sisteminde rol alan hücrelerin ve çeşitli maddelerin işlevlerinin ve miktarlarının
azalması.
5. Kan damarlarının duyarlılığını arttırarak kan basıncının artması.
6. Sindirim sisteminde salgıların artması ve böylece mide asitliğinin artması.
7. Zihinsel aktivitenin artması.
- Hipofizden adrenokortikotropin hormon salgılanması ile böbrek üstü bezlerinden kortizol salgısının
artması dışında,
* stres etmeni nedeni ile uyarılan otonom sempatik sistem nedeni ile böbrek üstü bezlerinin kabuk altı
kısmından (medülla) adrenalin ve noradrenalin denilen hormonlar salgılanır.
- Aşağıda adrenalin salınması ile organizmada ne gibi değişiklikler geliştiği sıralanmıştır.
- Adrenalinin genel etkileri;
1. Kalp kaslarının kasılma gücü ve hızında artma.
2. Kalp atım sayısında artma.
3. Soluk borusunda genişleme. Solunumun hızının ve derinliğinin artması.
4. Böbreğin boşaltım işlemi hızında azalma.
5. Kortizolde olduğu gibi özellikle karaciğerde depolanmış olarak bulunan şekerin yıkılması. Yıkılan bu
şekerin kana karışarak kan şekerinin yükselmesi.
6. Kortizolde olduğu gibi organizmada depolanmış halde bulunan yağların yıkılımının artması.
7. Organizmanın ısısının artması.
8. Göz bebeklerinin tıpkı karanlık bir odaya girmiş gibi açılması.
9. Zihinsel aktivitenin artması.
Dikkat: Strese yanıtta rol alan temel hormonlar kortizol ve adrenalindir. Her iki hormon da böbrek üstü
bezlerinden salgılanır.
- Yukarıda kortizol ve adrenalin ile ilgili sıralanan etkiler organizmanın özellikle stres etmenine karşı verdiği
yanıtın alarm ve direnç evresinde rol oynar.
- Bu iki hormonun genel fizyolojik etkileri organizmanın direnç evresinde stres etmeni ile başa çıkmasında
yardımcı olur.
- Eğer stres etmeni çok güçlü ise ya da çok uzun bir süreyi kapsamışsa diğer bir deyişle beden direnç
döneminde stres etmeni ile başa çıkamaz ise organizma direnç döneminden tükenme dönemine girer.
- Bu son evrede, psikosomatik hastalıklar ya da ölüm gerçekleşir.
 Strese Yanıtta Diğer Kuramlar
1. Biyolojik kuramlar: 4. Sistem yaklaşımları:
a.Genel adaptasyon sendromu a.Bütüncül sağlık modeli
b.Genetik yapısal kuramlar b.Psikosomatik kuram
c.Kalıtım – çevre etkileşimi modeli c.Canlı sistemler yaklaşımı
2. Psikolojik kuramlar: 5. Diğer:
a.Psikodinamik kuram a.Evrim kuramı
b.Öğrenme modeli b.Yaşam değişimi kuramı
c.Bilişsel model c.Çevresel stres kuramı
3. Sosyal kuramlar:
a.Çatışma kuramı
STRESE YANITIN DOĞASI
- Stres kavramının insan türü için önemi, stresin neden olduğu sonuçlar kadar stresin işlevsel değerinin de
bulunmasından kaynaklanmaktadır. İnsan organizması bir sistemdir ve bu sistem sürekli denge halinde
olma çabası içerisindedir.
- Organizma bir sistemler bütünüdür ve çevresel sistemler ile ilişki halindedir. Çevresel sistemlerde oluşan
veya organizmanın barındırdığı sistemlerdeki meydana gelen ve organizmanın denge halini bozan
durumlar organizmayı denge haline dönme çabasına sokar, değişmeye ve gelişmeye zorlar.
