Ders Özetleri Uygulamasına Hoş Geldiniz

Ücretsiz kayıt olarak tüm ders notlarına erişebilirsiniz.

veya Kayıt ol

VİZE-FİNAL Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri Vize-Final Ders Notu


Editör

Administrator
Yönetici
Katılım
30 Eyl 2020
Mesajlar
248
Tepkime puanı
10
Puanları
18
SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 1

BİLİM ve BİLİMLERİN SINIFLANDIRILMASI

BİLİM KAVRAMI


Bilim, hem bilgi üretmeye yönelik bir sistemi, hem de o sistemden üretilen bilgiyi ifade eder. İnsanlar doğadaki olayları anlamak ve bir çözüme kavuşturmak için üç genel kavramdan yararlanırlar. Bunlar;

Deneyim, bir konuyu açıklamada veya bir problemi çözmede bireyin ilgili konu hakkında önceki tecrübelerinden yararlanmasıdır.

Muhakeme ise tümevarım, tümdengelim, analoji (benzetme) gibi akıl yürütmeden yararlanarak ve mantığın; doğrulama, yanlış anlama, özdeşlik kurma ve çelişmezlik ilkelerini kullanarak bir problemi tespit etme ve çözme etkinliğidir. Bu sürecin sonucunda doğruya ulaşmak vardır.

Araştırma sırasında ise veriler sistemli ve kontrollü bir şekilde toplanır. Tecrübeye dayalı bilgi, araştırmaya dayalı bilgiye göre kişiye özeldir ve geçerliliği zayıftır.

Bilimin iki temel dayanağı vardır; bunlardan ilki geçmişten bugüne kadar elde edilen deneysel bilgi, diğeri de hâlihazırdaki bilgidir. Hâlihazırdaki bilgi araştırmalarla üretilir. Araştırma sürecine katılan kişilerin kendine özgü tutumları farklı bilim anlayışlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bilimsel bilgi üretme tecrübeye ve araştırmaya dayalı bir etkinliktir.

Bilim bilimsel bilgiyle yapılır. Bilimsel bilgi, insan aklının belli bir konuya yönelerek araştırmalarla elde ettiği düzenli, tutarlı, geçerli, sistemli, kanıtlanabilir ve denenebilir bilgidir. Bir bilgi kümesinin bilimsel bilgi sayılabilmesi için aşağıdaki özellikleri taşıması gerekir:

İnsan aklının işleyiş kurallarına uygun olmalıdır,

Belirlenmiş bir konusu ve inceleme alanı olmalıdır,

Belli bir yöntem kullanılarak elde edilmiş olmalıdır,

Sistemli ve düzenli olmalıdır,

Mantık ilkelerine uygun, doğru, tutarlı ve geçerli olmalıdır,

Kanıtlanabilir ve denetlenebilir nitelikte olmalıdır,

Olgulara dayalı ve nesnel olmalıdır.

***Her şeyden önce bir zihinsel etkinliğin bilim sayılabilmesi için şu üç koşulu taşıması gerekir:***

Düşüncenin bir önerme ile dile getirilebilir olması,

Bu önermenin doğruluğunu gösteren güvenilir kanıtların olması ve

Önermenin doğruluğunun genel olarak kabul edilmesi gerekir.

Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlüğü bilimin iki tanımını yapmaktadır. Birinci tanım doğa bilimleriyle, ikinci tanım ise sosyal bilimlerle ilgilidir. Bilim; duyuların algı alanına giren, nesne, olgu ve ilişkilerin aklın işleyiş yasalarıyla incelenmesidir. Diğer bir tanıma göre bilim insanın tecrübe ve gözlem vasıtalarını kullanarak sitemleştirdiği bilgiler bütünüdür. Bilimin bu özelliklerini yansıtan iki önemli bilim adamının bilim tanımlarından Einstein’ın bilim tanımı şöyledir:

Önce bilim tanımına bakalım: Bilim, düzenden yoksun duyu verileri (olgu) ile mantıksal olarak düzenli düşünme arasında uygunluk sağlama çabasıdır.

Russell’ın tanımı ise; bilim, gözlem ve gözleme dayalı uslama (akıl yürütme) yolu ile önce dünyaya ilişkin olguları, sonra bu olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır.

Einstein ve Russel’in tanımlarında bilimde bulunması gereken bazı unsurlar şunlardır:

Bilim olgulara ve olaylara dayalı olmalıdır.

Bilim mantık ilkelerine uygun olmalıdır.

Bilim sentetik önermelerle ifade edilmelidir.

Bilim deneye, gözleme yani yönteme dayandırılmalıdır.

Bilimde akıl yürütme, bilimsel ilke ve yöntem çerçevesinde olmalıdır.

Bilim, bilimsel bir yasaya ulaşma amacında olmalıdır.

Sonuç olarak bilim bilgilerden bir yöntem çerçevesinde belli bir sistematiğe uygun olarak teori geliştirme etkinliğidir. Bilimsel etkinlik bir süreci kapsar. Bu süreç “parça teorisi” kapsamında işler. Bilgi üretim sürecinde doğrulanamayan bilgiler ayıklanır. Sürecin sonunda geriye saf ve kesin değişmez bilgiler kalır. Teoriler bilimde son nokta değildir. Burada bilimsel faaliyet devam eder ve “yasa”ya ulaşılmaya çalışılır. Ancak şu kadarı belirtilmelidir ki yasalar artık bilimsel etkinlikte yapılacak başka bir şeyin olmadığını göstermez. Mevcut yasalar sadece mevcut koşullarda kabul edilen yasalardır. Newton’un evrenin analizinde geliştirdiği “Mekanik Yasaları”, Einstein’ın “Özel ve Genel Görelilik Yasaları”yla birlikte terk edildi. Einstein’ın yasaları ise Max Planck’ın ve Shrodinger’in belirsizlik yasalarıyla birlikte sarsılmıştır. Bilim üretme süreci, mevcut yasaların ölümü, yenilerin doğumu şeklinde devam etmektedir.

BİLİMİN ÖZELLİKLERİ

Bilimin amacı deneye, gözleme ve bir yönteme dayalı olarak, önermeler kurmak, bunları hipoteze dönüştürmek, yasaya veya teoriye ulaşma etkinliğidir. Bilimselliğin en önemli ölçütü, yapılan çalışmalar ile yasalar ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Amaç, mevcut bilgilerden yararlanarak, başka bilgiler ortaya çıkartmaktır. Bu sayede objektif ve genellenebilecek, problem çözümlerinde kullanılabilecek gerçek bilgi üretilir. Bu bilgiler sorun çözme amacıyla kullanılır. Bilim üretme süreci sonucunda üretilen bilimin şu özelliklerinden söz edebiliriz:

Çeşitlilik: Bilim belli bir sınıfın, grubun veya toplumun tekelinde değil, insanlığın ortak birikimidir.

Süreklilik: Bilimsel bilgi üretme süreci insanlığın var oluşundan beri devam etmiştir. Bunun sonucunda bugün insanlığın sahip olduğu mevcut bilgiler elde edilmiştir. Bilimsel etkinlikler kesintisiz bir biçimde devam etmektedir.

Yenilik: Bilimin yenilik niteliği, bilimsel faaliyetlerin bugün de devam ediyor olması demektir. Bilimin hiçbir alanında henüz son söz söylenmemiştir.

Doğrulama ve ayıklama: Bilimsel bilginin özelliği yoklanabilir (test edilebilir) olmasıdır. Bilgi üretme sürecinde bir kısım bilgiler doğrulanarak başka bilimsel etkinlikler için kullanılırken, dün doğru kabul edilen bilgiler bugün yanlışlanarak yeni bilgiler ve teoriler geliştirilmektedir.

Bilimin özelliklelerini şu şekilde sayabiliriz:

Bilim mutlak doğruluk ve yanılmazlığı kabul etmez.

Bilim nesnel ve evrenseldir.

Sürekli gelişme hâlindedir.

Yöntem (deney ve gözlem) kullanır.

Sistemli ve düzenlidir.

Tutarlı, geçerli olup kanıtlanabilir ve denetlenebilir.

