Final Davranış Bilimleri Final Ders Notları


AÖF Kurdu

Moderator
DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜNİTE 8

GİRİŞ


İnsanlar toplum halinde yaşayan sosyal varlıklardır. Sosyal varlık olmanın doğal sonucu iletişim

kurmaktır. Hiçbir insan ve insan topluluğu, iletişimsiz yapamaz.

İletişim, kişinin kendisiyle, kişiler arasında, gruplarda, örgütlerde ve kitleler düzeyinde mesaj aktarımı

anlamına gelir.

İletişim, mesaj üretme, iletme ve algılama sürecidir. İletişim kurmakta asıl amaç, anlaşılabilir mesajların

gönderilmesi ve karşı tarafın tutum ve davranışlarında değişiklik yapmaktır.

İLETİŞİM KAVRAMI ve ANLAMI

İletişim
mesajın bir kanal aracılığıyla kaynak ile hedef arasında iletilmesidir.

En kısa tanımı ile iletişim “kaynakla hedef arasında mesaj alışverişidir.

İletişim, bireyler arasındaki ilişkiler sistemi olarak da tanımlanabilir.

İletişim, kişilerin amaçsız etkileşimleri olmaktan çok, bir etki oluşturmaya veya davranışa neden olmak

amacıyla, mesajın kaynaktan hedefe aktarılmasıdır.

İnsanoğlunun sosyal ilişkilerde başarısının arkasında, iletişim yeteneği vardır.

İletişim esas olarak simgeler aracılığıyla bir kişi ya da gruptan diğerine bilginin, düşüncelerin,

tutumların veya duyguların iletimidir.

İletişim, tarafların anlam yaratıp, anlaşmaya varabilmek amacıyla mesaj paylaşım sürecidir.

Esas amaç bilgi vermektir. İletişimle bilgi, düşünce ve görüşler, kaynaktan hedefe aktarılır ve bu aktarma

işlemi sözlü, yazılı ya da sözsüz iletişim tarzında olabilir.

İLETİŞİMİN UNSURLARI

1-Temel unsurlar

a-Kaynak (Gönderici):
iletişimin başlatıcısıdır; iletişimi başlatan veya iletiyi gönderendir. Kaynak

olmadan iletişim kurulamaz. İletişim, gönderici ve alıcı olmak üzere en az iki kişiyi gerektirir;İletişim

ilişkisinin başlayabilmesi için öncelikle kaynağa ihtiyaç vardır.

b-Mesaj (İleti):Alıcı için bir uyaran olarak işlev gören uyarıcılardır. Mesaj, göndericinin fikirlerinin ve

isteklerinin sembollere dönüşmüş halidir.Eğer alıcının verdiği ve göndericinin algıladığı anlamlar birbirlerine

uygun ise “tam iletişim” söz konusu olur. İletişim, kaynağın gönderdiği mesajın, alıcı tarafından

algılanmasıyla kurulur. İ

Düşünce, duyu ya da bilginin kaynak tarafından kodlanmış biçimi olarak tanımlanan mesaj, bir duygu veya

düşünceyi aktarmayı isteyen kaynağın ürettiği sözel, görsel ve işitsel simgelerden oluşur.Mesaj

gönderilmeden önce oluşturulur, yani kodlanır. Bilginin, düşüncenin duygunun iletime uygun, mesaj haline

getirilmesine kodlama denir.

2-İkincil unsurlar

a-Kanal (Mesaj Yolu):
Kanal fiziksel (ses, beden), teknik (telefon) ya da toplumsal olabilir (okullar,

gazeteler vb.). Kanal, mesajın göndericiden alıcıya iletildiği yoldur.

Kanal, ışık dalgaları, radyo dalgaları, ses dalgaları, telefon kabloları ve sinir sistemi gibi mesajı taşıyan

araçlardır.

Örneğin, sözlü iletişimde kanal “hava”dır, telefon görüşmelerinde ise telefon hatları kanal rolü görür. Radyo

ve televizyon iletişiminde kanal frekanslardır. Kanal, kaynak ve alıcı arasındaki bağdır.

b-Alıcı (Hedef):İletişimin gerçekleşmesi için en az iki kişiye ihtiyaç vardır. Bunlardan biri kaynak diğeri

alıcıdır.

Kodlanmış mesajı alan ve kodunu açan kişi alıcıdır. Alıcı, mesajı taşıyan sembolleri algılayıp anlam vererek,

iletişimi sonlandırır ya da kendisi bir mesaj göndererek gönderici konumuna geçer.

Alıcı, gönderilen mesajı alan kişidir. İletişim sürecinde, kaynağın gönderdiği mesaja hedef o lan kişi, grup ya

da kitleye alıcı denir.

c-Filtre (Algılama) ve Değerlendirme:Algı kavramı genel anlamıyla duyu organları aracılığıyla

alınan uyarıların (duyusal sinyal, simge, sembol) anlamlı bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesi ve

yorumlanmasıdır. Algı, duyu uyarıcılarının, duyu alıcılarına ulaşmasıyla başlayaqan ve algılanan duyunun

tanınmasına, farkına varılmasına, kavranmasına, idrak edilmesine, tanımlanmasına kadar geçen fiziksel,

nörolojik ve bilişsel süreçlerin tamamıdır.

Algı idrak etmek ve içeriğine vakıf olmak anlamına gelir.

d-Geri Bildirim (Feed-Back):Geri bildirim, alıcı ve gönderici arasında geriye bilgi akışıdır. Bu

sayede, gönderici mesajının anlaşılıp anlaşılamadığını öğrenir. Geri bildirimin olmadığı bir iletişim, “tek

yönlü iletişim” iken; geri bildirimin olduğu iletişim, “çift yönlü iletişim”dir. Geri bildirim, bir tür kontrol

mekanizmasıdır ve iletişim sürecini etkiler ve iletişim sürecinin son unsurudur. Alıcının, kaynağın mesajına

verdiği yanıt, geri bildirim olarak adlandırılır.

Alıcı mesajı tam olarak algılar ve bunu kaynağa doğru biçimde gönderirse, buna pozitif geri bildirim

denir. Olumsuz (negatif) geri-bildirim ise kaynağa mesajın amaçlandığı şekilde alınmadığını bildirmek

suretiyle, düzeltici bir işlev gören geri bildirimdir.

İLETİŞİM SÜRECİ

Toplum bilim sözlüğünde süreç, “bir olayın düzenli olarak ve birbirini izleyen değişimlerle gelişmesi,

başka bir olaya dönüşmesi” olarak tanımlanmaktadır. İletişim de birkaç adımı gerektiren bir süreçtir. Süreç,

göndericinin düşünceleri, duyguları veya görüşleri kodlamasıyla ve hedefe göndermesiyle başlar. İletişim

süreci, bir mesajı herhangi bir kanalla gönderen gönderici veya kaynak, gönderilen mesaj veya ileti, mesajın

gittiği kanal

ve mesajı alan hedef veya alıcı olmak üzere dört temel unsurdan oluşur.

İletişim sürecinin önemli bir unsuru da çevresel faktörlerdir. Çevre faktörleri, mesajın iletişim kanalı

içinden akışını etkileyen koşulları ifade eder. Örneğin, gürültü bir çevre koşuludur. Aynı şekilde, hava

şartlarının radyo dalgaları üzerindeki etkisi de bir başka çevre koşuludur.

İLETİŞİM TÜRLERİ

Grup Ilişkilerinin Yapısına Göre Iletişim Türleri


a- biçimsel olmayan (informel) iletişim,b- biçimsel (biçimsel) iletişim,

c-dikey iletişim

d-yatay iletişim

Kullanılan Kanallara Ve Araçlara Göre Iletişim Türleri

a-görsel iletişim

b- işitsel iletişim

Zaman Ve Mekân Boyutlarına Göre Iletişim Türleri

a-yüz yüze iletişim

b-uzaktan iletişim

Kullanılan Kodlara Göre Iletişim Türleri

a- sözlü iletişim,

b- yazılı iletişim,

c- sözsüz iletişim;

a-Sözlü İletişim:konuşma dili olarak da adlandırılır. Sözlü iletişim; yüz yüze görüşmeler, toplantılardaki

konuşmalar, sözlü sunumlar, halka hitaplar, telefonla yapılan görüşmeler, eğitim kursları, konferanslar, resmi

konuşmalar, kurmay toplantıları, komiteler ve uyum programları gibi çeşitli biçimlerde yapılır.

Sözlü iletişim, primer (birincil) iletişim biçimidir.

b-Sözsüz İletişim

Sözcükler, iletişimin birincil araçlarıdır. Sözlü iletişimde kullanılan sözcükleri destekleyen daha birçok öğe

vardır. Bu öğelere, ikincil mesaj kanalları denir. İkincil mesaj kanalları sözsüz iletişim kanallarıdır. Jestler,

hareketler, materyal kullanımı, zaman ve mekânın kullanımı, sözsüz iletişimin önemli unsurlarıdır. Beden dili

olarak da adlandırılan sözsüz anlatımlar, insanlığın tarihiyle birlikte başlamıştır.

Yapılan araştırmalar, kişilerin karşılıklı konuşmalarında mesajın %35'inin sesli,%65'nin ise, sessiz

kanallarla iletildiğini göstermektedir.

Sözsüz iletişimin Unsurları

--mekan

--beden dili

--betimleme

c-Yazılı İletişim


Yazılı iletişim, sözlü iletişime göre alıcının onu okuması, yorumlaması ve cevaplandırması nedeniyle

gecikmeli olarak kurulur.

İletişimin Bozucu Engeller Oluşturan Faktörler

1-İnsanların iletişime olan ihtiyaçlarının farkında olmamaları,

2-İnsanların iletişimin önemini yeterince kavrayamamaları,

3-İnsanların etkin iletişim yöntemlerini bilmemeleri.

4-İnsanlar arasında etkin iletişimin en önemli engellerinden biri, mesajı anlamadan önce onu yargılama ve

değerlendirmeye kalkmaktır.

İLETİŞİMİN ENGELLERİ

İletişim engelleri, mesajın iletilmesini ve alınmasını engelleyen tüm faktörlerdir.

1-Kişisel İletişim Engelleri:İletişimin kişisel engelleri, gönderici ve alıcının mesajı kodlarken,

gönderirken veya kod açarken gerekli dikkati göstermemelerinden kaynaklanan engellerdir.

Kişiler Arası Iletişimi Engelleyen Faktörler

a-sözcüklere boğulma (verbalizm)

b-Mesajı algılayamama

c-alıcının ilgi duymaması,

d-Dinlememek

e-Fiziksel çevrenin verdiği rahatsızlıklar

f-fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıklardır

g-Kişisel farklılıklar,

h-algılama farklılıkları

2-Dil ve Anlatım Güçlükleri:Dil, iletişimin temel unsurudur.

a- Dil karmaşık biçimde kullanımı: Dil karmaşık biçimde kullanımı iletişim engeline yol açar. Bu nedenle

iletişimde basit, yalın ve açıklayıcı bir dil kullanılmalıdır. Sözcüklerin anlamı, kelimelerde değil, onların

kullanımındadır.

b- jargon kullanımı: Kelime anlamını, alıcının algılama yeteneğine göre kazanır.Bir mesajın iletilmesinde

göndericinin seçtiği kelimeler ve genel anlamda kullandığı dil, iletişimin kalitesini belirler. Tüm meslek ve iş

kollarının, kendi özel dili vardır. İnsanların belli bir meslekî teknik dille iletişim kurmaları, jargon olarak

bilinir.

Dil ve anlatım güçlüklerinin ortadan kaldırılması için takip edilecek birkaç adım

a-Mecaz, istiare ve teşbih sanatlarına fazla yer verilmemelidir.

b-Kısa kelimeler, uzun kelimelere; kısa cümleler, uzun cümlelere tercih edilmelidir.

c-Cümlenin anlamına katkısı olmayan kelime, cümle içinde bulunmamalıdır.

d-Cümleler hedefe göre kurulmalı, jargondan uzak durulmalıdır.

e-Olumlu anlamları olan sözcükler seçilmelidir.

---Dil ve anlatımdan kaynaklanan iletişim engellerinin asıl nedeni, birçok kelimenin, çoğu zaman farklı

anlamlarda kullanılması ve hedefin bunları farklı anlamlandırmasıdır

3-Dinleme ve Algılama Yetersizliği:İletişim, gönderici ve alıcı arasında mesaj alışverişidir;

dolayısıyla iletişimin etkinliğini sadece gönderici belirlemez, aynı zamanda alıcının dinleme ve algılama

yeteneği de belirler.

İletişimin dinleme ve algılamadan kaynaklanan engelleri; atlama, savsama (omission), çarpıtma (distortion)

ve aşırı anlam yükleme (overload)dir. Atlama, “mesajın bazı kısımlarını silmektir.”

4-Bilgi Eksikliği:Yetersiz bilgi, iletişim sürecinde, kaynak ile hedef arasında engel oluşturur.

Göndericininmesajın içeriğini dolduracak kadar bilgili olmaması durumunda da, iletişim engeli ortaya çıkar.

5-Cinsiyet ve Kültür Farklılıkları:Cinsiyet farklılıkları, özellikle geleneksel toplumlarda önemli

bir iletişim engelidir. Erkekler ve kadınlar, çocukluklarından beri farklı eğitim alarak büyürler. Bu durum,

yaşam konusunda farklı tutum ve bakış açıları, farklı iletişim biçimleri geliştirmelerine neden olur. iletişimde

kadın ve erkekler farklı iletişim biçimleri geliştirirler. Mesaj iletiminin cinsiyete göre farklı olduğu diğer bir

beden dili öğesi de, dokunmadır. Dokunma dostluğu ve kişiselliği sembolize eder.

6-İletişimin Psikolojik Engelleri:Göndericinin anlatım biçimi ve psikolojisi de iletişim engeli

olabilir.

Kaynağın verdiği mesaj, alıcı tarafından alınmak istenmediğinde, iletişim engellenir. Buna tıkanık iletişim

denir.

Dikkat dağınıklığı, iletişim sürecinde önemli bir psikolojik engeldir. Etkin iletişimi engelleyen diğer bir insan

ilişkileri faktörü, kişilerin farklı duygusal yapılarıdır.

İetişim Engellerini Ortadan Kaldırmak Için Kullanılması Gereken Yöntemler

1-Kaynak, sözlü mesajı alıcının anlayacağı ve algılayabileceği biçimde iletmelidir.