- Organizmanın dengesini bozan durumların olmaması ki bu olası değildir, organizmanın değişme ve
gelişme çabası içine girmemesi demektir.
- İnsan organizması için üç denge mevcuttur;
1. Biyolojik denge 2. Psikolojik denge 3. Sosyal denge
- Bu sistemlere giren vitamin, su, protein gibi maddelerin ve çıkan atıkların fazlalığı veya yetersizliği,
* sistemlerin işlevlerini yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu bilgilerin azlığı, aşırılığı veya birbirleri ile
uyuşmazlığı, organizmaya dengenin bozulduğuna dair işaret verir.
- Böylece organizma içsel ve dışsal dengesinin korunmasına yönelik uyum sağlamak üzere harekete geçer.
- Eğer organizma dengenin bozulmasına dair işaretleri alamazsa ve uyum sağlamak üzere strese vermesi
gereken yanıtı gösteremezse zarar görür hatta yaşamda kalamaz.
 SavaĢ ya da Kaç Tepkisi
- Zaman zaman insanların zihninde „stresin olumlu yanları‟ şeklindeki bir ifadeye karşı
* „stresin ne gibi olumlu bir yanı olabilir ki?‟ şeklinde oluşan soruya en iyi yanıtı oluşturduğundan ve
* stresin doğası üzerine düşünmeyi sağladığından burada üzerinde durulacaktır.
Dikkat: Strese yanıtın oraganizma açısından işlevsel değerini gösteren en iyi örneklerden birisi savaş ya da
kaç tepkisidir.
- Bazı insanlar zaman zaman hissettikleri sıkıntı, gerginlik, huzursuzluk gibi olumsuz duyguları yaşamları
boyunca hissetmek istemediklerini belirtiler. Bu isteğe yakından bakmak gerekir.
- Herhangi bir olumsuz yaşantının beraberinde getirdiği olumsuz duyguları hissetmemek ne gibi sonuçlara
yol açar?
- Ağrı duymayan bir insanı ele alalım. Bedenine yönelmiş ağrı verici bir durum karşısında ağrı duymaması
ağrıya neden olması gereken durumlardan kaçınmasına engel olacaktır. Ölümcül olabilecek ve basit bir
tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir hastalığı erken dönemde farkedemeyecek ve bu hastalık ağrıyı
hissetmeyen kişinin hayatını kaybetmesine neden olabilecektir.
- Yorgunluk hissi bedenimize dinlenmesi gerektiğine dair işaretler verir. Yorgunluk gibi insanlar tarafından
olumsuzmuş algılanan bir duyguyu hissetmemek bedenin dinlenme ihtiyacına karşılılık verememek
demektir. Oysa günümüzde sonu ölüme dahi varabilen kronik yorgunluk sendromu denilen bir rahatsızlığın
yeni yeni tanımlandığı görülmektedir.
- Sonuç olarak; olumlu duyguları hissedememek organizmanın olumlu duygulardan mahrum kalmasına
neden olabilir. Ancak bu durum organizmanın yaşamının son bulmasına neden olabilecek sonuçlar
doğurmaktan uzaktır.
- Olumsuz duyguları hissetmemek organizmanın kısa vadede sadece olumlu duygular hissetmesini
sağlarken orta ve uzun vadede yaşamla bağdaşmayan sorunlara yol açabilmektedir.
Dikkat: Olumsuz duyguları hissedememek organizma için yaşamla bağdaşmayan sonuçlara yol açabilir
- Organizma kendisini tehditlere karşı savunma durumundadır. Çünkü yaşamda kalmak organizmanın en
önemli hedeflerinden birisidir. Organizmanın tehdit karşısında ortaya koyduğu tepkiler stres etmenleri ile
karşılaştığında ortaya çıkan fizyolojik tepkilere benzer. Dolayısıyla organizmayı tehdit altına sokan durumlar
birer stres etmeni olarak değerlendirilebilir.