Burada ağırlıklı olarak pozitivizmin şekillendirdiği biliminin diğer bazı özelliklerini aşağıdaki gibi açıklayabiliriz:

Bilim olgusaldır: Bilimin başta gelen ve onu mantık, matematik gibi disiplinlerinden ayıran özelliği, bilimin olgusal oluşudur. Olgusallığın anlamı şudur: Bilimsel önermeler ya doğrudan, ya da dolaylı olarak gözlenebilir olguları içerir.

Bilim mantıksaldır: Bilimin bu özelliği, iki yönden kendini gösterir: (a) Bilim ulaştığı sonuçların her türlü çelişkiden uzak, kendi içinde tutarlı olması anlamına gelir. Bilim mantık ilkelerine uygundur. Buna göre birbiriyle çelişen iki önerme doğru değildir. (b) Bilim bir hipotez ya da teoriyi doğrulama için mantıksal düşünme kurallarından yararlanır.

Bilim nesneldir: Birçok kimseler bilimsel nesnelliği mutlak bir anlamda düşünürler oysa bu doğru değildir. Kuşkusuz bilim adamı doğruyu ararken kişisel eğilim, istek ve ön yargıların etkisinde kalmamaya çalışmalıdır.

Bilim eleştiricidir: Bilimsel faaliyetler yalnızca bilimsel liyakat temelinde yapılmalıdır.

Bilim genelleyicidir: Sınıflama bilimsel araştırmada ilk adımdır. “Deniz seviyesinde saf su 100 santigrat derecede kaynar”, “Bakır iletkendir”, “Gazın hacmi, sıcaklık sabit tutulduğunda, basınçla ters orantılı olarak değişir” gibi önermeler tek tek olguları değil, olgu sınıflarına ilişkin özellikleri dile getirir.

Bilim seçicidir: Evrende olup biten olgular çeşit ve sayı yönünden sonsuzdur. Bilimin bunların tümü ile ilgilenmesi hem gereksiz, hem de olanaksızdır.

Bilim birtakım inançlara dayanır: Bilim adamı yansız, yeniliklere hazır ve yeni fikirlere açık olmalıdır. Nitelikli bir araştırmaya dayalı bulguların tümünü dürüstçe kabul etmelidir. Ancak bütün bunlara rağmen bilimin birtakım varsayımlarla yürütüldüğünü unutmamak gerekir. Varsayım denen bu inançlar, düşünme ve hareketlerimizin temelinde yatan gerçekleri oluşturur.

BİLİMİN AMACI

Bilimin amacı olguları, yani doğa olaylarını anlamak, açıklamak, sınıflandırmak ve kontrol etmektir. Bilimin amacı, bilimsel yöntemlerle, gözlenen durumlara dayanarak, gözlenmeyen durumlar hakkında tahmin yapabilmektir. Bilimin temel amacı; anlama, betimleme, tanımlama, açıklama, sınıflandırma, ölçme, deneye tabi tutma, genelleme, öndeme, yorumlama, denetim ve araştırmadır. Betimleme, bir şeyin nicelik, nitelik, görünüm, özellik ve yapısının ayrıntılı ve açık bir şekilde söz veya yazı ile anlatılmasıdır. Bilimin asıl amacı doğal olayların betimlenmesi ve açıklanmasıdır. Bilim kuramı betimleme ve açıklama işiyle uğraşır. Buna göre, betimleme bir şeyin “ne” olduğu sorusuna; açıklama ise “bunun neden böyle olduğu” sorusuna cevap verir. Bilimin asıl amacı doğal süreçlerin betimlenmesi ve açıklanmasıdır. Açıklama, bilindiği varsayılan öğeler kullanarak bilinmeyenleri bulma ve izah çabasıdır. Kısaca bilinmeyeni bilinebilir duruma getirilmesidir.

Bir işaretin, sembol veya kelimenin anlamının belirlenmesine semantik açıklama; bir olay veya olgunun meydana geldiği sistemin diğer birimleriyle ilişkilerinin gösterilmesine yapısal açıklama; yapı veya sistem içindeki öğelerin işlevlerinin belirtilmesine işlevsel açıklama; olay ya da olgular arasında belirli somut sebep-sonuç ilişkileri kurulması yoluyla yapılan açıklamaya nedensel açıklama; bir olay ya da olgunun ortaya çıkışıyla ilişkisi olduğu sanılan, ancak bu ilişkinin niteliği ölçülemeyen faktörlerin söz konusu olay veya olguyla irtibatlanmasına anlamsal açıklama; bilinmeyenin mantık kurallarına bağlı kalınarak, bilinir hâle getirilmesine mantıksal açıklama denir.

Bilindiği gibi tanımlama, sözlü ya da yazılı olarak bir kavramı nitelik ve özelliklerini belirleme, işlevini gösterme ya da onu benzerlerinden ayırıcı yönlerini tespit etmedir. Bilimin amacı, yalnızca olguları sınıflamak, olgular hakkında sınıflardan oluşmuş bir sisteme ulaşmak değildir. Bilimin esas amacı, sistemleştirmedir. Bu çaba içinde bilim, yasalardan ve kuramlardan hareketle olgular arasındaki işlevsel bağlılıkları açıklamaya çalışır.

Genelleme, tek tek bireyler ya da bireysel olaylarda bulunan özelliklerin tüm bireyler içinde geçerli olduğunun kabul edilmesidir. Bilimin evrenselleşebilmesi için elde edilen sonuçların yorumlanması gerekir. Yorumlama, yoruma tabi tutulanın açıklanması, ilişki ve bağlantı kurma etkinliğidir. Bilimin diğer bir amacı dağınık olguları bir araya getirerek somut ve yararlı ürünler ortaya çıkarmak ve bu yolla doğanın denetim altına alınmasını sağlamaktır.

Bilimin diğer bir amacı, araştırma yapmaktır. Araştırma deneysel ve kuramsal olmak üzere iki kısımdan oluşur.



BİLİMLERİN SINIFLANDIRILMASI

Bilimleri belli özellikleri, işlediği konular bakımından sınıflandırmak gerekir. Sınıflandırma; bilimin konuları, amaçları, yararları, netlik veya karmaşıklıkları, edinme yolları vb. dikkate alınarak yapılır. Bilimlerin sınıflandırılmasını ilk kez sistemli bir tarzda Aristo yapmıştır. Aristo’ya göre en temel bilim felsefedir. Ancak Aristo felsefeyi bugünkü spekülatif akıl yürütme yolu olarak değil doğa bilimi anlamında kullanmıştır. Ona göre bilimler genel olarak üç ana kategoride değerlendirilebilir. Bu kategoriler; teorik, pratik ve poetik bilimlerdir.



Teorik bilimler kategorisinde metafizik, matematik, biyoloji ve fizik yer alırken, pratik bilimlerde insan fiillerinin (davranış bilimleri) yönetimiyle ilgili bilimler yer alır. Son olarak poetik bilimler kategorisinde edebiyat, şiir ve retorik gibi hitabet sanatıyla ilgili bilimleri vardır. Stoacılar ise bilimleri üç ana kategoriye dayandırmaktadır. Onlara göre bilimler; fizik, etik ve mantıktan ibarettir. İbni Sina’ya göre ise bilimler iki ana gruba ayrılır: Bunlar teorik ve pratik bilimlerdir. Bugün genel geçer bilim sınıflaması (bilim tasnifi) yoktur. Bilimi disiplinler arası bir etkinlik olarak gören bazı filozoflar bilim sınıflaması konusunda sorunların olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Ülkelerin bilim ve teknoloji politikalarının oluşturulmasında esas teşkil eden araştırma ve deneysel geliştirme göstergelerine standart teşkil etmeyi amaçlayan Frascati Kılavuzu, ilk defa 1963 yılında OECD ülkelerinin uzmanlarınca hazırlanmıştır. Bilgiye dayalı ekonominin gelişimine paralel olarak önem kazanmaya başlayan Frascati Kılavuzu, ülkelerin bilim, teknoloji ve yenilik sisteminin planlanmasında önemli bir başvuru kaynağı işlevi görmektedir. Frascati Kılavuzuna göre bilimler aşağıdaki gibi sınıflandırılmaktadır:

Doğa Bilimleri: Bunlar; matematik ve bilgisayar bilimleri; matematik ve diğer ilişkili alanlar, bilgisayar bilimleri ve ilişkili konular, fizikî bilimler; astronomi ve uzay bilimleri, fizik, diğer ilişkili konular. Kimya bilimleri; kimya ve diğer ilişkili konular. Çevre bilimleri; jeoloji, jeofizik, mineraloji. Fizikî coğrafya ve diğer jeobilimler; meteoroloji ve diğer iklimsel araştırmalar, deniz bilimleri ve diğer ilişkili bilimler dâhil atmosferik bilimler. Biyoloji bilimleri; biyoloji, botanik, bakteriyoloji, mikrobiyoloji, zooloji, entomoloji, genetik, biyokimya, biyofizik ve diğer ilişkili bilimler.