2-Mesaj, alıcının ilgisini çekecek gerçek ve çekici örneklerle desteklenmelidir.

3-Mesaj, alıcıyı etkileyecek türden bir kanalla gönderilmelidir.

4-Kaynak ve alıcının fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkları giderilmelidir.

5-Mesajın anlaşılıp anlaşılmadığı geri bildirimle kontrol edilmelidir.

İletişim engellerini ortadan kaldırmanın en etkin yolu, öncelikle engelin farkına varmak ve sonra da onu

ortadan kaldırmaktır.

İLETİŞİM ENGELLERİNİ AŞMA YOLLARI

1-İletişimin Kişisel ve Çevresel Engellerini Aşmak

İletişimin Kişisel ve Çevresel Engellerini Aşmanın Yöntemleri


a-Algılama farklılıkları ve yetersizliği.

b-Dil farklılıklılarını ortadan kaldırmak.

c-Duygusal reaksiyonları ortadan kaldırmak. İ

d-Sözlü ve sözsüz iletişim arasındaki uyuşmazlığı aşmak

e-Güvensizliği ortadan kaldırmak.

f-Ağdalı ifadelerden kaçınmak.

g-Alıcının duygu dünyasını ayarlamak.

h-Geri bildirim kullanmak.

ı-Pekiştirme kullanmak.

j-Basit bir dil kullanmak.

k-Sözleri davranışlarla desteklemek.

l-Yüz-yüze iletişim kurmak.

m-İletişimde farklı kanallar kullanmak.

2-Dinleme Becerisi Geliştirmek

Dinlemek bir saygı gösterisidir. Karşısındaki kişi tarafından dinlenen birinin özgüveni artar, kendisiyle

barışık mutlu bir kişi olma olasılığı yükselir. beynimiz mesajları seçerek algılar.

Dinleme Türleri

a-Empatik dinleme
, kişinin iç dünyasını anlayarak onun gözüyle dünyayı görebilme çabasıdır. Bu süreç

kişinin davranış duygu ve düşüncelerini yargılamadan, onun kişisel bağlamı içinde onu anlamayı ve

yorumlamayı içerir. İyi bir dinleyici, karşısındaki insanı yargılamadan dinlemeyi bilir. Dinleme duymaktan

farklıdır. Duyma, sesleri fiziksel olarak algılamaktır.Dinleme ise seslerin anlamını zihinsel olarak

belirlemekle ilgilidir. Empatik dinlemede mesajı konuşmacının bakış açısından algılamaya çalışır.

b- Ayırıcı dinlemede, sözcüklerin cümle içindeki kullanımından kaynaklanan anlamlar bulunmaya çalışılır.

Kapsayıcı dinlemede asıl amaç, mesajın anlamını ortaya çıkarmaktır. İşle ilgili konferanslara, tartışma

gruplarına katılma ve iş sunumlarını dinlemede kapsayıcı dinleme bir ihtiyaçtır. Kapsayıcı dinleme sırasında

dinleyici, konuşmacıyı veya mesajı yargılama yoluna gitmez.

c-Eleştirel dinleme:, iletilen mesaj belli bir değerlendirmeye tabi tutularak dinlenir. Bu tür dinlemede insan,

mesajı yargılayarak ikna olmaya çalışır. Bu tür dinlemede mesaj mantıksal çerçevelerden geçirilerek ve

söylenenlere kanıtlar aranarak dinlenilir.

d- Aktif dinleme:dinleyici sözlü, sözsüz ve diğer tüm iletişim unsurlarına dikkat eder.

e-pasif dinleme

ETKİN İLETİŞİM


Etkin iletişim, alıcının algılayabileceği şekilde mesajı ona iletmekle, mesajın tam olarak algılanması ve

gerekli tepkinin gösterilmesiyle sağlanır. Etkin iletişim, hem kaynağın hem de alıcının kullanılan sembollerin

anlamlarını bilip, onlara ortak anlam vermesiyle kurulur

Etkin Bir İletişim Unsurları

1-Bilinen ve geniş kapsamlı bir iletişim yapısının oluşturulması,

2-Çeşitli görevler yüklenmiş kişiler arasındaki ilişkilerin kurallarla belirlenmesi,

3-İnsanlar arasındaki ilişkilerin, uyumlu bir şekilde birbirine bağlanması.

Iletişim Etkinliğinin Temel Amacları

1-İletilecek mesajın kodlanması ve iletilmesi,

2-Mesajın kodunun çözülmesi ve filtre edilmesi,

3-Mesajın algılanması ve değerlendirilmesi,

4-Mesajın kabul edilmesi,

5-Mesaj doğrultusunda alıcının harekete geçmesi



DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜNİTE 9

GİRİŞ


Bireyin çevresinde olup bitenlere tepki vermesi için önce çevreden gelen uyarıcıları algılaması gerekir.

Organizmayı etkileyen herhangi bir faktöre uyarıcı denir. Ses, renk, koku, tat gibi uyarıcılar beyni uyarır ve algılama

sürecini başlatır.

Algılama sadece uyarıcılarla ilgili bir durum değildir; yani algılama sadece dışsal faktörlere (uyarıcı) bağlı değildir;

aksine içsel ve dışsal faktörlerin etkileşimiyle olur. Algılamayı etkileyen içsel faktörlerden biri, aynı olguyu farklı

biçimlerde algılamaya neden olan kişiliktir.

Kişilik, insanın kendi duygu ve davranışlarının bir bütün oluşturmasıdır. Kişilik her kişiye özgü özelliklerin

tümüdür ve algı objesi değişmese bile kişilik, algılamayı etkileyen önemli bir faktördür.

Algılamayı etkileyen diğer bir faktör zekâ ve yetenektir.

ALGILAMA VE ALGI KAVRAMI

Algılama,
uyaranların duyumsanması işlemine verilen addır. Algılama, duyu ve duyum aracılığı ile meydana

gelir. Alıcıların dış çevreden duyular vasıtasıyla aldığı uyaranları sinirsel enerjiye çevirmesi sürecine algılama,

ortaya çıkan ürüne de algı adı verilir. Beyne gelen duyu verilerinin beyinde işlenerek belirli bir yapı ve

organizasyona sokulma işlemidir.

Mutlak eşik organizmanın tepkide bulunabilmesi için gerekli en küçük uyarıcı şiddetidir. fark eşiği

Uyarıcıda meydana gelen değişikliğin fark edildiği en küçük miktara denir

Algılar ihtiyaçları, güdüleri ve tutumları etkilediği gibi, ihtiyaçlar, güdüler ve tutumlar da algılamayı etkiler.

Algılama iki biçimde karşımıza çıkar; deneysel algılamalar ve zihinsel algılamalar. Deneysel algılamalar, duyu

organları yoluyla algıladıklarımız; zihinsel algılamalar ise altıncı hissimizle algıladıklarımızdır.

Algılama sürecinde kişi iç ve dış uyarımları fark eder. Bu fark etme sürecinde dışsal faktörler (algılanan nesnenin

büyüklüğü, şekli, rengi, kokusu) ve içsel faktörler (kişinin deneyimi, kültürü, inançları, karakter yapısı, duyguları,

beklentileri, ihtiyaçları) devreye girer. Kişinin görme, duyma, koklama, dokunma, düzenleme yeteneği algılama

derecesini etkiler.

Uyarıcı sürekli ise ve enerji düzeyinde bir değişiklik meydana gelmiyor ise duyu organı uyarıcıya uyum sağlar ve

tepkide bulunur; böylece algıda süreklilik oluşur.

Her duyumla birlikte bir algılama ortaya çıkar; bununla birlikte psikolojik olayların en yalın öğeleri, duyumlar

değil, algılardır. Çevreden gelen etkiler duyu organlarını uyarır, böylece meydana gelen sinir akımı, beyne ulaşır

ulaşmaz duyum olayı ile birlikte bir algılama meydana gelir. Algılama sürecinde duyumlar anlamlı bütünler halinde

kavranır. Algılamada beyne iletilen uyarımlar, önce gruplar halinde örgütlenir ve sonra da bir anlam kazanır.

Algılama anında beyin, bireyin içinde bulunduğu psikolojik veya fiziksel durumdan etkilenir. Aç insanın yiyeceği

gördüğü sıradaki algısı ile tok insanın algısı farklıdır. Algı kişinin beklentileriyle, geçmiş deneyimleriyle, diğer duyu

organlarından gelen başka duyuları, toplumsal ve kültürel etkenleri hesaba katmasıyla, duyuları seçme, bazılarını

ihmal etme, bazılarını kuvvetlendirmesiyle, duyulara bazı eklemeler ve çıkarmalar yapmasıyla oluşur.

Algı Tanımları

Algı
Uyarıcıya anlam kazandırma süreci algılama iken, algılamanın sonucunda ortaya çıkan ürüne denir.

Algı (percept, sense) kavramı genel anlamı ile duyu organları aracılığıyla alınan uyaranların (duyusal

sinyal, simge, sembol) anlamlı bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesi ve yorumlanmasıdır. Algı, duyu

uyarıcılarının, duyu alıcılarına ulaşmasıyla başlayan ve algılanan duyunun tanınmasına, farkına varılmasına,

kavranmasına, idrak edilmesine ve tanımlanmasına kadar geçen fiziksel, nörolojik ve bilişsel süreçlerin tamamıdır.

Algı, kişinin etrafında olup bitenlere tanıklığıdır.

Algılar çok boyutlu etkileşimli bir düzlemde gerçekleşir. Algı, uyarıcının alınmasıyla başlar ve tanımlanmasıyla biten

alt süreçlerle tamamlanır.

Algı, idrak etme, uyaranın içeriğine vakıf olma, bir etkiye maruz kalma ve ona tepki gösterme olgusudur. Algı,

algılanan şeyin gerçeğine ulaşmak, olayı ve olguyu tüm boyutlarıyla kuşatmak ve ilgi kurmaktır.

Algı, algılanan şeyin gerçeğine ulaşmak, onu bütün boyutları ile kavramaktır. Algıların alınma sürecine

algılama denir.

Algılama:Algıların analiz edilip yorumlanması, örgütlenmesi, sistemleştirilmesi sürecine denir

Algıda seçicilik” adı verilen süreci belirleyen kişinin inanç, değer, ihtiyaç, istek ve beklentileridir.

Aristo’ya göre duyu yetisi, yanmaya hazır olan bir maddeye benzer ve faaliyetine başlamak için de ilk

ateşlemeyi (algılamayı) başlatacak bir ateşleyiciye (uyarıcı) ihtiyaç vardır.

Gestalt Psikololarına Göre Algı

Algının nasıl işlediği ve algılamaya esas teşkil eden faktörler algı yasalarını oluşturmaktadır. Algı Gestalt

psikologlarına göre bir örgütlemedir. Bu örgütleme bütüncül bir yapıyı ifade eder ve bütün parçalardan farklı bir

yapı oluşturur. Gestalt psikologları algı yasalarını bütünün parçaların toplamından daha farklı ve büyük olduğu

ilkesine göre tanımlamaktadır.

Gestalt Psikololarına Göre Algı Yasaları

1-Zemin-şekil yasası.

2-Yakınlık yasası.

3-Mekân algısı.

4-Süreklilik yasası:

5-Benzerlik yasası:

6-Basitlik Yasası.

7-Pragnaz yasası:

8-Tamamlama yasası:

ALGILAMA SÜRECİ

1-seçici dikkat,

2- organizasyon

Algilama Süreçleri

1-Duyu süreçleri. Birey duyu organlarıyla çevresindeki çeşitli uyarımlara ulaşır. Çevre uyarımları duyular

vasıtasıyla alınıp bilinçte değerlendirildiği zaman, algılama gerçekleştirilmiş olur.

2-Simgesel süreçler. Simge, bir obje veya durumu temsil eden işarettir. Örneğin, limon resmi görülünce ekşi

tadı algılanıp kişinin ağzının sulanması, simge temelli bir algılama örneğidir.

3-Duygusal süreçler. Algılamanın duygusal süreçlerinde, uyarımın taşıdığı mesaj ve bilgiyi aşan bir anlam

üzerinde durulur. Örneğin, bir olayı ya da nesneyi algılarken onun yalnız bellekteki geçmiş izlenimleri ve simgeleri

birleştirilmekle kalmaz, başka anlamlar üretilmeye çalışılır.

Seçici dikkat dış dünyadan gelen uyarıcıların tamamının beyne ulaşmayarak bunlardan bazılarının

seçilerek algılanmasıdır.

Algılama sürecinde bireyin beklentileri, deneyimleri, ihtiyaçları, eğitim düzeyi, toplumsal ve kültürel etkenler

sürece dâhil olur. Gelen duyuları seçme, bazılarını ihmal edip bazılarını güçlendirme, aradaki boşlukları doldurma

ve beklentilere göre anlam verme faaliyetleri bu aşamada gerçekleşir.

Algılama sürecinde bireyin beklentileri, deneyimleri, ihtiyaçları, eğitim düzeyi, toplumsal ve kültürel etkenler

sürece dâhil olur.

Duyu organları, algılamanın araçlarıdır. İnsan, iç ve dış çevresinden gelen uyarıcılarla karşı karşıya kalır; bunları

duyar ve kaydeder. Kaydettiği ilk izlenimi yorumlar. Yorumlarının doğruluğu geri bildirimle denetlenir ve uyarıcılar

yolu ile gelen etkiyi “anlam”a veya “davranış”a dönüştürür. Böylece tutumlar ve davranışlar algılara göre

biçimlenir.

Algilama Sürecinin Unsurlari

1-Uyarıcı (stimulus).
Algı bir uyarıcıyla başlar. Uyarıcı, organizmayı etkileyen çevresel etkendir.

Uyarıcılar, organizmanın duyu verileri vasıtasıyla algıladığı her şeydir. Bunlar bazen ses, bazen renk, bazen

sertlik hissi olabilir. Uyarıcıların

Uyarıcı, insanın dış çevresinden olduğu gibi iç çevresinden de gelebilir. Dış ve iç çevreden gelen herhangi bir

uyaran olmadan algılama süreci başlayamaz.