- Zaten stres, „insanın içsel dengesine karşı hali hazırda mevcut olan ya da tehdit olmadığı halde öyle
yorumlanan durumlar olarak da tanımlanabilir. Evrimsel süreç içerisinde insanoğlu için tehdit kaynakları
değişmekle birlikte bu tehdit kaynaklarına karşı gösterilen özellikle fizyolojik tepki ortak özellikler
taşıyagelmiştir.
- Evrimsel sürecin erken dönemlerinde insan için tehdit kaynağı daha çok kendisi dışındaki hayvanlar
özellikle de sürüngenlerdi. Sürüngenlerin önemli bir tehdit kaynağı olduğuna dair bilgi merkez sinir
sistemimizde kodlanmış eski bir bilgidir. Günümüzde metropollerde doğmuş, bir sürüngenle hiç
karşılaşmamış insanların dahi „yılan korkusuna‟ sahip olduklarını bildirmeleri belki de atalarımızdan bize
kalan bu eski bilgiden köken almaktadır. - Savaş ya da kaç tepkisine göre tehdit kaynağı ile karşılaşılan
organizma tehdit kaynağı ile savaşacak ya da kaçacaktır. Her iki tepki de bedenin hazırlanmasını
gerektirmektedir. İşte bu hazırlığı sağlayan stresör etmenlere karşı verilen fizyolojik yanıttır. Organizma
ister savaşsın ister kaçsın fizyolojik olarak aynı şeylere ihtiyaç duyar. Stres etmeni ile karşılaşan organizma
yukarıda da anlatıldığı gibi hipotalamus – hipofiz – böbrek üstü sistemini harekete geçirir.
- Peki bu sistemin harekete geçmesi bedeni savaşmaya ya da kaçmaya nasıl hazırlar?
Hipotalamus – hipofiz – böbrek üstü sisteminin harekete geçmesi ile böbrek üstü bezlerinden adrenalin ve
kortizol denilen hormonlar salgılanır. Bu hormonların etkisiyle;
1. Solunum hızı ve derinliği artar: Solunum hızı ve derinliğinin artması sonucunda organizma daha fazla
oksijen almış olur. - Alınan bu oksijen özellikle kasların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyladır.
2. Özellikle karaciğerde depolanmış halde bulunan şekerin yıkılım ve çözülmesi artar: Şeker
organizmanın özellikle kısa zaman diliminde ihtiyacı olan enerjinin sağlanmasında görev alır.
3. Kalp hızında, kan basıncında, kalp kaslarının kasılma güçlerinde artma: Solunum hızının ve
derinliğinin artmasıyla organizmaya daha fazla giren oksijen ve karaciğerden çözülerek kana karışan
şekerin savaşma ya da kaçma tepkisi sırasında üzerine en fazla görev düşen kaslara taşınması
gerekmektedir. Çünkü oksijen ve şekerin önemlice bir kısmını ister savaşsın ister kaçsın kaslar
kullanmaktadır. - İşte oksijen ve şekeri kaslara taşıyan kandır.
- Kanın kalp tarafından daha bol miktarda ve daha hızlı taşınması hem kaslara giden şeker ve oksijen
miktarını arttıracak hem de şeker ve oksijenin kullanılmasıyla ortaya çıkan atıkların kaslardan daha hızlı bir
şekilde uzaklaştırılmasını sağlayacaktır.
4. Göz bebeklerinde genişleme: Göz bebeklerinde genişleme özellikle adrenalinin etkisi ile ortaya çıkar.
Organizma savaşacağı ya da kaçacağı tehdit kaynağını daha kolay görebilmek, tehdit kaynağındaki
değişimleri, davranışlarındaki farklılıkları seçebilmek ister. Göz bebeğinin büyümesi bu işlevlerin yerine
getirilmesine hizmet eder.
Dikkat: Merkez sinir sistemi stres etmeni karşısında organizmanın güvenliğini sağlamak üzere harekete
geçer.