Mühendislik ve Teknoloji: İnşaat mühendisliği, mimari mühendislik, inşaat bilimleri ve mühendisliği, inşaat mühendisliği, şehir ve yapı mühendisliği ve diğer ilişkili konular, elektrik mühendisliği, elektronik, elektrik mühendisliği, elektronik, haberleşme mühendisliği ve sistemleri, bilgisayar mühendisliği ve diğer ilişkili konular, diğer mühendislik bilimleri, kimya, havacılık ve uzay, mekanik, metalürji ve malzeme mühendisliği ve bunların uzmanlaşmış alt bölümleri, orman ürünleri, jeodezi, sınai kimya vb. gibi uygulamalı bilimler.

Tıbbi Bilimler. Temel tıp, anatomi, sitoloji, fizyoloji, genetik, eczacılık, farmakoloji, toksikoloji, immünoloji ve immünohematoloji, klinik kimya, klinik mikrobiyoloji, patoloji, klinik tıp, anestezi, pediatri, obstetri ve jinekoloji, dahiliye, cerrahi, diş hekimliği, nöroloji, psikiyatri, radyoloji, terapi, otorinolarongoloji, oftalmoloji, sağlık bilimleri, kamu sağlık hizmetleri, sosyal tıp, hijyen, hemşirelik, epidemoloji

Tarımsal Bilimler: Tarım, ormancılık, balıkçılık ve ilişkili bilimler, ziraat, hayvancılık, balıkçılık, ormancılık, bahçecilik ve diğer ilişkili konular, veterinerlik.

Sosyal Bilimler: Psikoloji, ekonomi, eğitim bilimleri, diğer sosyal bilimler, antropoloji (sosyal ve kültürel) ve etnoloji, demografi, coğrafya, şehir planlaması ve kırsal planlama, yönetim, hukuk, dilbilimi, siyasal bilimler, sosyoloji, organizasyon ve yöntemler, çeşitli sosyal bilimler ve bu gruptaki çeşitli konulara ilişkin bilim dalları arası yöntembilimsel ve tarihsel faaliyetleri kapsar.

Beşeri Bilimler: Tarih, yan tarih bilim dallarıyla birlikte, arkeoloji, sikke bilimi, paleografi, jenoloji, diğer beşeri bilimler, felsefe, sanat tarihi, müzik bilimi.

Bilimlerin sınıflandırılması konusunda ortaya atılan ayrımlar genel olarak iki bölümde ele alınabilir:

Keyfî sınıflandırma:
Bilimi konuları, yöntemi, nitelikleri açısından değil, keyfî olarak seçilmiş, bir takım ayırt edici vasıflara dayalı ve ancak kolay ulaşma kaygısıyla sınıflandırmadır.

Tabii sınıflandırma: Aralarında konu, içerik ve doğallık bakımından benzerliği bulunan nesneleri karşılaştırmak ve bu yöntemle bir takım kanunların keşfedilmesini sağlamak amacıyla yapılan sınıflandırmadır.

Auguste Comte bilimlerin sınıflandırmasını şu üç temele dayandırarak yapmıştır:

Tabiatta en basit olaylar en genel olaylardır.

Her üstün varlık düzeni, daha basit ve daha genel varlık düzenlerini gerekli kılar.

Nesneleri bilme güçlüğü, onların karmaşık oldukları inancını doğurur.

Comte, bu üç temelden bütün bilimlerin tek bir sıra veya sınıf içinde sıralanabileceği sonucu çıkarır. Bu çerçevede matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji ve sosyolojiyi gibi altı bilimi sıralar.

Genel olarak kabul edilen sınıflamaya göre bilimler, konularına ve karmaşıklık sırasına göre dört ana sınıfa ayrılmışlardır:

Matematik Bilimleri: Bu bilimlerin konusu nicelik (kantite)tir. Bu nicelik, bizzat nesnelerden soyut ve bağımsız olarak kabul edilen bir nicelik olup, sayı ve hareketten ibarettir. Matematik bilimleri, salt ve uygulamalı olmak üzere iki kısımdır.

Fizik-Kimya bilimleri: Bu bilimler, cansız maddeyi, onun kanunlarını ve özelliklerini inceler ve aşağıdaki bilimleri içerirler: a) Fizik, maddenin en genel özel-liklerini ve bütün cisimlerde ortak olan ağırlık, sıcaklık, ışık, ses, elektrik gibi hususiyetleri inceleyen bilimdir. Fizik bilimlerinin çeşitli branşları, maddenin bu en genel özelliklerinden doğmuş olup baroloji, termoloji, optik, akustik, elektroloji vs... diye sıralanabilir, b) Kimya, tabiatı ve özellikle her bir cismin hususi özelliklerini inceleyen bilimdir.

Tabiat veya hayat bilimleri: Bunlar, hayatı, hayat kanunlarını ve canlı varlıkları etkileyen çeşitli faktörleri inceler. Bu bilimlerin iki ana dalı vardır: a) Botanik: Bitkisel hayatın bilimleri; b) Zooloji: Bu iki ana bilim dalının her birinin; anatomi, fizyoloji, embriyoloji, paleontoloji sistematik gibi ikinci dereceden alt bilim dalları vardır.

Ahlaki ve sosyal bilimler: Bunlar insanla ilgilenen ve çeşitli yönleriyle insanı inceleyen bilimlerdir. Akıllı, hür, sosyal bir varlık olarak insanın yalnızca özü ile değil, aynı zamanda fiilleriyle ve ahlaki hayatında, sosyal hayatında görüntüleri olan birtakım dış olaylarla ilgilenir.

Matematik veya mantıkta, hipotezlerin veya teorilerin gerçeklere uygun olup olmadığı ile ilgilenilmez. Bilimde ise temel amaç budur.O hâlde gerçek anlamda yenilik yaratıcı ve bilimsel yöntemin uygulandığı bilimler pozitif bilimlerdir. Yukarıda yapılan sınıflandırmalardaki karmaşayı ortadan kaldırmak için bilimleri konu edindikleri nesne ve olguların özelliklerine göre genel olarak üç sınıfa ayırmak mümkündür. Bunlar; doğa bilimleri, formel bilimler ve sosyal bilimlerdir.

Doğa bilimleri

Doğa bilimlerinin konuları; varlık, evren, doğa, insan, doğadaki temel ilişkiler, bu ilişki süreçlerini açıklayan yasalardır. Doğa bilimleri ile sosyal bilimleri ayıran en önemli fark, sosyal bilimlerin konusu olan “insan”ın serbest düşünme ve hareket etme özelliğine sahip olmasıdır.

Formel bilimler



Bilimsel çalışmaların disiplinlere ayrılarak doğa bilimleri, sosyal bilimler ayrımı yapılmasının yanında, matematik özel bir önem arz etmektedir.
Konusunu doğadan almayan, insan zihninin üretimlerini sembollerle ifade eden, matematik ve mantık gibi bilimleri kapsar. Konusu bakımından doğa bilimleri ve insan bilimlerinden farklılık gösterir. Bilimsel bilgiler hangi alana ait olursa olsun birbirlerini tamamlayıcı olduğu anlaşılmaktadır.


Formel bilimler grubu içinde matematik başta olmak üzere, mantık, sistemler teorisi, enformasyon teorisi ve bilgisayar bilimleri yer almaktadır. Matematiğin en önemli özelliği, çalışma konuları ile ilgili olarak tamamen soyut teorik fikirlerden başlayıp yine soyut düşünce ile tutarlı fikirler üretmesidir.