2-Duyu. Duyular, alıcı hücrelerin dış çevreden aldığı fiziksel enerjiyi, sinirsel enerjiye çevirmesiyle oluşur. Bu

sinirsel enerji beyinde işlenir ve işlemin sonucunda algısal ürün ortaya çıkar. Dokunulan bir cismin sert-yumuşak,

soğuk-sıcak olarak algılanması gibi.Algılar duyular üzerine kuruludur; duyular algıya temel oluşturur. Duyu,

uyarıcıların duyu organlarımız üzerinde bıraktığı etkidir. Algı ise bu etkinin zihnimizde aldığı şekil, etkiye

verdiğimiz anlamdır. Bazen uyarıcı olmasına rağmen algılama olmaz. Örneğin bilmediğimiz dili konuşan birinin

cümlelerini algılayamayız.

3-İzlenim. Kimi zaman duyu organları algılamaya yetecek güçte duyu alamazlar. Çevreden gelen uyarıcılar,

anlamaya yetecek güçte olmadığında insanda yalnızca bir izlenim bırakırlar. İzlenim, uyarıcıların tam anlaşılmamış

etkileridir. Bulanık, yetersiz olan izlenimler, çevreden gelen uyarıcıları yanlış algılamaya yol açabilir.

4-Geri bildirim. İnsanın izlenim aşamasında, belirsizlikten, yanılgıdan ve ön yargıdan kurtulmak için edindiği

duyuyu yorumlayarak değerlendirmesidir.

5-Anlama. Anlama aşamasıyla algılama süreci tamamlanır ve ortaya algı çıkar.

İnsani Gerçek Olmayan Algilara İten Nedenler

A-Duygusal Yeğleme.

B-Ketleme.

C-Kümelendirme.

D-Yaşantıyı Karıştırma.

E-Alışkanlık.

F-Ortamın Etkisi.
Aynı uyaran, farklı ortamda farklı algılanabilir.

Sonuç olarak algılamanın doğru ve gerçek olması için dış uyaranların insanın duyu/algı organlarına kadar

gelmesini engelleyecek fiziksel engelin olmaması gerekir.

Ponzo etkisi : Uzaklık ipuçlarının kişiyi yanıltmasına denir.

ALGI TÜRLERİ

Algılama için uyarıcıya ihtiyaç vardır. Ancak uyarıcı olmadıkça algılamanın olamayacağını söyleyemeyiz.

1-İç Algı: benliğin bilinç aracılığıyla kendi durumu ve eylemleri hakkında elde ettiği bilgi veya uyarıcılar

vardır ki bunların algılanması için kişinin iç melekeleri devreye girer. Bunlara iç algı denir.

Duyu organlarıyla algılayamadığı algılar da vardır. Bunlara “iç algı”lar denir. İç algılar, insan sezgileriyle ve

öngörüleriyle (basiret) ilgili algılardır.

2-Dış Algı:Nesnelerin insan aklında meydana gelen şekilleri ve görüntüleri vardır.

Bunlara dış algı denir. Dış algı, dış dünyadaki nesnelerin insan zihnindeki resimlerine ilişkin algıdır.

bu tür algılar gerçektir ve gerçeğin görüntüleridir. İnsanın çevresel duyuları algılaması sırasında yararlandığı “dış

algı”lar (görme, duyma, dokunma) kişinin duyu organları sayesinde algıladığı duyulardır.

ALGI TÜRLERİ(2.sınıflandırma)

1-Duyu algısı. Eşyaya ait özelliklerin duyu organları aracılığıyla alınarak nitelik, nicelik, yer ve durum gibi

kategoriler hakkında bilgi sahibi olunmasıdır.

2-Hayal algısı. Eşyayı, yine duyu algısındaki özellikleriyle, fakat bu kez ortada eşya olmadan, onun gözden uzak

olarak hayal edilmesi ve hatırlanışıyla ilgili algılardır.

3-Vehim ve tikel algı. Duyulara ilişkin tikel anlamların algısıdır.

4--Akıl algısı. Tikel veya tümel bütün soyut anlamların algısıdır.

Algılama sürecinde sezgiler de önemli rol oynar. Sezgi, dolaysız kavrama anlamına gelir.

Sezgi, insanın bilişsel süreçleri kullanmadan, çıkarımsal olmayan bir yolla derinden ve içe doğan bir meleke ile

olayların bilincine varmasıdır.

İnsanın olayları sağlıklı değerlendirebilmesini algılarının sağlamlığı, doğruluğu, reel

olana uygunluğu belirler. Buna göre algılamanın sağlamlığının bağlı olduğu faktörler


1-Gerçek izlenimlere,

2-Doğru, gerçek duyulara,

3-Gerçek algılara,

4-Gerçek algılama yeteneğine bağlıdır.

ALGILARIN ÖZELLİKLERİ

İnsan uyaranları iki şekilde algılayabilir; tecrübe ve zihinsel olarak.

1- Seçici olmasıdır. Seçici algılama “seçici maruz kalma”, “seçici dikkat” ve “seçici hatırlama” unsurlarından

oluşur.

Algılama sürecinde bir tek uyarana değil, uyaran gruplarına tepkide bulunuruz. Buna algılamada örgütleme

denir.

2-Algısal değişmezlik: nesneleri çeşitli nitelikleri ile bir kez öğrendikten sonra bunlarla farklı zamanlarda ve

durumlarda karşılaştığımız zaman veya onlara farklı açılardan baktığımız zaman farklı görünmelerine rağmen biz

onları hep aynı görürüz. Bu olguya denir.

3- Derinlik : uzay algılamasında ortaya çıkar.

Herkesin Eşit Bir Algılama Yeteneği Yoktur Ve Söz Konusu Eşitliği Bozan

Etkenler


1-İhtiyaçlar.

2-Beklentiler.

3-İlgiler.

4-Öğrenme, bilgi ve deneyim.

5-Algı alanı.

6-Algı dayanağı.

Algı Yanılmaları

1-İllüzyon(yanılsama
),uyarıcıların hatalı algılanması sonucunda algının yanlış olmasıdır.

2-Hallüsinasyon(Sanrı). Bir uyarıcıyı bulunmadığı halde varmış gibi algılamaktır. Olmayan şeyleri görmek,

olmayan sesleri işitmek gibi dayanaksız algılamadır.

3-Phi (Fi) Fenomeni. Art arda gelen durgun uyarıcıların hareket ediyormuş gibi algılanmasıdır.

DiKKAT

Dikkat
, bilincin açıklık ve işlevsellik derecesi, insanın algılamaya hazır oluş düzeyidir.

başlangıç ve ön koşuldur. Dikkat algılama sürecini başlatır. Bilinçli veya bilinçsiz olarak, yönlendirmenin veya bilinç

dışı bir uyaranın etkisiyle ortaya çıkabilir.Dikkat, bir seçme faaliyetidir. İnsanın bir şeye dikkat edebilmesi, seçici

algılarının devreye girmesiyle olur. Seçme faaliyetinin başlaması için uyaranın olması yetmez. Uyaranlar algılama

için yeterli olsaydı, herkesin aynı nesneden veya olaydan aynı sonucu çıkarması gerekirdi. Oysa algılama sürecinde

devreye kişisel özelliklere dayalı sübjektif yorumlar girer. Kişinin yorum biçimini, eğitimi, kültürü inancı ve

değerleri etkiler.

Algılama sürecinde dikkat bir seçim faaliyeti olarak ortaya çıkar. İnsanın seçim yeteneği üzerinde

birçok faktörün etkisi vardır. Bunlar iç ve dış faktörler olarak iki grupta incelenebilir:

1-Dış faktörler.
Kişinin sosyal ve fizikî çevresinden algıladığı faktörlerdir.

Bu konuda dikkati etkileyen başlıca faktörler; uyarıcının durumu, şiddeti, büyüklüğü, devamlılığı, hareketliliği,

tekrarı, ayrılmış ve farklı oluşudur.

2-İç faktörler. Bunlar insanları bir seçim faaliyetine yönelten ve içten gelen güç/güdü kaynaklarıdır. Özellikle

fizyolojik ve psiko-sosyal kaynaklı motiflerdir. Bu faktörler insanın kültürüne, eğitimine, alışkanlıkları ve sosyal

yaşantısına bağlıdır.

Dikkat Türleri

1-İlgi dikkati
: İnsanın özel ilgisi ve merak duygusu bu tür dikkatin oluşumunu sağlar

2-Bilinçli dikkat:zihinsel çaba harcaması gerekir. Burada insan kendi arzusu ve iradesiyle gözlediği olay,

durum, nesne ya da kişiye dikkatini yöneltmektedir ve zihinsel yönden aktif durumdadır.

3-Bilinçli olmayan dikkat. İnsanın elinde olmadan bazı olay, durum ya da kişilerle ilgili uyarımlar, onun

dikkatini çeker.

Dikkati ve dikkat yoluyla algılamayı belirleyen uyarıcı ve bireysel özelliklere

ilişkin etkenler


1-Şiddet ve büyüklük.

2-Kontrast.

3-Hareket.

4-Tekrar ve pekiştirme

5-Farklılık ve yenilik.

6-Değişmezlik.

ATFETME (YÜKLEME)

Atfetme (attribution)tanım 1,
kişinin kendisinin veya başkasının davranışlarını yorumlaması ve onlara

anlam yüklemesidir.

Atfetme (yükleme)tanım 2:algılanan insanın davranışlarına bakarak onun içsel durumunu tanımak ve

davranışlarının nedenlerini bilmek için nedensel çıkarsama yapmadır.

Atfetme (yükleme)tanım 3:insanların bir olayın niçin ve neden kaynaklandığı üzerinde varsayımlarda

bulunarak, ilişkilerden anlam çıkarmasıdır.

Bir çıkarsamanın doğru olabilmesi için ilişkiye dayanak olan davranışlarda olması

gereken özellikler


1-Davranış tutarlı (consistency) olmalıdır.

2-Davranış belirgin (distinction) olmalıdır

3-Davranış başkalarınca da yapılabilir olmalıdır.

4-Davranış insanın yalnız başına olduğunda da yapılabilir olmalıdır.

DAVRANIŞ BiLiMLERi VE ETİK ÜNİTE 10

GİRİŞ


Her birey kendine özgü bilgi, beceri, yetenek, tutum, değer, algılama şekli ve kişiliğe sahiptir. Bu olguların hepsi

açısından bireyler birbirlerine benzemekte ya da farklılaşmaktadır.

KİŞİLİK KAVRAMI

Kişilik,
insanların kendilerini ve diğerlerini nasıl gördüklerini ve değerlendirdiklerini, diğerlerini nasıl

etkilediklerini, iç ve dış ölçülebilir özelliklerinin neler olduğunu ve birey-durum etkileşiminin nasıl gerçekleştiğini

açıklayan bir kavramdır.

Psikolojide kişilik: insanların dünyayı nasıl görüp yorumladığını ve ona nasıl tepki verdiğini yansıtan bir

kavramdır.

Kişilik, farklı durumlarda insanı tutarlı bir şekilde davranmaya iten bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu

doğrultuda kişilik, bireyin davranışını etkileyen ve görece olarak dengeli olma özelliğine sahip bir özellikler seti

şeklinde tanımlanmaktadır. Bu özellikler seti, insanı başkalarından ayıran, bedensel, zihinsel ve ruhsal özelliklerin

bir bütünüdür ve kişinin gelecekteki davranışlarını tahmin etmede temel teşkil etmektedir.

Kişiliği tanımada ölçüm aracı davranıştır. Bir başka deyişle kişilik, davranışsal açıdan tanımlanabilir.

Davranış bilimlerinde davranış, tutum ve kişilik kavramları karşılıklı etkileşim içierisindeki olgular olarak

değerlendirilmektedir.

KİŞİLİĞİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER

1-Kalıtsal Faktörler:
Bu duruma ilişkin en önemli kanıtlar ayrı ortamlarda yetişen tek yumurta ikizlerinin

incelenmesi sonucu elde edilmiştir. Bu incelemer, farklı ortamlarda yetişen ikizlerin yeme-içme alışkanlıklarından

giyim tercihlerine ve kişisel alışkanlıklara kadar pek çok noktada benzer özellikler taşıdıklarını ortaya koymaktadır.

2-Çevresel Faktörler

a-Aile

b-Toplum ve Kültür: her toplumsal yapı içerisinde bireyler toplumsallaşma ya da sosyalizasyon süreci

aracılığı ile o toplumsal kültüre uygun kişilik özelliklerine sahip olma yönünde teşvik edilmektedir.

c-Deneyim:Üç yaşlarında kişiliğin ham haliyle görece olarak istikrar kazanmaya başladığı kabul edilmektedir.

Kişilik zamanla değişmeye ya da gelişmeye devam etmekle birlikte bu değişimlerin en köklü ve büyük olduğu

dönemler çocukluk ve ergenlik çağlarıdır

KİŞİLİK KURAMLARI

PSİKOLOJİNİN KİŞİLİK TANIMINA YÖNELİK YAKLAŞIMLAR

1-Nomotetik kuramlar:
kişiliği, özelliklerin belirlenmesi ve ölçümü aracılığı ile ortaya koymaya

çalışırken bu süreçte kişilik testlerini kullanmakta ve kalıtsal faktörlerin kişiliğin en önemli belirleyicisi olduğunu

varsaymaktadır.

a-Eysenck’in Kişilik Kuramı:Eysenck, kişiliğin önemli boyutlarını belirlemek için gerçekleştirdiği çalışmalar

sonucunda kişiliğin iki önemli boyutu olduğu görüşünü ileri sürmüştür. Bunlar dışa dönüklük-içe dönüklük ve

nevrotiklik-dengelilik şeklindedir. Her iki boyut açısından bireyin kişiliğinin ölçek üzerinde hangi noktada yer aldığı

testlerle ortaya çıkarılmaktadır. Bu doğrultuda dışa dönüklük canlı, yaşam dolu ve sosyal olmak gibi özelliklerle

ortaya çıkarken; içe dönüklük ise utangaç, sessiz ve çekingen gibi özelliklerle kendini belli etmektedir. İkinci

boyutun birinci uç noktasını oluşturan nevrotiklik de tedirginlik, mutsuzluk ve duygusal denge yoksunluğu gibi

nitelenen bir kişilik yönüne işaret etmektedir.

Eysenck, bu iki boyutu dört geleneksel mizacın oluşturulmasında temel olarak kullanmıştır.

iyimser ve tez canlıdır

b-Cattell’in Kişilik Kuramı


Cattell, Eysenck gibi testler ve çoklu istatistiksel yöntemler kullanarak oluşturduğu kişilik modelinde, kişiliğin

bireyin günlük yaşam içerisinde belirli bir durum ya da ortamda ne yapacağını belirleyen faktörler bütünü

olduğunu ifade etmektedir

c-Beş Büyük” Faktör Kuramı

Kural koyucu yaklaşımların gerçekleştirdiği araştırmalar, beş faktörlü bir yapının kişiliği

açıklayabileceği sonucuna varmıştır.