Özetle;
1. Merkez sinir sistemi stres etmeni karşısında organizmanın güvenliğini sağlamak üzere harekete geçer.
2. Merkez sinir sisteminin harekete geçmesiyle birlikte böbrek üstü bezlerinden salınan adrenalin ve
kortizol;
a. Nefes alıp vermemizi
b. Kalp hızımızı
c. Kan basıncımızı yükselterek beynimize ve kaslarımıza oksijen bakımından daha zengin kan gitmesini
sağlar ve bu da bizi kaçmaya ya da savaşmaya hazır hale getirir.
3. Tüm bunların yanı sıra;
a. Duyuların hassasiyeti artar
b. Bellek keskinleşir
c. Zihinsel faaliyetler artar
d. Organizma acıya daha dayanıklı hale gelir.
Dikkat: Stres etmenine verilen yanıtta rol alan hormonlar sadece bedensel etkilere neden olmaz.
- Bedensel etkilerin yanısıra strese yanıt veren organizmanın duyularının hassasiyeti artar,
belleği keskinleşir, zihinsel faaliyetleri artar ve acıya daha dayanıklı hale gelir.
İşte yukarıda ifade edilen strese yanıtın organizmada yarattığı sonuçlar savaş ya da kaç tepkisinin
gösterilebilmesini sağlar. Böylece organizma hayatta kalabilme amacını yerine getirmiş olur. Buradan da
anlaşılacağı gibi strese verilen yanıt organizma için yaşamda kalabilmesi açısından vazgeçilmezdir.
2.ÜNĠTE
• STRES KAYNAKLARI • ÖZEL STRESLĠ DURUMLAR
STRES KAYNAKLARI
 Bireysel Stres Kaynakları
- Kişilerin hayalleri, istekleri, ihtiyaçlarının yanı sıra yetenekleri, karakterleri, mizaçları ve kişiliklerinden
oluşmaktadır. * Stresin kaynağı bizzat bireyin kendi kişiliğidir. “Kişileri etkileyen olaylar değil, olaylara
verdikleri anlamlardır.”
- Kişisel düşünce farklılıklarının yanı sıra anne-baba-aile, eş, çocuklarla ilgili sorunlar, ya da onların
yaşadıkları sorunlar, aşkları, sevgileri, yaşam tarzları, yaşadıkları evlilikleri, boşanmaları, sağlık ve
ekonomik durumları hep birer stres kaynağıdır.
- Bireysel stres kaynakları; ruhsal, duygusal, bedensel, ekonomik ve yaşam tarzından kaynaklanan
stresörler olarak ele alınabilir.
- Stresin psikolojik yönüne ağırlık veren Lazarus‟a (1984) göre stres «insanlar üzerinde fizyolojik, sosyal ve
psikolojik sistemlerde rahatsızlık yaratabilecek aşırı taleplerin sonucudur”.
- Diğer taraftan bireyin yaşı da önemli bir stres kaynağı olmaktadır. Kişinin stresle başa çıkma gücü yıllar
içinde azalmakta, yaşadığı tecrübeler çekincelerini artırmakta, ruhsal durumu değişimlere cevap vermede
yetersiz kalmaktadır.
- İnsan sağlığı kişilik özellikleri, davranışları, genetik örüntüsü ve çevre arasındaki etkileşimin bir ürünüdür.
Bazı insanlar yeni ortam ve kişilerden korku ve çekingenlik duyarlar. Kişilik özelliklerine göre, işleri
zamanında ve eksiksiz biçimde bitirmek isterler. Kolay beğenmezler, mükemmelci olurlar. Sorumluluk ve
görev bilinçleri yüksektir. Etraftan gelecek tepki, uyarı ve tehditlere daha duyarlı, hassas ve alıngandırlar.
Bu nedenle, yaşadıkları onlar için birer stres kaynağıdır. Olaylardan hemen etkilenip coşkuya yada korkuya
kapılabilirler (olumlu – olumsuz stres).