Sosyal bilimler


Toplum bilimlerinin konusu, toplum içinde yaşayan insanların davranışları doğa bilimlerinin konusu ise canlı ve cansız varlıklardır. İnsan irade sahibi bir varlıktır. O bakımdan da olaylar karşısında edilgen bir durumda kalmayıp, olayın kendisini değiştirebilmektedir. Sosyal değişme, gelenek, görenek, kurumsal yapı vs. gibi faktörleri matematikle ölçmek bazen olanak dışıdır. Bir diğer görüş, sosyal olayların da doğa olayları gibi ve aynı şekilde incelenebileceği yönündedir. Bu görüş, biraz da doğa bilimleri yöntemlerinin, sosyal olaylara da uygulanabileceğini düşünmekten kaynaklanmaktadır.

ÖZET:

•Bilim deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak evrende olup bitenler hakkında yasalar çıkarma ve teori oluşturma etkinliğidir. Genel geçerliliği olan ve kesinlik gösteren yöntemli ve birikimsel bilgiler bütünüdür. Bilimsel faaliyetler belli bir konuyu bilme isteğinden başlar ve belli bir amaca yönelerek bilimsel faaliyette bulunmak için araştırma yapılır. Araştırmaların ve bilimsel faaliyetlerin temel amacı, insanoğlunun varoluşundan beri hiç bitmeyen bilme merakından kaynaklanır. Nitekim Aristo insanı bilmek zorunda olan bir varlık olarak tanımlamıştır. Bilme merakı gözlem, deney ve araştırmaya, bütün bu yöntemler de insanı bilim üretmeye götürmektedir.

•Bilimin asıl uğraşı alanı, doğa ve sosyal olaylardır. Burada öncelik doğa olaylarına aittir. Burada doğa olayları derken kastedilen sadece fiziksel olgular değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının tümüdür. Özetle, insanla onun çevresi arasındaki her tür ilgi ve ilişki, her tür olay ve olgu bilimin konusu kapsamındadır. Kısaca bilimin konusu kişinin algı dünyasına giren her şeydir. İnsanoğlu, bütün bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek, en azından kontrol altına almak her zaman bilimden yararlanma yoluna gitmiştir.

•Bilimsel faaliyetler olgusal gerçekler, reel durumlar, doğrulanabilir, yanlışlanabilir en azından yoklanabilir özellikler gösterir. Belli özelliklere sahip bilim aynı zamanda belli yöntemler kullanmak durumundadır. Bilimsel faaliyetlerde belli yöntemler kullanmak ve bilimin bir sistem çerçevesinde yürütülmesini sağlamak temel kuraldır. Bu kurallardan biri de bilimsel faaliyetlerin; çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma tarzında sürdürülmesidir. Bilim aynı zamanda olgusal olmak, mantıksal olmak, tutarlı olmak, genelleyici olmak, nesnel (objektif) olmak, eleştirici olmak gibi bazı özelliklere sahiptir.

--------------------------------------------------------------------------------BİTTİ------------------------------------------------------------------------------------------------------



SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA ÜNİTE 2

BİLİMSEL DÜŞÜNMENİN KAVRAM VE ARAÇLARI


İnsan bilmek, bunun için de araştırma yapmak durumunda olan bir canlıdır. Peki, bilmenin ve araştırma yapmanın aracı nedir? Bilim neyle yapılır? İlk akla gelen bizzat aklın kendisidir. Evet, bilim akılla, onu harekete geçiren merak duygusuyla, zihinde beliren sorularla organik bir şüpheyle yapılır. Bunlar bilimin arkasındaki temel motivasyon faktörlerdir.

BİLİMLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

Dil, bilim adamı için her şeyden önce ve ancak günlük yaşamda kullandığı dilidir.

Bu bilim dili olması bakımından da böyledir.Dil ve gerçeklik arasındaki ilişkiyi incelemek dilbilimin konusudur. Bunun gibi doğal dillerin yapı farklılıklarını çözümlemek genel dil biliminin görevidir. Bununla birlikte bilimsel dil sistemlerini araştırmak, bilim kuramının önemli bir konusudur.Dil tanımlama, betimleme, anlatım ve bildirim aracıdır. Bilim dilden yararlanarak incelediği olguları ve ulaştığı sonuçları saptar. Bilimsel olan konuların doğru bir dille ifade edilmesi gerekir.

Olgu ve olay

Literatürde çok yaygın kullanılan “olgu” teriminin anlamını net olarak ifade etmek zordur. Bazen evrende “olup biten her şey”ikapsayacak kadar geniş, bazen yalnız algıları veya doğrudan gözleme konu olabilecek yaşantıları içine alacak kadar dar anlamda kullanılmaktadır. Olgu, varlığı potansiyel olmaktan çıkmış, “fiili gerçeklik” hâline dönüşmüş, insanın algı alanına girebilecek hâle gelmiş her şeydir.Olguların aşağıdaki gibi bazı özellikleri vardır:

Genel geçerlilik

Süreklilik

Doğrudan ya da dolaylı olarak gözlenebilirlik

Tekrarlanabilirlik

Olgulara örnek olarak şunları verebiliriz:

Suyun kaynaması

Metallerin elektrik iletmesi

Elmasın sert olması

İnsanların öğrenmesi

Türk Dil Kurumu Sözlüğü olayı ise şu şekilde tanımlamaktadır: Olay, düşünülen, düşünülmüş olandır. Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka (vakıa değil). 1. Bilim konusu olarak gözleme açık her türlü koşul. 2. Deneme sonucu sezilen ya da bilinen ilk özdek, nesne, 3. Bir deney ya da bir oluşumdan elde edilebilecek tüm sonuçların bir alt kümesi.

Kavram

Nesnelerin zihnimizdeki tasarımıdır.Kavram bir nesneyi, terim ise bir kavramı gösterir. Kavramlar, kendilerine birtakım anlamlar atfedilmiş zihinsel soyutlamalardır.Olgu, olay, süreç veya nesnelerin ortak özelliklerini yansıtan yahut bunlar arasındaki ilişkilerle ilgili genel bir fikir veren ve olguların sınıflandırılmasını sağlayan, genellikle bir kelime ya da kelime grubundan oluşan soyut ifadedir.Kavramlar varlıklarla ilgilidir. Varlık dış dünyada yer kaplayan, üzerinde deney-gözlem yapılabilen her şeydir. Kavramları tek tek ele alınışlarına göre de sınıflandırmak mümkündür. Bunlar; tümel, tikel ve tekil kavramlardır.Eğer bir kavram gruptaki yalnızca bir elemanı kapsıyorsa (Ali, Ayşe, Dünya) bunlara tekil kavram denir.Kavramlar somut ve soyut olmaları bakımından da ayrılırlar. Somut kavramlar, zihnin dışında var olan bir nesne ya da olayı (insan, taş, nehir, beyaz, mavi) gibi kavramlar somuttur. Soyut kavramların ise “oluş” ve bazı “bağıntı”ları veya “ilişki”leri zihinde oluşturan kavramlardır. Örneğin, “kibarlık”, “insanlık”, “iyilik”, “mavilik” “erdemlilik” gibi kavramlar soyuttur.Mantığın önemli kurallarından biri de çelişik ve karşıt kavramları içermesidir. Örneğin, “var” ve “var olmayan” kavramları arasında üçüncü ortak bir durum olmadığından, her iki kavram çelişiktir. Ancak “siyah” ve “beyaz” kavramları arasında gri tonlar olduğu için, her iki kavram karşıttır.

Veri

Veri, analiz edilebilen, enformasyon ve bilgi süreçlerinde kullanılabilen ön malzemedir. Verinin işlenmesiyle elde edilen enformasyon ise belirli bir amaç doğrultusunda düzenlenmiş veri kümesidir. Veri ham gerçeklerdir; bazen çok az miktarda olan veri yararlıdır.Veri kelimesinin sözlük anlamı “gerçek”tir, fakat veri her zaman somut gerçekleri göstermez.Veri, işlenmesi durumunda bilgi hâline getirilebilecek ve sonuç çıkarılabilecek kişi, olay, olgu, süreç ve fikirlerle ilgili ham bilgi unsurlarıdır.Veri bilgi üretmede kullanılan ham malzemedir.Örneğin tek başına “kitap” sözcüğü bir veridir. Ancak yazarı ve yayınevi tanımlanmış kitap bilgidir.Bilimsel araştırmalarda kullanılan veriler “olgusal” ve “yargısal” olmak üzere iki grupta toplanabilir. Olgusal veriler olgulara (gerçeklere) dayalı, kişisel yorum gerektirmeyen ve değişme olasılıkları zayıf, cinsiyet, yaş, boy gibi nitelikleri belirleyen bilgilerdir. Yargısal veriler ise, insanların düşünce ve tutumlarına dayalı olarak oluşan bilgilerdir.