-Dışa Dönüklük
: Bu faktör bir uçta sempatiklik ya da cana yakınlıkla iddialılığın diğer uçta ise çekingenlik ve

utangaçlığın olduğu bir özellik taşımaktadır

-Duygusal Denge: Kendinden emin ve güvenli olmaktan öfkeli, kaygılı ve bunalımlı olmaya kadar geniş bir aralığı

ifade eden boyuttur

-Uyumluluk: Bireyin birlikte çalışmayı sevmek, hoşgörülü olmak ve diğerlerine güvenmekle huysuz, kavgacı ve

saldırgan olmak arasında nerede yer aldığını ifade eden faktördür.

-Sorumluluk: Bir uçta sorumluluk sahibi olmak, öz disipline ve azme sahip olmak gibi özellikler, diğer uçta ise

güvenilmezlik, plansızlık ve düzensizlik gibi niteliklerin yer aldığı faktördür.

-Deneyime Açıklık: Kişinin yeni deneyimlere ne ölçüde açık olduğunu ifade eden faktörün bir ucunda yaratıcılık,

açık fikirlilik ve meraklılık gibi özellikler yer alırken diğer uçta ise ilgisizlik ve dar görüşlülük gibi özellikler göze

çarpmaktadır.

2-İdiyografik kuramlar ::Dünyayı neden-sonuç ilişkileri içeren bir yapıda gören kuralcı yaklaşımların

aksine idiyografik kuramlar sosyal dünyanın onu yaşayan bireylerin zihninde yaratıldığı ya da anlamlandırıldığı

fikrini savunmaktadır. Bunun sonucunda da bireyler arasında yaşanan sosyal dünyayı kavramsallaştırma

noktasında farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bireysel davranışı anlamak için öncelikle bireyi ve onun

sosyal dünyayı değerlendirme biçimini anlamak gereklidir.

kişiliği tanımlamada her bireyin eşsizliğinin dikkate alınması gerektiğini savunmaktadır.idiyografik kuramlar

bünyesinde kişilik, birey ile içinde yaşadığı çevre arasındaki dinamik etkileşimin bir fonksiyonu olmaktadır.

Kuralcı yaklaşımlar kişiliğin ölçümüne yönelik olarak pek çok araç sunarken idiyografik yaklaşımlar bireylerin ve

onların kişiliklerinin eşsizliğini vurgulamaktadır.

a-Charles Cooley, kişilik tartışmalarına ayna benlik kavramı ile katkı sağlamıştır. Cooley, davranışın etkileşimci

doğasına dikkat çekerek benliğin bu etkileşim sürecinin sonucu olarak geliştiğini ifade etmektedir. Buna göre birey

kendini diğerlerinden kendine ilişkin edindiği izlenimlerle değerlendirmektedir.

Bireyin başkalarının kendisine ilişkin düşünceleri, değerlendirmeleri ve tepkilerini algılaması ile benlik

şekillenmekte ve bir noktada birey “başkalarının gözünde ne isem oyum” diye düşünmektedir.

b-Charles Herbert Mead de bu anlayışa genelleştirilmiş başkası kavramını eklemiştir. Bu kavram benlikte

var olan iki unsuru yansıtmak amacıyla kullanılmaktadır. Bu unsurlar bireyin eşsiz ve spontan (kendiliğinden)

yönleri ve toplum içerisinde yaşanılan deneyimler sonucu ortaya çıkan öğrenme süreci ile içselleştirilen norm ve

değerlerdir.

c-Carl Rogers ise kişilik gelişiminde temel amacın farklılaşmamış benlik algısından farklılaşmış bir benlik

algısına doğru ilerleme olduğunu ifade etmektedir.

d-Erikson da kişiliği tüm yaşam boyunca sürekli bir biçimde değişen ve gelişen bir olgu olarak

değerlendirmektedir.

e-Freud’un Psikoanalitik Kuramı:Freud’a göre davranışın ve kişiliğin temelleri bilinçaltındadır. Bir başka

ifade ile ona göre bilinçaltı güdüler, davranışın en önemli belirleyicisidir. Birey, içgüdüsel dürtüleri ile sosyal

engeller arasında kalarak bir iç çatışma yaşar ve kişilik de bu çatışmanın sonucunda oluşur.

Freud’a Göre Kişiliğin Id, Ego Ve Süperego Üç Yönü

I-İd:
Bireyin içgüdüsel ve bilinçsiz olarak kabul edilen istek, arzu ve duygularını içerir.

II-Ego: Bireyin istekleri (id) ile yapması gerekenler (süperego) arasında bir arabulucu işlevi görür

Düzenli çalışan ego ise sağlıklı bir zihinsel yapı ve davranışlarda tutarlılık sağlar.

III-Süperego: Süperego, bireyin davranışlarını toplumun beklenti ve kuralları çerçevesinde kontrol eder.

Süperego, istenmeyen davranışların ortaya çıkması durumunda bireyin suçluluk duyması gibi mekanizmalarla

cezalandırma gerçekleştirirken olumlu ya da istenen davranışların ortaya çıkması halinde ise gururlanma ve takdir

gibi ödüller kullanır.

Freud, bireysel davranışın id, ego ve süperego arasındaki etkileşimle elde edilen denge sonucunda ortaya

çıktığını savunmaktadır.

Ego Savunma Mekanizmalarının Başlıcaları


-Yüceltme:

-Bastırma:

-Yadsıma (İnkâr

-Yansıtma:

-Karşıt Tepki Oluşturma:

-Gerileme:

-Yalıtma (İzolasyon):

-Yapma Bozma:

F-Jung’un Kuramı:Freud’un öğrencisi olan Jung, Freud’dan farklı olarak bireyin kişiliğinin yalnızca geçmiş

yaşantısı dikkate alınarak düşünülemeyeceğini, kişilik oluşum ve gelişim sürecinde bireyin geleceğe yönelik

amaçlarının da önemli olduğunu ifade etmektedir. Jung, üç farklı kişilik düzeyinden bahsetmektedir: Bilinç düzeyi,

bireysel bilinçdışı düzey ve ortak bilinçdışı düzey.

Jung’un teorisinde kişilik farklılıkları

I-içe dönüklük
:utangaç, çekingen, duygusal çatışma durumunda kendi içine kapanan ve iç hayatlarıyla fazlasıyla

ilgili olan kişilerdir.

II-Dışa dönüklük :atılgan, girişken, ilgileri dışa dönük ve duygusal sorunlarını diğerleri ile konuşabilen kişilerdir.

Bu noktadan hareketle Jung’a göre kişilerin bilgiyi elde etme ve değerlendirme şekillerine bakıldığında dört

farklı yaklaşımdan ya da zihinsel işlevden söz etmek mümkündür: Duyuş, sezgi, düşünme ve hissetme.


Kişiliği ölçmek amacıyla tasarlanan araçlar kişinin belirli durumlardaki koşul ve uyarıcılarla olan ilişkilerini

sistematik bir biçimde gözlemleyen ölçüm araçlarıdır. Bu şekilde geliştirilen araçlarla bireyin kişilik özellikleri

bilindiğinde davranışları tahmin etmek mümkün olmasa da kişiliğe ilişkin olarak elde edilen bilgilerin genel olarak

davranışların tahmininde önemli bir yol gösterici olduğu söylenebilir.

Kişiliği Ölçmek Amaciyla Kullanilan Yöntemler

1-Objektif Testler
:Bu tür testler bireyin önceden hazırlanmış bir ifade setindeki maddelere doğru, yanlış ya

da evet, hayır şeklinde cevap vermesi ile gerçekleştirilen testlerdir.

2-Projektif Testler:Projektif testlerde bireylere, soyut bir şekil ya da resim gösterilmekte ve bireylerden ne

gördüklerine ilişkin tanımlamalar yapması istenmektedir.

Rorschach Testi. kişiliğin ölçümünde yaygın bir şekilde kullanılan projektif testlerden biridir. Bu testte 10 kart

üzerine basılmış simetrik mürekkep lekeleri bireylere teker teker gösterilmekte ve ne algılandığı sorulmaktadır.

Projektif testlerin bir başka örneği de Tematik Algı Testidir. Farklı kişi ve durumları gösteren resimlerin bulunduğu

testte bireyden her resim için bir öykü anlatması istenmektedir.

3-Davranışsal Ölçümler:Kişilik, davranışsal ölçümler aracılığı ile de ölçülebilir. Bu tür ölçümler kontrol

altındaki durumsal koşullarda bireyin sergilediği davranışı gözlemlemeyi içeren kişilik değerleme araçlarıdır.



DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜNİTE 11

Sosyal psikolojinin bakış açısı ile grup olgusu değerlendirilecek olursa, aşağıdaki özelliklere sahip

herhangi sayıdaki insan topluluğuna grup denilebilir:


-Birbiriyle etkileşim halinde olma,

-Psikolojik olarak birbirlerinin farkında olma,

-Kendilerini bir grup olarak algılama,

-Belirli beklenti ya da amaçlara ulaşma dürtüsüyle etkileşimde bulunma.

Bu özellikleri bir arada düşünecek olursak grup olgusunu, belli amaçlar ve bunları gerçekleştirme çabası

çerçevesinde toplanmış, belli kurallara göre, belirli bir süre karşılıklı sosyal ilişki ve etkileşimde bulunan, en az

iki kişiden oluşan, görece sürekli birey topluluğu şeklinde tanımlayabiliriz. Grupların önemli özelliklerinden

birisi birey sayısının yüzyüze iletişimi olanaklı kılacak ölçüde az olmasıdır.

İyi İşleyen, Etkin Bir Grubun Özellikleri

İyi İşleyen Etkin Grupların Özellikleri


Ortam gerilimsiz, rahatlatıcı ve gayrı resmidir.

Grubun görevi üyeler tarafından iyi anlaşılmış ve kabul edilmiştir.

Üyeler birbirlerini iyi dinlemektedir, çoğu üye grubun görevine yönelik etkin tartışmalarda

bulunmaktadır.

Üyeler, duygu ve düşüncelerini açıklamaktadır.

Çatışma ve uyuşmazlık fikirler ve yöntemlere ilişkindir; insanlar ya da kişiliklere ilişkin değildir.

Grup, süreç ve işlevlerinin farkında ve bilincindedir.

Kararlar genel olarak çoğunluk oyuyla değil, oy birliği ile alınmaktadır.

Eylemler kararlaştırıldığında açık bir görev dağılımı yapılmakta ve bu dağılım üyeler tarafından

kabul edilmektedir.

GRUP, YIĞIN, KATEGORİ VE TAKIM FARKLILIKLARI

Grup
, ortak beklenti ve amaçlara sahip insanlardan oluşmaktadır. Grup üyeleri arasında süreklilik

temelinde bir etkileşim söz konusudur. Ortak beklenti ve amaçlara sahip insanlar olarak grup üyeleri

arasındaki etkileşimin sürekliliği grubun ayırt edici bir özelliğidir.

Yığın ise geçici bir nedenle, kısa bir süreliğine bir arada olan insan topluluğudur. Bu noktada grup olgusunu

tanımlarken ifade ettiğimiz bir kuyrukta ya da bir süpermarket kasası önünde bekleyen insanlar “yığın”

örnekleridir.

Kategori ise benzer ve ortak sosyal özellikleri olan insanlardan oluşmaktadır.örnegin Yaş, cinsiyet, gelir ya

da etnik köken gibi.bir şekilde ortak bir özelliğe sahip insanlar söz konusudur

Grup kavramı ile ilişkili bir başka olgu ise takımdır. Grup, ortak beklenti ya da amaçlara sahip insan

topluluklarını ifade ederken, takım kavramı ortak bir amaca, performans hedeflerine ve karşılıklı sorumluluk

anlayışı içerisinde geliştirdikleri bir yaklaşıma sahip, birbirini tamamlayıcı becerileri olan küçük sayıdaki insan

topluluklarını nitelemektedir. Grup olgusunda bireysel liderlik, bireysel sorumluluk ve bireysel çıktılar ya da

performans esasken, takım olgusunda paylaşılan liderlik, ortak sorumluluk ve toplu ya da müşterek çıktılar söz

konusu olmaktadır.

GRUP TÜRLERİ

1-Birincil ve İkincil Gruplar

. a-Birincil gruplar:
üyeleri arasında birincil, bir başka deyişle yüz yüze ve samimi ilişkilerin olduğu gruptur.

Birincil gruplarda üyeler arasında yardımlaşma, dostluk ve sevgi bağları güçlüdür. Üyeler bizlik duygusuna sahip

olduğundan, grup dayanışması üst seviyededir.

Aile, arkadaşlık ve komşuluk birincil gruplara örnek ilişkiler olarak verilebilir.

b-İkincil gruplar : birincil grupların dışındaki her türlü, büyük çaplı, önemli, biçimsel (resmi-formel)

gruplardır. İkincil grupların üyeleri, birbirleriyle çıkar duygusu ile etkileşimde bulunurlar. Dernek veya sendika

üyeliği, yüz yüze öğrencilik, belli bir iş yerinde çalışma gibi durumların hepsi ikincil gruplara örnektir.

2-Biçimsel ve Biçimsel Olmayan Gruplar

a- Biçimsel (formel) gruplar,
belirli amaçları gerçekleştirmek maksadıyla biçimsel bir şekilde

oluşturulmuş, yazılı kurallar çerçevesinde işleyen gruplardır.

b-Biçimsel olmayan (informel) gruplar:yazılı kurallarla değil, grup üyeleri arasındaki sosyal etkileşimin

sonucunda ortaya çıkan oluşumlardır. Biçimsel olmayan gruplar, bireylerin kendi kişisel zevk, tercih, beğeni,

hayata bakış açısı gibi faktörler açısından seçerek oluşturdukları gruplardır.