- Kişilik özelliklerinin yanı sıra genetik özellikler, bazı kalıtımsal ya da edinimsel bedensel bozukluklar da
bireysel stres nedenleri arasında yerini almaktadır.
- Günümüzde ekonomik durum da pek çok kişi için önemli bir stres kaynağıdır. Bireyin kendisinin ve
ailesinin geçimini sağlaması, beklentilerini ve hayallerini gerçekleştirebilecek maddi imkanları sağlamaya
çalışması, daha fazla çalışmak zorunda kalması, ya da eğlenceye, dinlenceye vakit ayırmaması hep birer
stres kaynağı iken bunları yeterince sağlayamaması da ayrı bir stres kaynağıdır.
- Kişilerin stres ile başa çıkmada kullandıkları bazı yöntemler de strese neden olmaktadır. Örneğin stres
altında kalındığında alkollü içecek kullanmak, sigara içmek, gürültülü, dumanlı, loş ortamlarda stresten
kurtulmaya çalışmak da kişi için ayrı bir stres kaynağı olacaktır. Her gün farklı bir ortamda bulunmak kişi
için bir stres kaynağı iken, monoton bir yaşantı, hep aynı döngü içinde bulunmak da bir stres kaynağıdır.
- Tüm bu faktörlerin dışında, iş yükünün paylaşılmaması, kıskançlık, cinsiyet rolleri, farklı değer yargıları da
bireysel stres kaynakları arasında sayılabilir.
 Çevresel Stres Kaynakları
- Yaşamımızı sürdürdüğümüz çevrede meydana gelen değişiklikler, değişimler de stres kaynağı olabilir.
Hava-su-toprak kirliliği, radyasyon, afetler, teknolojideki değişiklikler, hastalıklar, salgınlar, siyasi
değişiklikler, trafik karmaşası, dedikodular, işsizlik gibi çevremizde meydana gelip yaşamımızı etkileyen
faktörler de strese neden olabilir.
- Sağlığımız, gelişmemiz, ruh halimiz üzerinde bu kadar etkisi olan çevreyi kısaca, kişinin etrafında olan her
şey diye tanımlamak mümkündür. Çevre kişinin etrafında bulunan canlı-cansız nesneler ile davranışlar ve
olayları içermektedir.
- Bu yüzden insanın çevresini fizikojeokimyasal çevre, biyolojik çevre ve sosyal çevre diye üç bölümde
incelemek mümkündür.
- Fizik-jeolojik-kimyasal çevremizden kaynaklanan stres faktörlerine baktığımız zaman yaşadığımız, içinde
bulunduğumuz ortamdaki soğuk, sıcak, gürültü, radyasyon doğrudan bizi etkileyen faktörler olarak
karşımıza çıkmaktadır. Kişiler; atmosferdeki meteorolojik olaylardan, canlılar üzerinde etkisi bulunan ısı,
nem, hava basıncı, güneş ışınları, rüzgar ve kirliliklerden etkilenirler.
- Biyolojik çevreden etkilenme sonucu ortaya bedensel birtakım hastalıklar çıkar. Çevremizde ortaya çıkan
hastalıklar, bunlardan korunmaya çalışmak, başka ülkelerde ortaya çıkan kuş gribi gibi bulaşıcı hastalıkların
bulunduğumuz bölgeleri etkilemesi de bizlerde strese neden olur.
- Besin maddelerinin kirlenmesi, azalması, teminindeki güçlükler beden sağlığımızın bozulmasına neden
olacağından ayrı birer stres nedenidir.
- Bireyin yaşamını sürdürdüğü çevrenin bileşimlerinden biri olan sosyal çevre de önemli bir stresör olarak
karşımıza çıkmaktadır.