Enformasyon

Enformasyon, kesinsizliği/belirsizliği azaltan bilgi unsurudur. Verinin işlenmiş hâlidir; ancak bilgi değildir.Enformasyon bilgi demek değildir. Bilgi ile çoğu zaman aynı anlamda kullanılan enformasyon ile bilgi arasında temel bir fark vardır. Bir olguya ait bir şeyler bilmek enformasyon iken, o olgunun bir değişime nasıl tepki göstereceğini veya değişimin nasıl gerçekleştirileceğini bilmek, bilgidir.Bilgi; enformasyonun yorum, analiz ve bağlam ile zenginleştirilmiş hâlidir.Bilgi ile enformasyon arasındaki farkı en iyi açıklayan niteleme, bilginin hayata geçirilebilir enformasyon olduğudur. Yalnızca “gerçek”le ilgili olan enformasyonun aksine bilgi tahmine, akıl yürütmeye ve çıkarıma dayalıdır. İngilizce enformasyon kelimesi Türkçede “bilgi” demek değildir. Enformasyonun dilimizdeki karşılığı “malumat”tır.

Bilgi

Bilgiyi TDK Sözlüğü, “insan aklının kapsayabileceği olgu, gerçek ve ilkelerin tümüne verilen ad” şeklinde tanımlamaktadır. Bilgi, insani bir eylemdir ve bilme etkinliği sürecinde bilen (özne/süje) ile bilinen (obje/nesne) arasında oluşan ürün olarak tanımlanabilir.Bilgi, gerçeğin farkına varmayı ve onu tanımlamayı sağlayan olgu, öğrenme, araştırma veya gözlem yoluyla elde edilen sonuçtur.

Türkçede “bilgi” üç farklı anlamı çağrıştırır. Bunlardan birincisi bilginin “veri” olarak anlaşılmasıdır. Veri, işlenmemiş ham bilgi parçalarıdır. İkincisi bilginin “enformasyon”la aynı anlamda kullanılmasıdır.Son olarak, bilgi işlem sürecinin en üst basamağında bulunan, bazen “üst bilgi” terimi ile de ifade edilen işlenmiş, akıl süzgecinden geçmiş, algı, duygu, sezgi, deneyim, gözlem sürecinden geçirilmiş bilgidir.Üst bilgi (hikmet- bilgelik) kavramı, elde edilen bilgiler bütününün bir ürünü olarak, bilinenler bütünü, çeşitli bilgiler arasındaki ilişkileri tanımlayacak bir yapıyı temsil etmektedir.

Değişken

Değişken, varlıklara göre farklı değerler alabilen özellik ya da durumlardır. Başka bir deyişle değişken, davranışları herhangi bir görünüşü ya da değişebilen bir koşul ve özelliktir. Değişkenler, yaş, kilo, boy, gelir gibi nicel ya da cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, tutum gibi nitel özelliği sahip olabilirler.Araştırma sürecinde en az iki değer alabilen her şey değişkendir. Bir başka deyişle, gözlemden gözleme farklı değerler alabilen nesnelere, özelliklere ya da durumlara değişken denir. Değişkenler aldıkları değerlere ve kontrol şekillerine göre iki şekilde sınıflandırılabilir.

Süreksiz değişkenler: Bir değişken, alt ve üst sınırları içinde belli değerlerden, belli seçeneklerden başkasını alamıyor ise yalnızca tam sayılarla ifade edilebiliyorsa bu değişkene süreksiz değişken denir.Örneğin cinsiyet değişkeni için yalnızca erkek ve kadın olmak üzere iki değer verilebilir. Normal olarak bunlar arasında üçüncü bir değer verilemez. Bu tür değişkenlere nitel değişkenler de denir.

Sürekli değişkenler: Alt ve üst sınırları arasında herhangi bir değer alabilen değişkenler, sürekli değişkenlerdir.Örneğin ağırlık değişkenine kuramsal olarak sıfırdan başlayıp sonsuza kadar değişebilen çeşitli değerler verilebilir.

Kontrol şekillerine göre de değişkenler üç gruba ayrılabilirler. Bunlar:

Bağımlı değişken,

Bağımsız değişken,

Kontrol değişkenleridir.

Bağımlı değişken: Sonuç değişkeni olup, araştırmacının kafasındaki problemin aradığı cevapla ilgili değişkendir. Bağımlı değişken, bağımsız değişkenler tarafından etkilenen değişken olarak da tanımlanabilir.

Bağımsız değişken: Bağımlı değişken üzerindeki etkisinin öğrenilmek istendiği uyarıcı değişkendir.Bağımsız değişkenler, bağımlı değişkeni istenilen yönde etkilemek amacı ile ele alınır. Bunun için önce bağımlı değişkeni etkileyen bağımsız değişkenlerin neler olabileceği belirlenmeye çalışılır.Bağımsız değişken, bağımlı değişken üzerindeki etkisinin öğrenilmek istendiği uyarıcı değişkendir.

Deney

Deney, bir hipotezin sınanmasıdır; bir şeyin başka bir şey üzerindeki etkisini görmek üzere yapılır. Farklı deney türleri vardır. Bunlardan biri laboratuvar deneyleri, diğeri alan deneyleridir. Laboratuvar deneyleri, değişkenleri olabildiğince denetim altında tutabilmek için laboratuvar ortamında düzenlenen deneylerdir.

Laboratuvar deneyleri değişkenler arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaya imkân verir.

Alan deneyleri laboratuvar dışında daha doğal ortamlarda düzenlenir.

Model

Modeli, bir araştırma evreni içinde yer alan ögelerin arasındaki ilişkileri anlamak amacıyla oluşturulan teorik veya kavramsal nitelikli ilişkiler bütünüdür.

Genel olarak üç tür model vardır. Bunlar:

Simgesel modeller:
özellikler simgelerle gösterilir. Çoğu araştırma modelleri simgesel modellerdir.

Uyuşum modelleri:temsil ettiği sistemle fizik ve nitel yönlerden tam bir uyum hâlinde bulunan, fakat gerçek sistemin küçültülmüş ya da büyültülmüş olabilen örneğidir. Bir köprü modeli, uçak modeli gibi.

Benzeşim modelleri:bir özelliğin daha kolay anlaşılabilen bir başka özellikle temsil edildiği modellerdir; elektrik akışının su akışına benzetilmesinde olduğu gibi.

Yöntem

Yöntem veya metot, en genel tanımıyla, bir amacın gerçekleştirilmesi ve bir hedefe ulaşılabilmek için izlenen yol ya da usuldür. Bilimsel yöntem, bilginin elde edilmesi için izlenen yoldur. Araştırmalarda niteliksel veya niceliksel yöntemler kullanılarak sonuca varılmaya çalışılır.Bilimsel yöntemler aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Evrendeki bir olgunun veya olayın gözlemlenmesi,

Bu olguya dair, gözlemler ile tutarlı olması,

Hipotez tahminlerinde bulunmak için kullanılması,

Tahminlerin deneylerle veya ek gözlemlerle test edilmesi,

Hipotez ve deney arasında tutarsızlık kalmayıncaya kadar sürecin devam ettirilmesi.

Bilimsel yöntem, bilginin elde edilmesi için izlenen yoldur. Araştırmalarda niteliksel veya niceliksel yöntemler kullanılarak sonuca varılmaya çalışılır.Bilimsel bir yöntem üzere yapılan araştırma sürecinin basamakları şunlardır:

Problemin fark edilmesi

Problemin tanımlanması

Bilgilerin toplanması

Hipotezlerin oluşturulması

Çözüm yollarının uygulanması

Sonuca varılması ve sonucun rapor hâline getirilmesi

***Paul Feyerabend bilimsel yöntemin genelleştirilmesi ve tek geçerli yöntem olarak mutlaklaştırılmasını eleştirmektedir. Yönteme Hayır adlı ünlü kitabında bu şekilde mutlaklaştırılan bilimsel yöntem anlayışının, yanlışlığını hem bilim tarihi içinden örneklerle göstermeye çalışmaktadır. Feyerabend'in itirazı esas olarak bilimsel yöntemin tek ve mutlak bir yöntem olarak kabul edilmesi ve dayatılmasına yönelik olarak görünmektedir.