3-İç ve Dış Gruplar

a-İç grup
, bireyin ait olduğu, etkileşimde bulunduğu ve bizlik duygusunu paylaştığı bir sosyal gruptur.

b-Dış grup :bireyin kendini bir parçası olarak görüp değerlendirmediği ya da ait olmadığı gruplardır.

doğrultuda iç grup üyeleri tarafından dış gruptakiler aptal, bencil, hilekâr, saldırgan, kötü niyetli gibi sıfatlarla

nitelendirilmektedir.

iç grupların üç temel özelliği

--Üyeler kendilerini dış gruptan ayırmak için unvan, lakap ve dış semboller (kıyafet gibi) kullanmaktadır.

--İç grup üyeleri dış gruptakilerle çatışma ya da rekabet ortamı algılamaktadır. Bu rekabet ya da çatışmanın

şiddeti grubun kendi iç bağlılığını artırıcı bir işlev görmektedir.

--İç grup üyeleri kendi gruplarındaki bireyler için olumlu, dış gruptakiler için ise olumsuz klişelere (stereotype)

başvurmaktadır.

4-Üyelik Grupları ve Referans Grupları

a-Üyelik grupları,
kişilerin üyesi oldukları ve içinde etkileşimde bulundukları gruplardır. Bireyin kendi

statüsünü tanımlamak için geliştirilmiş bu gruplara aile, çeşitli politik, dini ya da sosyal gruplar örnek olarak

verilebilir. Bu tanıma göre bireyler birden fazla gruba aynı anda üye olabilirler.

b- Referans grupları :birey içingeçerli olan tutum ve davranışların oluşumunu sağlayan ve bir anlamda

bireyin ideali olan gruplardır. Bireyler bu gruba üye olmayı sosyal itibar kazandıran bir unsur olarak

değerlendirdikleri için kendilerini bu grupla özdeşleştirmekte, bireysel değer ve normlarını bu gruba

uydurmaktadır.Üyelik gruplarının aksine referans grupları bireylerin hâlihazırda üyesi olmadıkları ancak olmak

istedikleri gruplardır.

5-Diğer Gruplar

a- Küçük gruplar,
az sayıda üyesi olan ve üyeleri arasında yoğun etkileşimin bulunduğu gruplar olarak

tanımlanırken;

b- büyük gruplar: üye sayısı çok olan, ilişki ve etkileşimleri daha sınırlı ve resmi olan gruplardır.

--Grubun birliktelik süresine göre ise gruplar geçici ve sürekli gruplar olarak ikiye ayrılabilir

--Bireyin gruba katılışını ölçü aldığımızda grupları bireyin kendi iradesi ile katıldığı gruplar ve bireyin irade

dışı katıldığı gruplar olarak ikiye ayırabiliriz


kendi iradesi ile katıldığı gruplar, gruba giriş çıkışın bireylerin iradesine bağlı olarak serbest olduğu gruplardır.

Kulüpler ya da dernekler bu tür gruplara örnektir.Bireyin irade dışı katıldığı gruplar ise bireyin içine doğduğu ya

da doğal yolla katıldığı gruplardır. Örneğin, aile gruplarında bu tür bir katılım gözlenmektedir.

Bunlar dışında gruplara ilişkin yapılan önemli bir ayrım da Ferdinand Tönnies tarafından yapılan cemaat –

cemiyet sınıflamasıdır. Buna göre cemaat, zaman içerisinde yavaş yavaş meydana gelen ve bireyleri arasında

duygu ve düşünce birliği olan gruplardır. Cemiyet ise kişisel olmayan, rasyonel ve özgür ilişkilere dayalı

gruplardır.

Birincil ve ikincil grup ayrımı sosyal etkileşimi baz alırken biçimsel ve biçimsel olmayan gruplarda

belirleyici olan grubun oluşum şeklidir.

GRUBA GİRME NEDENLERİ


Bireylerin gruba girmesinin ardındaki en önemli sebep insanın sosyal bir varlık olarak diğerleri ile ilişki ve

etkileşime ihtiyaç duymasıdır

GRUP OLUŞUMU VE GELİŞİM AŞAMALARI

A-Karşilikli KABUL
:Üyeler bu aşamada birbirlerini güven ve duygusal rahatlık gibi ölçütler açısından

değerlendirmektedir.

B-Karar Verme: Karar verme aşaması grubun niye var olduğunun tanımlandığı bir belirleme olgusunu

kapsadığından otorite konusu daha ön plandadır.

C-Motivasyon Ve Bağlılık

sonra grup, üyelerin dikkatini amacı gerçekleştirme yolunda bireysel motivasyona ve diğer grup üyelerini teşvik

noktasına çekmeye çalışmaktadır.

Bu aşamada odak noktası uygulama ve başarı elde etme başlıklarıdır.

D:Kontrol Ve Yaptırımlar:Olgun bir grup, üyelerini onların belirli davranışlarına tepki olarak kullanılan

olumlu ya da olumsuz birtakım yaptırımların kesintisiz uygulanması ile kontrol edebilen gruptur

GRUP DİNAMİKLERİ

1-Grup Normları:
Grubun amaçlarına ulaşma yolunda işlevlerini düzgün bir şekilde yerine getirebilmesi

için, grup üyeleri arasında nelerin, nasıl yapılacağına ilişkin bir anlaşma ve uyum olması gerekir.

Norma uygun davranış grup tarafından takdir görüp ödüllendirilirken, norma aykırı davranıştan duyulan

rahatsızlık ise çeşitli şekillerde üyelere aktarılır.

. Grup Normlarının Yerine Getirdiğini İşlevler

a-Grup üyelerinin faaliyet ya da eylemlerinin tahminini mümkün kılar

b-İkinci olarak normlar grubun merkezi tutum, değer ve inançlarının somut açıklamalarıdır

c-Üçüncü ___________olarak normlar grubun yaşamını sürdürmesine, sürekliliğine katkı sağlar.

d-Dördüncü olarak normlar grubun sorunsuz bir şekilde işleyişine engel olacak önemli konu ve sorunları

önleyici bir işleve sahiptir.

Genel olarak normlar amaçlar ve araçlara ilişkin olarak var olacaktır. Amaçlara ilişkin normlar, grubun neye

ulaşması gerektiğini belirlemekte ve başarı ya da başarısızlığın ne anlama geldiği noktasında grup üyeleri

arasındaki uzlaşıyı dile getirmektedir. Araçlara ilişkin normlar ise amaçlara ulaşma yolunda grup tarafından

kabul edilebilir olarak değerlendirilen davranışlara işaret etmektedir.

Grup, normları aracılığı ile üyelerinin davranışlarının sürdürülmesini teşvik edebileceği gibi çevresel

değişimlere ayak uydurulması gerektiğinde değişim olgusunu vurgulayarak bireysel değişimin

gerçekleştirilmesine de zemin hazırlayabilir.

2-Grup Yapısı: Biçimsel gruplarda grup yapısı yazılı olarak belirlenirken biçimsel olmayan gruplarda bu

belirlenme süreci üyelerin etkileşimi ile ortaya çıkmaktadır.

Grup yapısının başka bir boyutu grup büyüklüğüdür.

İletişim yapısı, grup üyelerinin birbirleriyle iletişimde bulunurken kullandıkları kalıplara işaret etmektedir.

Grup yapısı ile ilişkili çok önemli boyutlardan birisi de rol yapısıdır Rol, grubun, bireyin belirli ortamlarda yerine

getirmesini istediği beklentiler dizisidir.

Liderlik yapısı da grup yapısı içerisindeki bir başka önemli boyutu oluşturmaktadır. Gruplara ilişkin

gerçekleştirilen pek çok araştırma, grup içerisindeki liderlik tarzının hem grup performansını hem de üye

tatmini büyük ölçüde etkilediğini ortaya koymaktadır.

Grup Dinamiğini Etkileyen Faktörler

Fiziksel Çevre Bireysel Çevre Sosyal Çevre


Fiziksel unsurlar Grup üyelerinin biyografik özellikleri Grup bileşimi

Alan Grup üyelerinin yetenek ve ilgileri Grup yapısı

Uzaklık

Grup üyelerinin kişilik özellikleri

İletişim ağları Hedef çevresi

Büyüklük

Grup olgusu, aynı amaçlar etrafında kümelenen bireyleri ve bu bireylerin etkileşim süreçlerini kapsayan bir

nitelik göstermektedir. Bu süreçleri etkileyen faktörler grup dinamikleri olarak adlandırılmaktadır. Grup

dinamikleri bir grup içerisindeki sebep-sonuç ilişkileri, grupların oluşumu ve işleyişleri, grubun herhangi bir

kısmında meydana gelen bir değişikliğin diğerleri ve grubun bütünü üzerinde meydana getirdiği etki ve tepkiler

şeklinde de ifade edilebilir.

DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜNİTE 12

GİRİŞ


Sosyal bir varlık olan insan algı, davranış ve tutumlarını belirlerken ve sergilerken içinde bulunduğu sosyal

ortamlar ve gruplardan fazlasıyla etkilenmektedir. Grup tarafından kabul edilme isteği taşıyan bireyler, bu istekten

hareketle grubun uygun gördüğü davranışları sergilemek, uygun görmediği davranışlardan ise kaçınmak

istemektedirler. Bir başka ifade ile gruplar, hem insan davranışını belirleyen hem de onun değişiminde etkili olan

bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

GRUBUN BiREY DAVRANIŞLARI ÜZERiNDEKi ETKiLERi

1-Sosyal Hızlandırma ve Sosyal Ket Vurma:

2-Sosyal Aylaklık:

3-Kimlik Belirsizliği:

4-Riske Girme

Sosyal etki
, tutum ve davranışların diğerlerinin gerçek ya da örtülü varlığı ile etkilenmesi sürecini ifade

etmektedir.

Bireyler sosyal kabul sağlamak için üyesi bulundukları grupların uygun göreceği davranışları sergileme

eğilimindedirler. Grup etkisi olarak da ifade edilebilecek bu durum, bireyin her durumda kendi kişisel duygu,

düşünce ve amaç gibi yönelimlerden hareket etmediğini, ait olduğu grupların olgulara ilişkin belirlediği uygun ya da

uygun olmayan davranışların da bu noktada etkili olduğunu göstermektedir.

1-Sosyal Hızlandırma ve Sosyal Ket Vurma:

Sosyal hızlandırma,
içinde bulunulan grubun bireyin performansını artırmasını ifade etmektedir. . Sosyal

hızlandırma grubun bireyin performansını artırmasını ifade ederken sosyal ket vurma ise insanların diğerlerinin

varlığı durumunda daha kötü bir performans ortaya koymasını anlatmaktadır.

Sinerji, iki ya da daha fazla bileşen arasındaki bileşenlerin ayrı ayrı toplamları ile elde edileceğinden daha farklı bir

sonucun ortaya çıkmasına yol açan olumlu veya olumsuz etkileşimdir.

sosyal ket vurma kavramı, grup içinde olmanın bireyin performansını olumsuz etkilemesini anlatmaktadır.

Sosyal hızlandırma ve ket vurmaya ilişkin değerlendirmeler, grup bireyleri arasında yarışmacı bir özelliğin olması

durumunda sosyal hızlandırmanın, baskıcı ve kapalı gruplarda ise sosyal ket vurmanın daha çok ortaya çıktığı

şeklindedir.

Sosyal hızlandırma ve ket vurmaya ilişkin yaklaşımlar birtakım noktalara dikkat çekmektedir:

a-Başkalarının yalnızca mevcut olduğunun bilinmesi bile bireyde içgüdüsel bir uyarılma meydana getirerek onun

alışılmış davranışsal kalıpları sergilemede motive olmasını sağlamaktadır.

b-Birlikte hareket etmeleri gereken ya da kendilerini izleyen bir grubun varlığı durumunda bireyler kendi istekleri

ile gerçek performansları arasındaki farklılığa yoğunlaşmakta ve bu yoğunlaşma ya da bilinç de onların çabalarını

artırmaktadır.

c-Bireyler diğerlerinin gözünde en iyi ya da olumlu izlenimi bırakmak istemekte ve utandırıcı durumlarla

karşılaşmaktan kaçınmaya çalışmaktadır.

2-Sosyal Aylaklık:

Sosyal Aylaklık,
grup üyelerinden biri ya da birkaçının diğer grup üyelerinin katkılarına güvenerek zaman, çaba,

düşünce ve benzeri kaynaklarını gruba katkı yapmak için yeterince kullanmamalarını ifade eden bir kavramdır

Negatif sinerjinin de somut bir görüntüsüdür. Zira negatif sinerjide matematiksel eşitlik 2+2= 3 şeklindedir. Bu

ise birlikten her zaman kuvvet doğmadığını ortaya koymaktadır. Bireylerin bir grup içerisindeyken tek başına

olduklarında yaptıklarından daha az çaba sarf etmeleri ile ortaya çıkan sosyal aylaklıktır. Sosyal aylaklık bireylerin

bir grubun parçası olduklarında, kendi başlarına olduklarına kıyasla, daha az çaba göstermelerini anlatmaktadır.

Kendine güven duygusu yüksek bireyci kişilerin sosyal aylaklık yapma eğilimlerinin grup yönelimli ya da toplulukçu

bireylere göre daha yüksek olduğu söylenebilir.

Sosyal Aylaklığın sebebleri

--Çabada eşitlik algısı:

--Sorumluluğun dağılmış olması:

--Grup temelinde ödüllendirmeden kaynaklanan olumsuz etkiler:

--Koordinasyon sorunları:

Sosyal Aylaklıkla Ilişkili Önemli Durumsal Faktörler

--Birey grup içerisindeki görevin önemsiz, basit ya da sıkıcı olduğunu düşünmektedir.

--Grup üyeleri kendi bireysel çabalarının ayırt edilemeyeceğini değerlendirmektedir.

--Her bireyin yaptığı katkı temelde diğerlerinin katkısıyla aynıdır. Bir başka ifade ile tüm katkılar eşdeğer

görülmektedir.

--Grup üyeleri diğer üyelerin aylaklık yaptıklarını düşünmektedir.

3-Kimlik Belirsizliği:

Kimlik Belirsizliği,
bireyin öz farkındalığının ve öz-izlemesi -kendini denetlemesi-nin kaybolması durumudur.

Sosyal bir süreç içerisinde ortaya çıkan kimlik belirsizliği yaşandığında, grup içerisindeki üyeler, kendi benliklerinin

farkında olma özelliklerini yitirmekte ve bireysel davranıştan kaynaklanan sorumluluk algılamaları azalmaktadır.

Sosyal Bilgi Işleme Teorisi, bireylerin yakın çevrelerinden aldıkları bilgiyi, olayları yorumlamada, uygun

davranış ve tutumlar geliştirmede ve davranışlarına ilişkin beklentileri anlamada kullandıklarını belirtmektedir.