- Kişiler; amaçlarına ulaşmak, başarılı olmak, saygınlık kazanmak, daha iyi bir yaşam sürmek ve hayallerini
gerçekleştirmek için uğraş verirler. Toplumsal kaynaklı isteklendiricilerin etkisinde yapılan bu uğraşılar
başlangıçta olumlu bir stres nedeni iken bu çabaların şiddeti artar, süresi uzarsa, bu durumda kaygı, sıkıntı
ön plana çıkar ki, artık olumsuz stres tabloya hakim olmaya başlar. Farklı iletişim stilleri, kısıtlamalar,
bekleme zamanının uzaması, hatta eğlenmeye gittiğimiz ortamdaki kötü servis, insanlarda strese neden
olur. Kişilerin yaşadıkları sosyal ortamlardaki suç oranları, adaletsizlikler, enflasyon, trafik karmaşası,
toplumsal yapıda birden bire ortaya çıkan afetler, terör olayları, savaşlar gibi ekonomide, politikada
meydana gelen değişiklikler kişileri korkutur, kaygıya sürükler. İnsanların tüm yaşamını, uyumunu alt üst
eder. Kısaca strese neden olur.
 Örgütsel Stres Kaynakları
Örgütsel stres; çalışma hayatımızda belirlenmiş ya da belirlenmemiş rol ve görevleri yerine getirirken
ortaya çıkan durumların yarattığı stres faktörlerini ifade eder. Bu kavram iş stresi veya mesleki stres
olarak da adlandırılmaktadır. Örgütsel stres, örgütle yada işle ilgili herhangi bir beklentiye karşı tepkidir. Bu
tepki işin yapılış şekli ile ilgili olabileceği gibi, çalışma ortamının çevresel özelliklerinden de kaynaklanabilir.
- Unutmayalım ki çevresel faktörler dediğimiz zaman fizik, biyolojik ve sosyal faktörler akla gelmelidir.
Örneğin çalıştığımız ortamın ısısı, nemi, ortamda bulunan kimyasallar, ergonometrik olmayan (kişinin
anatomik pozisyonuna uygun olmayan) tezgâhlar ya da masalar, ortamda bulunan biyolojik unsurlar, kurum
içi ilişkiler, yetki ve sorumluluklar gibi faktörler stresin potansiyel kaynaklarıdır. Diğer taraftan, belirli bir
düzeyde olan örgütsel stresin çalışanları motive eden, enerji veren, amaç ve hedef duygusu sağlayan
(olumlu stres) etkisinin olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır.
- Örgüt içinde sık olarak karşılaşılabilecek potansiyel stres kaynaklarından bazılar:,
1-Çalışma ortamı ve koşulları: İşin yapılabilmesi için gerekli insan ve malzeme donanımlarının eksik
olduğu, ısı, ışık, nem, gürültü gibi konfor unsurlarının yeterince düzenlenmediği, kullanılan araç gerecin
insan anatomisine ve fizyolojisine uygun olmadığı (ergonomik olmayan) işletmelerde hem kazalar sık
yaşanacağından çalışanlarda kaygı düzeyi yükselir, hem de verimli bir çalışma olmaz.
- Yapılan iş için zaman sınırlamasının olması, vardiyalı çalışma düzenine bağlı olarak çalışanın uyku ve
dinlenme sürelerinin değişmesi, biyolojik saatinin bozulması kronik yorgunluk ve strese yol açabilir.
- Çalışanların kendi aralarında ve yönetimle iletişimlerinin yetersiz veya kötü olduğu, huzursuz işletmeler
önemli bir stres kaynağıdır.
2-İşin Sıkıcı Olması: Hoşlanmadığımız, ancak zorunlu olarak çalıştığımız iş kolu bunun en güzel örneği
olabilir. Bunun yanı sıra emek verdiğimiz işe yaratıcılığımızı katamadığımız, tek düze bir şekilde otomatik
olarak yaptığımız işler, bir fabrikada yürüyen bantlarda çalışmak, bürokratik işlerle uğraşmak stres kaynağı
olabilir. Yapılan işin kişinin bilgi ve becerisinin altında kalması, iş hacminin düşük olması da işi sıkıcı hale
getirebilir.