BİLİMSEL DÜŞÜNME İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

Bilimsel düşünme karmaşık bir faaliyetler dizisidir ve belli bir sıradüzeni ve hiyerarşisi vardır. Bunları sırasıyla basitten karmaşığa doğru veya temelden tavana doğru şu şekilde sıralayabiliriz.

Önerme:Burada önerme bir hüküm ifadesidir veya hüküm ifade eden bir cümledir.Terimler arasında bağıntı kurmaktır. Bu bağıntının düşünülmesine psikolojide hüküm, mantıkta ise önerme denir.

Hipotez:Birtakım olguları açıklayan, doğru göründüğü hâlde doğruluğu henüz bilinmeyen, irdelenmek üzere ele alınan önermedir.Hipotezler genellikle geçmiş gözlemlere veya bilimsel teorilerden yapılan çıkarsamalara dayanır. İstatistiki hipotez; tarafsızlık hipotezi, farksızlık hipotezi, sıfır hipotezi gibi.

Varsayım: Aynı şekilde henüz doğruluğu test edilmemiş, sınanmamış ancak doğruluğu test edilmeden veya irdelenmeden kabul edilen iddiadır.Varsayım doğruluğu irdelenmeksizin kabul edilen, hipotez doğrulanmak üzere ele alınan iddialardır.

İlke:Bilimsel yöntemler kullanmadan hareket noktası daha çok zihinsel etkinlikler olan düşünme biçimidir.İlkelerin doğruluğundan hiç şüphe edilmez. Matematiğin dayandığı ilkeler bu özelliklere sahiptir; ancak matematik ilkeler akli olduğu halde, deneysel bilimlerin dayandığı ilkeler tecrübeden çıkarılır.

Özel ilkelerYalnız bir bilimin araştırmalarında kullanılır. Buna örnek olarak mekaniğin eylemsizlik ilkesini ve hidrostatiğin Paskal ve Arşimet ilkelerini gösterebiliriz.

Eylemsizlik ilkesi:Hareketsiz bir cisim kendiliğinden harekete geçmez. Hareket hâlinde bulunan bir cisim, dıştan bir etkiyle karşılaşmadıkça hareketine devam eder.

Paskal ilkesi:Kapalı bir kabın içinde bulunan bir sıvıya, kabın her yanından yapılan basınç, sıvının her tarafına aynı şekilde iletilir.

Arşimet ilkesi:Bir sıvıya batırılan bir cisim, hacmi kadar sıvının ağırlığına eşit bir kuvvetle yukarıya doğru itilir.

Genel ilkelerYalnız bir bilime özel olmayıp, birçok bilimlerde düşüncenin hareket noktasını teşkil ederler. Örnek olarak Lavoisier, Mayer ve Carnot ilkelerini verebiliriz.

Lavoisier ilkesinemaddenin sakınımı ilkesi denilmektedir. Doğada hiçbir şey yok olmaz ve hiçbir şey yoktan var olmaz.

Mayer ilkesi: Enerji ne var edilebilir, ne yok edilebilir. Buna enerjinin sakınımı ilkesi denir.

Carnot ilkesi:Enerji değişikliklere uğradıktan sonra, hiçbir zaman bütünü ortadan kaldırılamayan ısı hâline gelir. Buna da enerjinin alçalması ilkesi denir. İlkeler tasvir edici, zorlayıcı ya da kural koyucu ve determinist ilkeler olmak üzere üç grupta toplanabilirler. Tasvir edici ilkeler,değişkenler arasındaki ilişkileri açıklarlar. Zorlayıcı ilkeler,ne yapılması gerektiğini gösterirler. Determinist ilkelerise, bağımlı ve bağımsız değişkenleri tanımlarlar.

Paradigma:“düşünsel çerçeve” ve kavramsal bir modeldir.Bilim felsefesi kavramı olan paradigma, Thomas Kuhn tarafından açıklanmıştır. Kuhn’a göre paradigma, kavramsal bir modeldir.Paradigma olması için yeni olması, yeniliğinin gelecekteki çalışmalara kaynaklık edecek türde olması gerekir.

Teori (kuram):bilgi üretme sürecinde ortaya atılan geçerlik ve güvenilirliği bilimsel yöntemle saptanmış genel bilgi ve açıklamalardır.Gelişemeyen kuramlar yenileriyle değiştirilir. Kuramlar nadiren tüm yanıtlara sahip olduklarını iddia eder, kısmi ya da geçici yanıtlar sunarlar. Araştırmacılar sürekli olarak kuramları test eder ve onlara karşı şüphecidirler.Bilinen belli başlı teorilere şunları örnek verebiliriz:

Atom teorileri

Öğrenme teorileri

Asit-baz teorileri

Belirsizlik teorisi

Hareketli kıtalar teorisi

Motivasyon teorileri

Yasa(Bilimsel Kanun): Deneyle doğrulanmış bir ilkenin, kuralın veya teorinin süreklilik ve istikrar kazanmış hâlidir. Yasa, doğadaki olaylar arasında sürekli tekrarlanan ilişkidir. Teori, toplumsal gerçekliği anlaşılır hâle getiren bir kavramlar kümesidir Yasalara şunları örnek olarak verebiliriz:

Kütlenin korunumu yasası

Enerjinin korunumu yasası

Sabit oranlar yasası

Yerçekimi yasası

Yasalara deneysel genellemelerle varılabilir, Örneğin “Arı su 100 0C’de kaynar ifadesi, deneysel genelleme ile elde edilmiş yasadır. Oysa “Bir cismin hızı, aldığı yol ve geçen zamanla doğru orantılıdır” ifadesi, kuramsal genelleme ile elde edilmiş bir yasadır.

Bilimsel yasanın bazı özellikleri vardır: İlkin yasa; bir genelleme, genel modeldir. Yani tek bir olgu veya nesne değil, bir olgular veya nesne grubuna ilişkindir. İkinci olarak, doğal olarak formel bilimlerin sonuçlarının aksine “olgusal içerik” taşır. Üçüncü olarak, yapılan doğrulama işlemleri sonucunda “doğru” olduğu gösterilen varsayımdır.Bilimsel yasalar “şimdiye kadar tüm gözlem veya deney sonuçları tarafından doğrulanmış, olgusal içerikli genelleme”lerdir.Bu ayrımlardan da anlaşılabileceği üzere, gerçek genellemelerden yeterince doğrulanmış olanlara “yasa”, henüz yeterince doğrulanmamış olanlara “hipotez” denir.

MANTIKLI DÜŞÜNMENİN TEMEL İLKELERİ

Mantık:
Mantık, günlük yaşamda insanın ortak bir doğru etrafında uzlaşmalarının temel aracıdır. Doğru düşünmenin ilkelerini ortaya koyan pratik işlevleri olan bir disiplindir.İnsan mantık sayesinde zihninde birbiriyle çelişik düşünceleri düzenler. Mantık insana eleştirel bir düşünme kazandırır.Mantık, doğru düşünmenin kaidelerini ortaya koyan formel bir bilimdir. Sadece zihin olayları üzerinde yaptığımız araştırmalarla, düşünmenin bilimini yapmış oluruz.