Birey Kimlik Belirsizliği Yaşadığında Ortaya Çıkan Duygu Ve Deneyimler

--Kendi bireysel davranışlarını düzenleme ve denetlemede yetersizlik yaşamaktadır.

--Kışkırtıcı davranışlara yönelik normalde hissettiği engellemeleri daha az hissetmektedir.

--Duygusal durumlara ve çevresel işaretlere karşı duyarlılıklar artmaktadır. Eylemlerin sosyal kabul edilebilirliğine

yönelik kaygılarında azalma olmaktadır.

4-Riske Girme: grup süreçleri açısından değerlendirecek olursak, grup içerisinde birey, tek başına olduğu

durumlara kıyasla daha fazla risk almaya eğilimli olabilmektedir. Başkalarının varlığı birey davranışlarında daha

fazla risk alma yönünde bir etki ortaya koyabilmektedir.

GRUPLARDA KARAR ALMA VE BU SÜREÇTE YAŞANAN SORUNLAR

Grup kararlarının bireysel kararlara üstünlükleri fazla olmakla birlikte grup kutuplaşması ve grup düşüncesi gibi

olumsuz sonuçları da vardır.

1-Grup Kutuplaşması:

Grup Kutuplaşması :
Ele alınan ya da tartışılan konuya karşı olan bireyler sonraları daha şiddetli muhalif

olurken, konunun lehinde olanlar ise ortaya çıkan karardan sonra daha fanatik birer destekçi haline gelmektedir.

Grup içerisindeki bireylerin daha riskli karar almalarına ve iki zıt kutba kaymasına yol açabilecek bu durum grup

kutuplaşması olarak adlandırılmaktadır.

Karar almaya yönelik olarak grup faaliyetlerinde daha fazla risk alma yönünde eğilim gözlenmektedir.Kendilerini

grup içerisinde daha rahat hissederek riskli davranışları göze alabilen bireyler, grubun riskli davranış eğilimini de

artırmış olmaktadırlar.

Grup kutuplaşması, grubun ele aldığı konunun lehinde ve aleyhinde olanların daha fanatik bir şekilde savlarını

sürdürmelerini ifade eden bir olgudur.Grup kutuplaşması, grubun daha uç tutumlar benimsemesine neden

olabilmektedir.

Grup Kutuplaşmasına Getirilebilecek Açıklamaları

--Başatlık ya da liderlik etkisi:

--Aşinalık:

--Riskin değerli görülmesi

--Sorumluluğun dağınık olması:

2-Grup Düşüncesi:

Grup Düşüncesi,
grup üyelerinin karşılıklı onay almaya odaklanarak eleştirel düşünceleri göz ardı ettiği bir

durumu ifade etmektedir.

Grup içi baskılardan kaynaklanan ve mental verimlilikte, gerçeği değerlendirme yetisinde ve ahlaki yargılarda

bozulma ya da kötüleşme eğilimidir. Grup düşüncesi durumunda grup karşılıklı rıza ve onay almaya fazlasıyla

odaklandığı için farklı ve eleştirel düşüncelere tahammülsüz bir hale gelmektedir.Belirli koşullar grup düşüncesinin

ortaya çıkmasına katkıda bulunmaktadır.Bunlardan birisi yüksek bağdaşımlık ya da kaynaşmadır.

UYUM VE UYUM ARAŞTIRMALARI

Bireyin Grupla Uyumlu Olması
, düşünce yapısını ve davranışlarını grubun geçerli saydığı norm ve modellere

uyacak şekilde düzenlemesi anlamına gelmektedir.

Birey bir taraftan grup üyeleriyle dayanışma isteğinde ve güven arayışı içerisinde iken, diğer yandan da grup

uyumunu bozarsa grup tarafından cezalandırılacağı korkusunu taşımaktadır. Konuya ilişkin yapılan araştırmalar

grupların uyum sağlamak amacıyla bireyler üzerinde önemli ölçüde baskı kurduğunu ve onları düşünce ve

davranışlarını değiştirmeye zorladığını ortaya koymaktadır.Sosyal etki sonucu ortaya çıkan uyum, insanların bir

aradayken benzer davranışlar sergilemesinin de en önemli açıklamalarından birini oluşturmaktadır.

Grubun bireyin uyumunu sağlamak amacıyla ne tür mekanizmalar kullandığına ya da uyumun nasıl ortaya

çıktığına ilişkin pek çok araştırma mevcuttur. Bu araştırmaların en çok bilinenleri Solomon Asch’in uyum deneyi ile

Şerif’in oto kinetik etki araştırmasıdır.

Uyum Ve Uyum Araştirmalari

1-Solomon Asch’in Araştırmaları:
Solomon Asch’in araştırmaları bireylerin gruba uyum sağlamak amacıyla

yanlış olduğunu bildikleri bir görüşü bile benimseyebildiğini ortaya koymaktadır.

2-Muzaffer Şerif’in Üç Aşamalı Deneyi: Muzaffer Şerif’in araştırması bireylerin herhangi bir duruma ilişkin

olarak grupla kendi düşünceleri arasında bir çelişki algıladıklarında düşünce ve davranışlarını gruba uygun şekle

soktuklarını göstermiştir.

UYUM DAVRANIŞINI BELİRLEYEN FAKTÖRLER

1-Bireysel Özellikler


. Kişilik özellikleri bakımından bir değerlendirme yapıldığında ise özellikle kendine güveni yeterli olmayan ve

kendini bir grup içindeyken tek başına olduğundan daha rahat hisseden, grubu çekici bulan, bağlanma ihtiyacı

yüksek bireylerin uyum davranışı göstermeleri daha fazla olasıdır.

2-Grubun Özellikleri

Her grubun bireyi aynı ölçüde uyum davranışına zorlayabileceği söylenemez. Bu noktada grup büyüklüğü, grubun

kompozisyonu (bileşimi), etkileşim sıklığı, grup liderinin kişilik özellikleri ve grubun üyesi olma yolunda verilen

mücadele gibi faktörler, uyum davranışını etkileyen önemli faktörler olmaktadır

ve gruba üye olmak için bireyin fazlasıyla güç sarf ettiği ya da mücadele ettiği gruplarda uyum davranışı görülmesi

olasılığı daha yüksektir.

Grup üyeleri arasında sözbirliğinin olup olmayışı da uyum davranışını etkileyen önemli bir grup özelliğidir.

Gruba ait olarak uyum davranışını etkileyen olgulardan birisi de azınlık etkisi olarak tanımlanan durumdur. Sosyal

etki genelde çoğunluğun azınlığı etkilemesi şeklinde gerçekleşmektedir.

3-Ortamın Özellikleri

. Tehditler ve çevresel ödüller arttıkça uyum davranışı da artmaktadır. Ayrıca bireysel olarak hareket etmenin riskli

olduğu ya da çevresel belirsizliğin yüksek olduğu ortamlarda da bireyler gruba uyum göstermeye daha fazla

eğilimlidirler.

İTAAT OLGUSU VE MİLGRAM’IN İTAAT DENEYİ

İtaat
, bir otorite tarafından gelen bir istekle bireyin bir düşünce, davranış ya da tutumu benimsemesidir.

Kişinin bu isteğe itaat etmesinin sebepleri durumdan duruma değişebilmektedir. Örneğin bir hastanın doktorun

dediklerine uygun hareket etmesinin ardındaki sebep hastanın doktoru o alanda uzman olarak algılamasıdır.

Ancak herhangi bir işyerindeki bir çalışanın yöneticilerin işe ilişkin olarak emirlerine itaat etmesinin ardındaki

neden yöneticilerin bulunduğu pozisyondur.

İtaatin toplumsal düzenin devamı açısından gerekli bir davranış olarak değerlendirilmesinin nedeni,

itaat olmaması durumunda hem bireysel hem de sosyal açıdan pek çok olumsuz sonucun doğmasıdır

Milgram’ın itaat deneyi, bireylerin otorite olarak algıladıkları figürün isteği ile başkasına zarar vermeyi göze

alabileceklerini göstermektedir.

ÜNİTE – 13 => SOSYAL TABAKALAŞMA VE SOSYAL DEĞİŞME

SOSYAL TABAKALAŞMA

Tabakalaşma
; bir toplumu oluşturan bireylerin, nesneler ve değerler şeklinde ifade edilen bütün

imkân ve kaynaklar noktasında eşitsiz ve farklı bir dağıtıma sahip olması anlamına gelmektedir.

Sosyal farklılaşma; belirli bir toplumsal yapı içerisinde mevcut olan ve karşılıklı sosyal etkileşim

sürecinden kaynaklanan, bireyler, gruplar ve kurumlar arasındaki her türlü farklılığı ifade etmek için

kullanılan bir kavramdır.

Sosyal Farklılaşma Biçimleri:

 Geleneksel Farklılaşma

Kurumsallaşmış Farklılaşma: Bireylerin toplum içerisinde sahip oldukları sosyal statü

farklılıklarından kaynaklanan kurumsallaşmış farklılaşma, toplumun hiyerarşik sıra ve

derecelenmesi anlamına gelmektedir.

Fonksiyonel Farklılaşma: Bireylerin sahip oldukları farklı yetenek tür ve düzeylerinin sonucu

olarak ortaya çıkan fonksiyonel farklılaşma, toplum içerisinde bireylerin farklı doğrultuda

yönlenmelerine aracı olarak bir işbölümü ortaya çıkarmaktadır.

Rekabetçi Farklılaşma: Kaynak kıtlığı içerisinde her yapının bünyesindeki fertler ve gruplar,

kaynaklardan kendi amaçları doğrultusunda en üst seviyede yararlanma noktasında diğer

birey ve gruplarla rekabet halindedir.

TABAKALAŞMA ÇEŞİTLERİ

 Kast Sistemi

 Kölelik

 Zümre

 Sınıf Sistemi:

Sosyal sınıf olgusunu belirleyen faktörler:

 Gelir seviyesi

 Yaşam tarzı

 Eğitim seviyesi

 Sınıf bilinci

TABAKALAŞMA KURAMLARI

Karl Marx’ın Tabakalaşma Kuramı:


 Marx’a göre ekonomik ilişkilerin temel teşkil ettiği sınıf ilişkileri, toplumun tüm yönlerini

açıklayan anahtar niteliğindedir.

 Marx, insan topluluklarının tarımla uğraştığı ilk dönemlerde toprağa kimse sahip olmadığı için

sömürünün de olmadığını düşünmektedir.

 Marx, toplum içerisindeki ekonomik ilişkilerin sosyal hayatın diğer yönlerini de

şekillendirdiğini düşünmektedir.

 Marx’a göre sınıflar arasındaki bu çatışma ve toplum içerisindeki haksızlıklar arttıkça bir gün

sistem bunu taşıyamaz hale gelecek ve devrim gerçekleşerek sınıfsız topluma ulaşmak

mümkün olacaktır.

İşlevsel Yaklaşım:

 Sosyologlar Kingsley Davis ve Wilbert Moore ile özdeşleştirilen işlevsel yaklaşım Marxist

yaklaşımın tersine, tabakalaşmanın toplumların gelişmesine katkı sağlayacağını iddia

etmektedir.

 Toplumsal ödüllerin önemli pozisyonda bulunanlara daha fazla verilmesi toplum içerisindeki

bireylerin bu pozisyonları elde etmek için mücadele etmesine yol açmakta bu ise toplumların

en iyi kişiler tarafından yönetilmesine aracı olmaktadır.

Max Weber’in Tabakalaşma Kuramı:

 Weber, toplumsal yapının yalnızca üretim ilişkilerine bakılarak analiz edilmesine karşı çıkmış

ve Marx’ın komünizm ile ilişkili düşüncelerini bir ütopya olarak nitelendirmiştir.

 Weber, tam belirgin ve açık olmasa da üç tabakalaşma türünden bahsetmektedir. Bunlar;

ekonomik güç farklılığına dayalı toplumsal sınıflar hiyerarşisi, insanların sahip oldukları statü

farklılığı ile ortaya çıkan toplumsal statüler hiyerarşisi ve insanların toplumsal kurumlardaki

bürokratik pozisyonlarının farklılığı ile ortaya çıkan siyasal güçler hiyerarşisidir.

 Marx, kapitalizmin özel mülkiyet anlayışına eleştirel vurgu yaparken Weber açısından önemli

olan toplumun üretebilme kapasitesidir.

SOSYAL HAREKETLİLİK (MOBİLİTE)

Hareketlilik ya da mobilite
; birey ya da grupların, toplumsal yapı içerisindeki değerlerle yeri ve değeri

belirlenmiş ve birbirine göre gelir ve saygınlık gibi ölçütler açısından daha yukarıda ya da aşağıda

olarak değerlendirilen konumların birinden diğerine geçme eylemidir.

Sosyal mobilite, dikey ve yatay olarak ortaya çıkabilir:

Yatay hareketlilik;
mesleki ve coğrafi açıdan çok önemli bir gelir ve saygınlık farkı içermeyen

hareketliliği kapsamaktadır.

Dikey hareketlilik; ise bireyin sosyo-ekonomik konumundaki ilerleme ya da gerilemeyi ifade eden bir

kavramdır.

Kuşak boyu hareketlilik, tek bir bireysel yaşam dönemi içerisinde yaşanan değişimdir.

Kuşaklar arası hareketlilik ebeveynlerle çocuklar arasındaki sosyal hareketliliktir.

Yapısal hareketlilik, toplumun ekonomik yapısının değişmesi ile birlikte ortaya çıkan sosyal

hareketliliktir.

Değiştirilebilir hareketlilik ise, insanların çeşitli hiyerarşik kademelerdeki yerlerinin değişmesi

sonucunda ortaya çıkan hareketliliği ifade etmektedir.

SOSYAL DEĞİŞME

Sosyal değişme
; bir sosyal grup ya da toplumun yapısında, doğasında, sosyal kurumlarında ve o

toplum içerisindeki sosyal ilişkilerde gözlenebilir farklılığa işaret eden bir kavramdır.

Sosyal Değişmeye Etki Eden Faktörler

 Fiziksel Çevre

 Politik Örgütlenme

 Kültürel Etkenler

DAVARANIŞ BİLİMLERİ. 14 –ÜNİTE

STRES KAVRAMI


Stres kelimesi, kelimeyi kullanan kişi sayısı kadar farklı anlamlara sahip olacak derecede belirsiz bir

içerikte kullanılan bir terimdir. Günlük yaşam içerisindeki kullanımıyla stres genellikle hoşa gitmeyen

herhangi bir olay, duygu ve durumu çağrıştırmaktadır.