3-Çok fazla iş: Çalışılan kurumda yeterli eleman bulunmaması sonucu kişinin kapasitesi üzerinde çalışmak
zorunda kalması, işin yetiştirilmesi için zamanın kısıtlılığının olması, işin kişinin beceri ve yeteneklerinin
yetersiz kalacağı bir iş olması da kişide kaygı ve stres yaratır.
4-Düşük ücret: Kişinin yaptığı işin karşılığı olarak beklediği ücreti alamaması, mali sıkıntı içinde
bulunması, geleceğe güvenle bakamamasına neden olur.
5-İş tanımının tam olarak yapılmamış olması: Rol belirsizliği, örgüt içinde kişinin işinin ne olduğunun
belirlenmemiş olması, işin sınırlarının belirsizliği, kimi çalışana aşırı yük, kimi çalışana az iş düşmesine
neden olur. Bu durumda hem çalışanlar arasında geçimsizlik ortaya çıkacak hem de yöneticiler ile
çatışmalara neden olacaktır ki, bu da çalışanların kaygı düzeyini yükseltecektir.
6-Yönetim: Yöneticilerin tek yönlü iletişimde bulunduğu, aşırı güç kullanımı ve cezanın ön planda olduğu,
çalışanlar arasındaki yarışmanın ileri düzeylerde olduğu, çalışanların kendileri ile ilgili konularda fikirlerinin
alınmadığı işletmeler, çalışanların kendilerini rahat hissetmedikleri, huzursuz işletmeler olmaya adaydır. Bu
tip işletmeler çalışanlar için bir stres kaynağıdır.
7-Sorumluluk: Kişinin yaptığı işin aşırı sorumluluk taşımasının yanı sıra, diğer çalışanların yaptıkları
işlerden de sorumlu olunması, çalışanın kendini stres altında hissetmesine neden olur.
8-Terfi etme: Yükselme, daha iyi şartlarda çalışma, nihayet daha iyi bir gelir düzeyi her çalışanın hayalini
süsler. Tüm bilgi, becerisi ve tecrübelerini sergileyebileceği şekilde meslekte ilerleyememesi, yada tam
tersi, donanımlarının yetemeyeceği bir kademeye yükselmesi kişinin kendisini stres altında hissetmesine
neden olur.
9-Yöneticilik: Tüm örgütlerde az yada çok, işin özelliğine bağlı olarak ortaya çıkan pek çok stres kaynağı
vardır. Ancak, en çok stres üreten kaynakların başında insan kaynakları ile yapılması gereken işin bir arada
değerlendirmesinin gerektiği yöneticilik gelmektedir. Kaya‟ya (2008) göre yönetim basamaklarında işin
düşünülmediği, tümüyle bireye kalmış bir zaman dilimi bulmak zordur ve belli bir zaman dilimine pek çok işi
sığdırmaya çalışma ya da “zamana karşı yarış” önemli bir stres faktörüdür.
10-Performansın Değerlendirilmesi: Us‟a (2007) göre performansın değerlendirilmesinin amacı bireysel
performansın sağlıklı ve adil standart ve kriterler aracılığı ile belirlenerek ölçülmesi, bu konuda kişilere bilgi
verilmesi ve kişisel performansın geliştirilerek örgütsel etkinliğin artırılmasıdır.
- Ancak, performansın değerlendirilmesi ve değerlendirme süreci hem çalışanlar hem de yöneticiler için
stresli bir süreçtir. Her şeyden önce değerlendiriliyor olmak bile kişiler üzerinde stres yaratır.
- Ancak şu da unutulmamalıdır ki, performans değerlendirmesi verimlilik ve başarının hem ölçüsü hem de
ödülüdür
 
Üst Alt