Mantıkta ise, gerçeğe ulaşmak amacı güdülür. Gerçeğe ulaşmak için zihnin gelişigüzel işlemesi yeterli değildir. Bunun için birtakım kaidelere uyması zorunludur. Bu kaidelerin dışına çıkınca yanılma riski kendini gösterir. İşte bu sebepten mantığa normatif bilim denir.Mantığın iki bölümü vardır:

Yöntem

Genel mantık :
Genel mantık, düşünülen şeyin aklın ilkelerine uygun olması için gerekli olan kaideleri araştırır. Aklın işleyiş ilkeleri dörttür:

Özdeşlik (Aynılık) ilkesi:Klasik mantık (Aristo mantığı) düşünmenin ilkelerini; özdeşlik ilkesi, çelişmezlik ilkesi ve üçüncü hâlin olanaksızlığı ilkesi olmak üzere üç ilkede toplar. Leibniz sembolik mantığı geliştirerek bunlara bir dördüncü ilke olarak yeter neden (sebep) ilkesini eklemiştir. Bu ilkeleri kısaca aşağıdaki gibi açıklayabiliriz.Özdeşlik ilkesinegöre, akıl yürütme sırasında bir terime hangi anlam verilmişse, sonuna kadar o anlam korunmalıdır. Bir nesne başka bir nesneye benzeyebilir; ancak onunla özdeş olamaz. “İnsan taştır” ifadesi özdeşlik ilkesine aykırı olduğu gibi, insana ait bir özelliğin başka bir nesneye verilmesi de bu ilkeye aykırıdır.

Çelişmezlik:Herhangi bir varlığın aynı anda hem bir şey, hem başka bir şey olamayacağı anlamına gelir. “Ağaç yeşildir”, aynı anda “ağaç yeşil değildir” ifadesi çelişmezlik ilkesine aykırı karşıt önermelerdir “A, -A değildir” (A, A olmayan değildir) şeklinde gösterilir. Örneğin, ”Bir şeyin, aynı anda hem bir yerde, hem de başka bir yerde olduğunu” ileri sürmek, çelişmezlik ilkesine aykırıdır. Kısaca bir şeyin aynı zaman diliminde ve koşullarda hem kendisi, hem başka bir şey olamayacağını gösterir. “İnsan hem ölüdür, hem canlıdır”, “taş hem katıdır, hem sıvıdır”, “insan hem çalışkandır, hem tembeldir” olamaz. Bunlar çelişmezlik ilkesine ters düşen önermelerdir.

Üçüncü hâlin olanaksızlığı ilkesi:Bir varlık ya kendisidir ya da kendisi olmayandır. İfadesi, “A veya -A”dır şeklinde gösterilir. Bunun dışında üçüncü bir durum söz konusu olamaz. Örneğin; ayva sarıdır ya da sarı olmayandır. Burada “sarı” ve “sarı olmayan” tüm evreni ifade ettiği için üçüncü bir durum imkânsız olmaktadır. Kısaca bir şey ya vardır ya da yoktur. Bunun ortasının olamayacağı ilkesi üçüncü halin yokluğunu gösterir.

Yeter neden (sebep) ilkesi: Herhangi bir durumun gerçekleşmesi için belli bir durumun yeterli olması ilkesidir. “Hiçbir yargı yeter neden olmadan doğru değildir”, biçiminde ifade edilen yeter neden ilkesi, bir düşünce ilkesinden çok, bir varlık ilkesidir. Bu ilkeye göre yeterli görülen neden, yargının doğruluğunun dayanağı olmalıdır. Örneğin, “bu balık suda yaşar” yargısının nedeni, yani dayanağı “bütün balıklar suda yasar” şeklindeki olgusal önermedir. Burada olgusal bir dayanaktan mantıksal bir ilkeye varılmaktadır.

Mantık üzerine buraya kadar ifade edilenlerden mantığın doğru düşünmenin ve bilim üretmenin temel aracı olduğu ve aşağıdaki yararları sağladığı anlaşılmaktadır:

Dilin doğru kullanılmasını sağlar,

Doğru ve tutarlı düşünme yeteneği kazandırır ve muhakeme gücünü geliştirir,

Bilimsel bilgi üretim sürecine yöntem oluşturur.

Aristoteles'e göre düşünme, insanı hayvandan ayıran en temel özniteliktir. Düşünme aklın bağımsız ve kendine özgü eylemidir.

ÖZET:

•Bilim üretmek kavramlarla olur ve bilim değerli, yararlı ve önemli bir insani etkinliktir. Bilimin hem pratik, hem entelektüel hem de ahlaki değeri vardır. Bilimin pratik değeri, onun gerek bireysel, gerek toplumsal olarak gündelik hayatımızda sağladığı faydalardır. Bilimin hayatı kolaylaştırmada, rahatlık ve konfor sağlamada büyük faydalar sağladığı açıktır.

•Bilimin asıl değerini oluşturan şey, insanın bilme isteğini, merakını tatmin etmesi yani entelektüel faydasıdır. Aristoteles’in “insan doğası gereği bilmek isteyen bir canlıdır” sözü bilimin entelektüel değerini göstermesi bakımından önemlidir.

--------------------------------------------------------------------------------BİTTİ------------------------------------------------------------------------------------------------------





SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 3

BİLİMSEL DÜŞÜNME VE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ


Bilim evreni tanımak, ona tanıklık etmek ve yine evreni (olguları) kullanarak gerçeğe ulaşma etkinliğidir. Bilim, evreni, toplumu ve insanı araştırma konusu yapan gözleme, deneye ve akla dayanarak sistematik bir yöntemle elde edilen doğrulanabilir bilgilerdir. Bilim amacı kendi alanına giren olguları ve olayları, yani konuları saptama ve açıklamadır. Bilimler ancak araştırmayla, gözlem ve deney yolundan giderek olguları saptayabilir.

BİLİMSEL DÜŞÜNME

Bilimsel düşünme belli bir anlayışı gerektirir. Bu anlayış her şeyden önce gerçeğe dönüktür, olaylara saygılıdır. Bilimsel düşünme yeteneğini kazanmış bir kimse için düşüncenin hareket noktası güvenilir gözlem verileridir. Bilim, gözlem ve gözlem sonuçlarına dayalı mantıksal düşünme yolundan giderek, olguları açıklamaktır. Örneğin “yeşil” bir şeyin renkli olup olmadığını saptamak için gözleme başvurmaya gerek yoktur. “Yeşil” ve “renk” sözlerinin anlamlarını bilmemiz yeterlidir. Bu tür önermelere analitik önermeler diyoruz. Matematik ve mantığın (formel) önermeleri bu gruba girer.

Günlük yaşamda olduğu gibi bilimde de çevremizde olup biten bazı şeyleri algılar veya gözlemleriz. Dolayısıyla bilim her şeyi açıklama iddiasında değil, sadece gözlemin ve deneyin konusu olan alanlarla sınırlı bir etkinliktir. Nitekim rastlantı sonucu bulunmuş birçok yenilik, bilgi veya buluş vardır. Fakat günümüzde bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, araştırma faaliyetlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bilimin gelişmesi rastlantılara ve tesadüflere bırakılamaz. Bilim ancak doğru veya bilimsel düşünmenin yasalarını kullanarak ve araştırma yaparak gelişebilir.

DÜŞÜNME YASALARI

Bilimsel faaliyet, bilinmeyenlerin açıklanmasına yönelik sonuçlar çıkartılmasına dayanır. Bu alanda uygulanan akıl yürütme, bilimsel düşünce yöntemleriyle olabilir. Bilimsel düşünme yöntemleri tümdengelim ve tümevarım olarak ikiye ayrılır.

Mantıkla bilimin ilişkisi üzerinde dururken tümevarım (dedüktif) ve tümdengelim (indüktif) çıkarım türleri arasındaki farkı belirtmek gerekir. Genellikle herhangi bir çıkarımı değerlendirirken şu iki noktayı saptamaya çalışırız:

Çıkarımın dayandığı öncüller doğru mudur?

Öncülleri doğru kabul edersek, sonucu da doğru kabul etmek zorunlu mudur?

Tümdengelim (Dedüksiyon)

Kökeni Aristo’ya kadar uzanan bir düşünce yöntemidir. Mantık ve matematik alanındaki temel düşünce sistemini oluşturur. Tümdengelimli akıl yürütmenin temelinde, doğru öncüllerden yola çıktığımızda, bu akıl yürütmenin bizi mutlaka doğru sonuçlara ulaştıracağı çıkarımı vardır. Bu yöntemde zihnin genel, tümel yargılardan tekil, özel sonuçlar çıkarılmaya çalışılır. Tümdengelim, bir anlamda matematiksel kanıtlama yöntemidir.