Davranış bilimleri bakış açısı ile stres, bireyin kendisi üzerinde aşırı ölçüde psikolojik ya da fiziksel

talepler oluşturan herhangi bir uyarıcıya karşı sergilediği uyumcul tepki olarak tanımlanabilir.
Bir

başka deyişle stres, bireyin kendi huzur ve mutluluğu için tehlike olarak algıladığı uyarıcılara karşı

gösterdiği fiziksel ve duygusal tepkidir

Fizyolojik Yaklaşım

Stres terimini kullanan ilk bilim adamı olan Walter Cannon, olguyu insan organizmasının kendisini

koruyup kollaması ve varlığını sürdürmesi yönünde dengeyi koruma çabası açısından

değerlendirmiştir.
Bir başka deyişle bu bakış açısı ile stres, organizmanın reaksiyon sistemi, denge ve

dayanıklılığını sağlayan fizyolojik mekanizmalar olarak değerlendirilmektedir.

Cannon, bireyin stres tepkisinin “savaşma” ya da “kaçma” şeklinde ortaya çıktığını belirtmektedir.

Bilişsel Değerlendirme Yaklaşımı

Richard Lazarus’un ortaya koyduğu bu yaklaşım ise daha çok stresin psikolojik yönü üzerinde

durmaktadır.
Birey açısından fizyolojik denge kadar önemli başka bir olgu da psikolojik dengedir.

Bireyler arasında diğerlerini ve olayları değerlendirmede farklılıklar olduğu için de bir kişi için stresli

olabilecek bir durum pekâlâ başka biri için stressiz bir durum olabilecektir.

Birey-Çevre Uyumu Yaklaşımı

Bu bakış açısı ile önemli olan, bireyin belirli bir sosyal rolde algıladığı beklentilerin ne ölçüde

karmaşık ve çatışan mahiyette olduğudur.

Başka bir ifade ile stres, kişinin beceri ve yetenekleri ile sosyal rol beklentileri arasında uyumsuzluk

olduğunda ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda sosyal rol beklentileri bireyce karmaşık ya da

çelişkili olarak değerlendirilmekte, bu da strese yol açmaktadır. Bu stres sonucunda da birey

gerilmekte ve depresyon gibi olumsuz durumları yaşayabilmektedir.

Psikoanalitik Yaklaşım

Harry Levinson, kişiliğin iki unsurunun etkileşiminin strese yol açtığını düşünmektedir. Bu unsurların

birincisi kişinin olmak ya da ulaşmak istediği olumlu şeylerin toplamını betimleyen ego idealidir. Ego

ideali, psikoanalitik kuramda egonun içe yansıtılan, benimsenen ebeveyn hedefleriyle, değerleriyle ve

ahlak kurallarıyla özdeşleşen kısmıdır.

Ego ideali kişinin olmak istediği bir model işlevine sahiptir. Kişiliğin ikinci unsuru ise öz imajdır. Bu

ise kişinin kendisi hakkında hissettiklerinin ve düşündüklerinin toplamıdır

STRES TÜRLERİ

Stres genellikle olumsuz sonuçlara yol açan ve bu nedenle de kaçınılması gereken bir olgu olarak

değerlendirilse de stresin her zaman olumsuz bir durum ifade etmediği bilinmelidir.


Bireydeki bu gerilim, koşulların hem bedeni zorlaması hem de zihinsel zorlamalara kadar varması

bireyleri ileriye götürücü bir nitelik taşımaktadır. Bu görüşler doğrultusunda stresin farklı etkilerini

göz önüne alarak strese ilişkin, olumlu ve olumsuz stres şeklinde bir sınıflama yapmak mümkündür.

Olumlu Stres

Olumlu stres, olumlu sonuçlar ortaya çıkaran strestir. Bir başka ifade ile olumlu stres, amaca ulaşırken

bireyi kaygı yerine yaratıcılığını kullanmaya yönelten, kişiye tatmin ve yaşama sevinci veren strestir.


Bir başka deyişle, düşük ve yüksek stres, olumsuz performans ve sonuçlara, optimum stres ise yüksek

performansa ve olumlu sonuçlara neden olmaktadır.

Olumsuz Stres

Stres olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabileceği gibi olumlu sonuçlar da verebilmektedir.

Olumsuz stres ise olumsuz sonuçlar yaratır. Olumsuz stres bireyin kendisine olan güvenini

kaybetmesine neden olan, bireye yetersizlik duygusu yaşatan, çaresizlik, umutsuzluk ve hayal kırıklığı

yaratan strestir.
Olumsuz stres bilinç alanını daraltmakta, algılamayı zorlaştırmakta, karar vermeyi

güçleştirmektedir.

STRESİN NEDENLERİ

Tanımı gereği, bireyin fizyolojik ve psikolojik dengesini bozan her etken bit stres sebebidir.

Bireyin yaşamındaki potansiyel stres kaynakları iki ana grupta toplanabilir:

? Kişisel özellikler, güçlü ve zayıf yönler, kişisel durum ve olaylar içeren bireysel nedenler.

? Teknik, sosyal, siyasal ve ekonomik değişiklikleri ve işgücü içerisinde yer alan bireyler için örgütsel

nitelikleri ve koşulları, mesleki talepleri ve rol karakteristiklerini (örgütsel nedenler) içeren çevresel

nedenler.

Birey bir stres kaynağına kısa süre maruz bırakıldığında farklı, uzun bir zaman zarfında maruz

bırakıldığında ise farklı etkiler ortaya çıkmaktadır.

Bireysel Nedenler

Bireysel özelliklere bağlı olarak bazı bireyler daha çabuk ve daha yoğun stres yaşarken diğerleri ise

stresin yol açtığı sorunların üstesinden gelmede daha başarılıdır.


A tipi kişilik

A tipi kişiliğe sahip bireyler B tipi kişiliğe sahip bireylere kıyasla daha yoğun stres yaşamaktadır

Bireylerin fizyolojik ve psikolojik dengelerinin bozulmasında strese yatkınlık şeklinde ortaya çıkan

bazı kişilik özelliklerini öncelikle ele almak gereklidir.
Meyer Friedman ve Rosenman tarafından

gerçekleştirilen çalışmalarla modellenen A tipi kişilik özelliklerine sahip olan bireyler; idealist,

dinamik, hareketli, rekabetçi, mücadeleci ve mükemmeliyetçi, kaybetmeye tahammülsüz, öfkeli ve

saldırgan, eleştirmekten kaçınmayan, başarıya ulaşmaya her şeyden fazla değer veren kişilerdir.

Her şeyle sürekli bir mücadele halinde olan A tipi kişiliğe sahip bireylerin dışında ise bir de sakin,

uzlaşmacı, sabırlı ve temkinli B tipi kişilik özellikleri vardır. Katı kurallardan arınmış ve esnek

yapıdaki bu kişiler kolay sinirlenmez ve tedirgin olmazlar. Kendilerine ve diğerlerine karşı

hoşgörülüdürler ve hatayı affedicidirler. Bu tür kişilik özelliklerine sahip bireyler, stresi daha az

hissederler.

Kontrol odağı

Kontrol odağı, bireylerin kendilerini etkileyen olayları kontrol edebileceklerine olan inançlarının

sınırını temsil eder
.

İçsel kontrol odağına sahip bireylerin kontrol duygusu yüksek iken, dışsal kontrol odağına sahip olanlar

ise davranışları ile başlarına gelen olaylar arasında ilişki kurmazlar. Dışsal kontrol odağına sahip

bireyler olayları açıklamada şans, kader ve kısmet gibi kavramları sıkça kullanırlar.

İçsel kontrol odağına sahip bireyler olumsuz etkilere daha fazla direnen, kendilerini görece daha

bağımsız ve güvenli algılayan, olumlu benlik kavramına sahip, atılgan ve girişimci kişilerdir. Dışsal

kontrol odağına sahip bireyler ise çevresel koşullar üzerinde anlamlı bir etkileri olmadığına

inandıklarından daha pasif ve güvensiz kişilerdir.

Stresli bir durum yaşandığında içsel kontrol odağına sahip bireyler dışsal kontrol odağına sahip

bireylere kıyasla şartlara daha kolay uyum sağlayabilmektedirler.

Motivasyon etkileri

Bireylerin yaşamlarında gidermeleri gereken fizyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları vardır. Bu

ihtiyaçların giderilmesindeki bir eksiklik, kişide, uyarılmaya ve ihtiyaçların tatminine yönelik belirli

davranışlara yol açar.
Dolayısıyla yüksek motivasyon ve doyum, stresi azaltıcı bir etki ortaya

koymaktadır.

Duygusal sebepler

Bireylerin yaşadıkları stresi tanımlamada kuşku, üzüntü, panik, endişe, gerilim, depresyon, korku,

kuşku ve güvensizlik gibi kelimeleri kullandıkları dikkat çekmektedir.


Strese yol açan duygusal sebepleri şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

? Zaman baskısı: Elverişli zaman ve bu zaman diliminde yapılması gerekenler noktasında üzerlerinde

baskı hisseden bireyler daha yoğun stres yaşamaktadırlar.

? Sezgiler: Birey gelecekte gerçekleşecek olaylara ilişkin olarak bunların kendisi açısından olumsuz ve

zararlı olacağına ilişkin birtakım sezgilere sahipse yaşadığı stres artmaktadır. Örneğin sınıfta bir

arkadaşının azarlandığını gören bir öğrenci, hiçbir sebep yokken kendisinin de öğretmeniyle sorun

yaşayacağına inanabilmektedir.

? İstenmeyen olayların yaklaşması: Kişi açısından birtakım sorumluluk ya da yükümlülüklerin yerine

getirilmesinin ifade eden zaman dilimlerine yaklaşıldıkça yaşanan stres de artmaktadır. Örneğin

oturduğu evin kirasını ödemede güçlük yaşayan bir kişi, kira ödeme zamanına yaklaşıldıkça daha fazla

stres yaşamaktadır.

Durumsal belirsizlikler:

Örneğin ekonomik kriz döneminde iş gücü içerisinde istihdam edilen bireyler işten atılma korkusunu

yaşamakta, bu da yaşanan stres seviyesini artırmaktadır.

? Gelecek kaygısı:

Lise son sınıftaki bir öğrencinin üniversite sınavını kazanıp kazanamayacağına dair yaşadığı stres ya da

üniversite son sınıftaki bir öğrencinin iş bulup bulamayacağına yönelik olarak yaşadığı stres buna

örnek olarak verilebilir.

? Etkileşim: Etkileşimle oluşan streste asıl kaynak bir başka kişidir. Bireyler kimi zaman etraflarında

sıkıntılarını paylaşabilecekleri birilerini ararlar ya da yalnız kalmak isterler.

Çevresel Nedenler

Çevresel koşullar içerisinde en etkili olan stres sebeplerini şu başlıklar halinde ifade edebiliriz:

Ekonomik değişim, siyasal değişim, sosyal değişim, teknolojik değişim, örgütsel sebepler.

Ekonomik değişim

Ekonomik değişime, enflasyon ya da faiz oranlarındaki değişiklikler gibi bireylerin satın alma gücünü

azaltıcı nitelikteki gelişmeler örnek olarak verilebilir.


Bu ise bireylerin yaşamlarında belirsizliğe yol açtığı için sonuçta stres ortaya çıkabilmektedir.

Türkiye’de 1994 yılında yaşanan bankacılık ve Şubat 2001 krizleri, bu tür ekonomik değişimlere

verilebilecek örneklerdir.

Siyasal değişim

Bir ülkedeki siyasal değişimler de özellikle kişilerin yeni siyasal gelişmelerin nelere yol açabileceğini

kestiremediklerinde bireylerde strese sebep olabilir.


Sosyal değişim

Bireylerin değer ve tutumlarında meydana gelen değişiklikler de strese neden olabilmektedir.

Yine tüm dünyada ozon tabakasındaki incelme, pek çok bireyde bunun yol açabileceği sağlık

sorunlarına ilişkin yaşanan stresi artırmaktadır.

Teknolojik değişim

Çağdaş dünyadaki teknolojik ilerleme ve yeniliklerdeki baş döndüren artış, bireylerin yaşadıkları stresi

artırıcı bir etki ortaya koymaktadır.


ÖRGÜTSEL SEBEPLER

Örgütsel karar alma mekanizmasının işleyişi ve örgütsel siyaset gibi önemli konuların işyerindeki stresi

etkilediği anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda örneğin yüksek düzeyde merkezi bir yapılanma gösteren

örgütlerde alt düzeyde yer alan çalışanların işleri ve faaliyetleri üzerinde herhangi bir denetimleri

bulunmamaktadır ve bu da bir stres kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır.

STRESİN ETKİLERİ

Bireysel farklılıklara bağlı olarak stresin her bireyde farklı şekilde ortaya çıktığına daha önce

değinilmişti. Stres sürecini ve stresin bireyler üzerindeki etkilerini fizyolojik ve psikolojik etkiler

şeklinde iki ayrı başlıkta ele almak mümkündür.

Stresin Fizyolojik Etkileri

Organizmanın normal işleyişini tehdit eden ve dengesini bozan stres sonucunda, insan vücudunda

rahatsızlık yaratan ve kimi zaman da gözle görülebilen belirtiler ortaya çıkmaktadIR.
strese tepkisi üç

aşamada gerçekleşir. Bu aşamalar; alarm dönemi, direnç dönemi ve tükenme dönemidir.

Alarm dönemi

Organizma, sınırlarının zorlandığı algıladığında kendini korumaya yönelik bir tepki zincirini harekete

geçirir.
savaş-kaç” tepkisini geliştirerek, başa çıkacağına inandığı tehditlerle savaşma ve yeni duruma

uyum sağlama ya da başa çıkamayacağına inandığı tehlikelerden uzaklaşma şeklinde bir eğilim

gösterir. Vücutta adrenalin salgısı artar, kalp atışları hızlanır ve tansiyon yükselir. Organizma,

uyarıcılar arasında bir bağ kurmaya çalışarak sorunu en uygun yolla çözme arayışına girmektedir.

Organizmanın uyarıcıdaki tehdit seviyesini algılamasına bağlı olarak bilişsel belirtiler; motivasyon

kaybı, konsantrasyon sorunları, kararsızlık, sorun çözmede yetersizlik vb. şekillerdedir.

Organizmanın algıladığı tehdit algısı sonucunda bireyler davranışsal olarak da birtakım tepkiler

geliştirmektedir. Uykusuzluk, uyuma isteği, iştahsızlık ya da yemede artış, sigara ve alkol kullanımı bu

tür tepkilerden birkaçıdır. Bununla birlikte aile fertlerinden ve arkadaşlardan kaçma, içe kapanma,

saldırganlık, ağlama gibi davranışsal tepkiler de ortaya çıkabilmektedir

Direnç dönemi

Alarm döneminde organizma algıladığı tehditle savaşmakta ya da kaçmakta başarılı olamadığında

direnç aşamasına girer.
Bu aşamada strese rağmen var oluş sürdürülmeye çalışılmaktadır.

Tükenme dönemi

Stres kaynağı bu aşamaya kadar varlığını ve etkisini devam ettirdiğinde vücut enerjisini kaybeder ve

tükenme noktasına gelir. Bu dönem, hastalıklara çok açık olunan bir dönemdir. Tükenmişlik, duygusal

taleplerin yoğun bir şekilde yaşandığı ortamlarda uzun süre bulunmaktan kaynaklanan fiziksel olarak

yıpranma, çaresizlik ve ümitsizlik duygusu, hayal kırıklığı, olumsuz benlik kavramı, hayata dair

olumsuz tutumların baş göstermesi gibi belirtilerin gözlendiği bir durumdur.

Stresin Psikolojik Etkileri

Stresin psikolojik etkileri; saldırganlık, depresyon, uyku bozukluğu, bezginlik, gerginlik, kaygı,

geçimsizlik, yalnız kalmayı tercih etme şeklinde sıralanabilir.


Saldırganlık

Bireyler kendilerini hüsrana uğramış hissettiklerinde ve bu durumdan kurtulmanın herhangi bir yolunu

bulamadıklarında saldırganlık, şiddetli bir stres tepkisi olarak ortaya çıkabilir. Örneğin kişiden ısrarla

istenen ve onu sıkıntıya sokabilecek birtakım davranışlar sergilendiğinde bunun takdir edilmemesi

bireyin hayal kırıklığı yaşamasına sebep olacaktır. Bu tür durumlar çok fazla yaşandığında ise kişi

gerildiği için karşı tarafa tepkilerde bulunup saldırganlaşabilir.

Depresyon

Depresyon, aşırı üzüntü verici durumların etkisinden uzun süre kurtulamama ve bu etkilerin bireyin

yaşamını sürdürmesini engelleyen bir hal almasıdır. Modern yaşam içerisinde çok yaygın bir şekilde

görülen depresyonun temel belirtileri; iştah azalması ve kilo kaybı, uykusuzluk, hayattan zevk

almama, hareketlerde yavaşlama, isteksizlik, suçluluk duygusu ve umutsuzluktur.

Uyku bozukluğu

Stres altında uyku bozuklukları, uykuya dalmada güçlük yaşama ya da gece boyunca uyuyamama

şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bir başka uyku bozukluğu ise uzun süre uyunmasına rağmen kişinin

dinlenmiş olarak uyanamamasıdır

Diğer psikolojik etkiler

Bireyin yaşadığı stresin olumsuz etkileri yukarıda ifade ettiğimiz olgular dışında bezginlik, kaygı,

gerginlik, geçimsizlik ve yalnız yaşamayı tercih etme gibi şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.

Bezginlik duygusu, bireyin aynı anda taşıyamayacağı kadar çok baskıyı yaşadığında ortaya çıkan

tükenmişlik duygusudur. Can sıkıntısı, kötümserlik, hoşnutsuzluk, yetersizlik duygusu bu duyguyu

yaşayan insanların temel özellikleri arasındadır. Stresin bir diğer psikolojik etkisi de kaygıdır. Olaylar

karşısında kişinin huzursuz, endişeli, korkulu ve karamsar olması şeklinde tanımlanan kaygı, kişinin

stresli durumu devam ettiği sürece kendini mutsuz ve rahatsız hissetmesine sebep olmaktadır.

Stresle ilişkili bir başka psikolojik olgu ise gerginliktir. Kas ve sinirsel gerginlik biçiminde ortaya

çıkan gerginlik, çoğu zaman stresle eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Stresin ortaya çıkardığı önemli

bir etki de geçimsizliktir. Bazı insanlar ise strese girince sosyal yaşantıdan kendilerini uzaklaştırarak

yalnız yaşamayı tercih ederler.

STRES YÖNETİMİ

Stres, insan hayatının kaçınılmaz bir gerçeği olduğundan ondan tam olarak kurtulmak mümkün

değildir.
Stres kaynakları ile başa çıkabilmek için bireylerin “kaçma” ya da “savaşma” davranışı

gösterdiklerini daha önce ifade etmiştik. Bu doğrultuda stres yönetimi, bireyin hangi davranışı

sergileyeceği ile yakından ilgilidir. Şayet birey tehlikeyi atlatabileceğine ya da stres kaynağının

üstesinden gelebileceğine inanırsa büyük bir olasılıkla “savaşma” davranışını seçecektirDiğer taraftan stres

kaynağının üstesinden gelinemeyeceğine inanılan durumlarda ise tercih edilen davranış şekli muhtemelen

“kaçma” davranışı olacaktır.

Hayatın her safhasında başımıza gelen olaylar karşısında yaşadığımız stresi yönetmede başlıca üç farklı boyut

ortaya konabilir. Bunlar; bireysel stres yönetimi, sosyokültürel stres yönetimi ve örgütsel stres yönetimidir.

Bireysel Stres Yönetimi

Bireysel stres yönetimi, stres kaynaklarının yol açtığı stresin önemli bir soruna dönüşmeden bireyler tarafından

nasıl yönetilebileceği konusuna odaklanmaktadır.
Bireysel stres yönetimi birincil, ikincil ve üçüncül nitelikte

ortaya çıkabilmektedir. Birincil stres yönetimi faaliyetleri öğrenilmiş iyimserlik, zaman yönetimi ve boş zaman

etkinlikleridir. İkincil stres yönetimi faaliyetleri de fiziki egzersiz, rahatlama ve gevşeme teknikleri ile beslenme

alışkanlıklarıdır. Üçüncül stres yönetimi faaliyetleri ise birine açılmak ve profesyonel yardım almaktır.

Öğrenilmiş iyimserlik

İyimserlik ve kötümserlik insanların yaşamlarında başlarına gelen olayları açıklamada kullandıkları iki farklı

düşünce tarzını ifade etmektedir.


Zaman yönetimi

Çağdaş yaşam tarzı bireyler üzerindeki zaman baskısını her geçen gün daha da artırmaktadır. Zaman yönetimi

becerileri, bireylerin zamanlarını daha etkin ve verimli bir şekilde kullanarak yaşadıkları zaman baskısını

azaltmada katkı sağlayacaktır
.

Boş zaman etkinlikleri

Başarı ihtiyacı yüksek bireylerin temel özelliklerinden birisi sürekli ve vazgeçilmez bir şekilde mücadele etme

arzusudur.
Boş zaman etkinliklerinin işe yaramasındaki temel nokta alınan hazdır. Boş zaman etkinlikleri

doğallık ve zevk ya da keyif gibi katkılar sağlamanın yanı sıra bireylerin diğerleri ile bağ oluşturmasına da

yaramaktadır.

Fiziki egzersiz

Her yaştan insan için yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme, aerobik yapma, hafif top oyunları ve tenis gibi

egzersizler stresle mücadeleyi olumlu şekilde etkilemektedir.


Rahatlama ve gevşeme teknikleri

Rahatlama ve gevşeme stresle başa çıkmada olumlu etkiye sahiptir. Zihni boşaltmada ve stres yaratan

düşüncelerden arınmada bu tür tekniklerin olumlu etkisi bilinmektedir.
Meditasyon bu tür tekniklerin en

bilinenidir. Ayrıca derin ve deliksiz bir uyku, tatlı hayaller kurma, dinlendirici ve gürültüsüz bir müzik dinleme,

günlük sıkıntılardan uzaklaştıran birtakım hobilere sahip olma gibi uygulamalar, rahatlama ve gevşeme sağlayan

tekniklerden birkaçıdır.

Beslenme alışkanlıkları

Beslenme alışkanlıkları da yaşanan streste doğrudan ya da dolaylı etkiye sahip olabilmektedir. Dengeli ve düzenli

beslenme alışkanlığı bireylerin genel sağlığına katkı sağlayarak bireyi strese karşı daha dayanıklı hâle

getirmekte ve stresten korunmada olumlu sonuç yaratmaktadır.
Yüksek şeker içeren gıdalar stres tepkisinde

uyarıcı etkiye sahip olabilmekte ve yüksek kolesterollü besinler kan kimyasını olumsuz bir şekilde

değiştirmektedir.

Birine açılmak

Her birey yaşamı boyunca mutlaka sarsıcı, stresli ve acı verici birtakım olaylarla karşılaşır. Bu tür bir olaya

verilebilecek en yararlı tepkilerden birisi bireyin yakın çevresindeki birileriyle derdini paylaşmasıdır.

Profesyonel yardım

Stresli ve sarsıcı olayları itiraf etme ya da açılma, profesyonel yardım ilişkisi çerçevesinde de gerçekleştirilebilir.

Psikolojik danışmanlık, fiziksel ya da tıbbi tedavi gibi teknikler bu noktada profesyonel yardımın araçları olarak

ifade edilebilir.

Sosyo Kültürel Stres Yönetimi

Sosyo kültürel stres yönetimi aile hayatı, sosyal destek grupları ve dini hayat olmak üzere üç farklı başlık altında

incelenebilir.

Aile hayatı

Bütün insan topluluklarının temel ve de evrensel bir sosyal kurumu olan ailenin temel işlevi evli eşler arasındaki

ilişkileri düzenlemek ve topluma yeni bireyler kazandırmaktır.
Ayrıca aile bireylerin biyolojik ve psiko sosyal

ihtiyaçlarının tatminini de sağlamaktadır. Evli olan kişiler evli olmayanlara kıyasla hem iş hem de diğer sosyal

alanlarda daha başarılı olmaktadırlar.

Sosyal destek grupları

Sosyal destek, bireylerin yaşam kalitesini artırıcı bir unsurdur. Bu tür gruplar içerisinde samimi ilişkilere sahip

olan bireylerin depresyon ve kaygı gibi korkuları azalmaktadır.Karşılıklı güven, saygı, dürüstlük ve sevgi ile

oluştuğunda sosyal gruplar, stresle mücadelede bireylere önemli bir katkı sağlamaktadır.

Dini hayat

Dini inanç bireylerin yaşam tarzı açısından çeşitli gerilimlerden daha az etkilenmesini mümkün kılmaktadır.

Bütün dinler mensuplarına zorluklar ve güçlükler karşısında dayanma ve tahammül etme duygusunu aşılamaya

çalışmaktadır.


Davranış bilimleri 14 ünite

1. Bireydeki stresin sebepleri olarak bilinçdışı kişilik faktörlerini anlamamıza

katkı sağlayan yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

a) Fizyolojik yaklaşım

b) Bilişsel değerlendirme yaklaşımı

c) Birey-çevre uyumu yaklaşımı

d) Psikoanalitik yaklaşım

e) Sistem yaklaşımı

2. Aşağıdaki dönemlerin hangisinde strese karşı “savaş-kaç” tepkisi gelişir?

a) Alarm dönemi

b) Tepki dönemi

c) Direnç dönemi

d) Başa çıkma dönemi

e) Tükenme dönemi

3. Aşağıdaki dönemlerin hangisinde önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkması

fazlasıyla olasıdır?

a) Alarm dönemi

b) Tepki dönemi

c) Direnç dönemi

d) Başa çıkma dönemi

e) Tükenme dönemi

4. Aşağıdakilerden hangisi üçüncül bireysel stres yönetimi tekniklerinden

biridir?

a) Zaman yönetimi

b) Öğrenilmiş iyimserlik

c) Fiziki egzersiz

d) Birine açılma

e) Rahatlama teknikleri

5. Aşağıdakilerden hangisi stresi artırıcı A tipi kişilik özelliklerinden birisi

değildir?

a) Rekabetçi düşünce

b) Mükemmeliyetçi olma,

c) Kaybetmeye tahammülsüzlük

d) Öfkelilik ve saldırganlık

e) Uzlaşmacı tutum

Stres ve Stresin Yönetimi

Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 23

6. Aşağıdakilerden hangisi stres olgusunu insan organizmasının kendisini

koruyup kollaması ve varlığını sürdürmesi yönünde dengeyi koruma çabası

açısından değerlendirmiştir?

a) Fizyolojik yaklaşım

b) Bilişsel değerlendirme yaklaşımı

c) Birey-çevre uyumu yaklaşımı

d) Psikoanalitik yaklaşım

e) Sistem yaklaşımı

7. Aşağıdakilerden hangisi stresin bireysel nedenlerinden biri değildir?

a) Duygusal sebepler

b) Sosyal değişim

c) A tipi kişilik

d) Kontrol odağı

e) Motivasyon etkileri

8. Organizmanın bir noktada stresle mücadele etmekten vazgeçtiği, strese

rağmen bir denge ya da uyum sağlayarak kendi varlığını sürdürmeyi

denedeği aşama aşağıdakilerden hangisidir?

a) Alarm dönemi

b) Tepki dönemi

c) Direnç dönemi

d) Başa çıkma dönemi

e) Tükenme dönemi

9. Aşırı üzüntü verici durumların etkisinden uzun süre kurtulamamak ve bu

etkilerin bireyin yaşamını sürdürmesini engelleyen bir hal alması

aşağıdakilerin hangisi ile ifade edilir?

a) Saldırganlık

b) Hayal kırıklığı

c) Bezginlik

d) Depresyon

e) Kaygı

10. Aşağıdakilerden hangisi sosyo-kültürel stres yönetimi tekniklerinden

biridir?

a) Gevşeme

b) Aile hayatı

c) Zaman yönetimi

d) Beslenme alışkanlıkları

e) İyimserlik

Cevap Anahtarı :1.D, 2.A, 3.E, 4.D, 5.E, 6.A, 7.B, 8.C, 9.D, 10.B__
 
Üst