Tümdengelimli akıl yürütme çalışması, mantık disiplinini teşkil eder. Aşağıda mantıksal tümdengelimle ilgili bir örnek verilmiştir:

Felsefeyle ilgili bütün kitaplar can sıkıcıdır.

Bu kitap felsefeyle ilgili bir kitaptır.

Bu kitap can sıkıcıdır.

Bu akıl yürütmede a ve b’ ye öncüller, c’ye sonuç denir. Burada, eğer a ve b doğruysa c’nin mutlaka doğru olacağı kabul edilir. a ve b öncülleri bir defa doğru sayıldığı için c’nin yanlış olması mümkün değildir; çünkü a ve b’nin doğru, c’nin yanlış olması mantıkta bir çelişkiye yol açar. Mantıkta bir tümdengelimin öncülleri doğruysa, sonuç da doğrudur.

Tümevarım (İndüksiyon)

Kökü Aristoteles’e uzanan tümevarımı bilimsel bir yöntem olarak ilk kez Francis Bacon ileri sürmüştür. Bacon’a göre gerçeğe ulaşmanın yalnız iki yolu vardır. Bunlardan biri algılarımızı bir yana itip, aradığımız doğruları tümdengelimli çıkarımla elde edeceğimiz, doğruluğu apaçık önermeler bulmaktır. İkincisi tam tersine, olguların tek tek gözleminden başlayıp tümevarımla genellemelere gitmek, bu genellemelerden daha genel olan aksiyomlara ulaşmaktır. Bacon, Aristocu tümdengelimi eleştirmiş ve gözlem ve deneyimin bilgi edinmede önemli olduğunu savunarak bu yöntemin temellerini atmıştır. Öncül önermelerin doğru olması, sonuç önermesinin de doğru olma olasılığını arttırıyor ise, tümevarımlı akıl yürütme yapılıyor demektir.

Hipotezli Tümdengelim

Tümdengelim yönteminde, genel nitelikteki öncülerden çıkarılan önermeler çok genel oldukları için çoğu zaman sınanabilme özelliğine sahip değildirler. Bu öncüllerin doğruluğu konusunda belirsizlik bulunması demektir. Burada genel ifadelerden hareketle, belirli sınırlandırıcı koşullar konularak, olgulara ilişkin daha dar yeni önermeler çıkarılır. Çıkarılan bu önermelerin test edilmesi yoluyla da genel ifadelerin doğruluğu kanıtlanmaya çalışılır. Konulan sınırlandırıcı koşulların, amacı evrensel ifadelerden, sınanmaya elverişli önermelerin çıkarılmasıdır.

Hipotetik-Dedüktif (Modern yorum

Hipotetik-dedüktif (H-D) yöntem, fizik bilimlerinin metodolojisini tarif etmeye dönük bir dizi girişimden biridir. H-D modeliyle tarif edilen bilim metodolojisi temel olarak şöyledir:

Bir hipotez öne sürülür,

Sonra bu hipotezden çeşitli önermeler çıkarılır,

Ardından bu önermeler deneysel olarak test edilir.

Hipotezli tümdengelim, tümdengelimin problemlerine çözüm olması için geliştirilmiştir. Hipotetik Dedüktif yöntem de tümevarım problemine çözüm olarak önerilmiştir. Kabaca bu, sınırlı sayıdaki gözlemin, bir sınıfın bütün üyeleri için nasıl geçerli olacağını gösterir. H-D yöntemde hiçbir hipotezi deneyle kesin kanıtlanmış kabul etmek durumunda kalmayız. Sınırlı sayıda gözlemden yola çıkarak herhangi bir evrensel yasa veya kurama ulaşmaya çalışılır. H-D yöntemine yönelik bir dizi eleştiri yapılmıştır. Gerçekte mantıkçılarının “hipotetik- dedüktif” adı altında dile getirdikleri bu görüşün, tümevarımla tümdengelimi uzlaştırmaya çalıştırdığı belirtilmiştir.Aslında tümevarımla tümdengelimin ilk uzlaşımına Aristoteles’te rastlamaktayız. Aristoteles bilimsel yöntemi olguların gözleminden genel ilkelere giden, bunlardan yeniden olgulara dönen bir süreç olarak düşünmüş; ilkelere ulaşmada tümevarım, ilkelerden olgulara dönmede tümdengelim çıkarıma başvurduğumuzu ileri sürmüştür.

Kısaca demek gerekirse, hipotetik- dedüktif model şu iki noktaya dayanmaktadır:

Bir hipotez veya teoriden test edilebilir sonuçlar çıkarmak,

Çıkarılan sonuçları ilişkin oldukları gözlem veya deney verileri ile karşılaştırmak.

Bilim, deneme ve yanılmalarla varsayımlar ve yanlışlamalarla ilerler. Sadece en güçlü teoriler ayakta kalır.

Analoji ve Metafor

Analoji, bilinen benzeyişlerden faydalanarak bilinmeyen benzeyişleri çıkarmaya yarayan akıl yürütmedir. Lavoisier, nefes almada oksijenin rolünü göstermek için nefes alma ile kanda geçen olayı yanma olayına benzetmiştir. Bunlar birer analojidir. Astronomide analoji yönteminin kullanılışına şu örneği verebiliriz: İçerisinde hava ve su bulunan dünyamızda insanlar barınmaktadır. Mars gezegeninde de hava ve su bulunuyor. Şu hâlde Mars gezegeninde de insanlar barınmaktadır.

Analojide sonuç çıkarma iki şekilde olur:

Organların benzeyişinden fonksiyonu çıkarma: Paleontolojide bazı fosillerin solungaca benzer organları bulunduğuna bakılarak bu hayvanların, solungacı bulunanlar gibi zamanında sularda yaşamış oldukları sonucunu çıkarmak bir analojidir.

Sonuçtan sebebi çıkarma: Buna örnek olarak, Claude Bernard’ın ada tavşanları üzerinde yaptığı, deneyle sonuca ulaşmayı gösterebiliriz. Claude Bernard, aç bırakılan ada tavşanlarının idrarlarının bulanık sarı olmayıp parlak kırmızı olduğunu görünce, bundan şu neticeyi çıkarmıştır: Aç bırakılan hayvanlar kendi yedek besinleriyle beslenirler. Bu yedek besinler et cinsinden olduğu için ada tavşanları ot yiyici oldukları hâlde, aç bırakılınca et yiyici hâle geçiyorlar. İdrarlarının renk değiştirmesi, onlardaki bu fonksiyon değişmesi sebebiyledir.

Analojiler ileri düzeyde çıkarımları destekleyen farklı durumlar arasındaki kısmi benzerliklerdir

Analoji iki olaydaki benzerliklerden yola çıkarak, birinde var olan özelliğin diğerinde de olduğunu varsaymaktır.

Analoji, zihnin özelden özele sonuç çıkarmasıdır ve doğruluk değeri olasılık dâhilindedir

BİLİMSEL YÖNTEM

Geçerli ve güvenilir bilgiye hangi teorik bakış açısıyla ulaşılacağını, olgu ve olayların nasıl ele alınacağını, gözlem, deney ve test yoluyla elde edilen verilerin ne şekilde analiz edileceğini ve yorumlanacağını belirleyen bilimsel kuralların tümüne yöntem denir. Yöntem, bilimsel bilgi elde edilmesi sürecinde, araştırmacılara araştırmanın nasıl yapılması gerektiğini sistematik olarak sunan bir yol haritasıdır.

Bilimsel araştırmalarda kullanılan yöntemin belli ilkeleri vardır. Sosyal bilimlerde bilimsel yöntemin ilkeleri şu şekilde belirlenebilir:

Olgusallık: Bilimsel yöntem somut, gözlemlenebilen ve test edilebilen olgularla yapılmalıdır.

Uygun tekniğin seçimi: Araştırma konusuna en uygun araştırma tekniğinin kullanılmasıdır.

Nesnellik: Araştırmacının, bilimsel araştırma sürecinin tüm aşamalarında tarafsız davranmasıdır.

Teorik bakış açısı: Bilimsel yöntemin belli bir teorik bakış açısına göre seçilmesidir.

Etik ilkeler: Araştırmacı araştırma sürecince etik değerlere bağlı kalmalıdır.

Sosyal bilimler, doğa bilimi anlamında bilim midir? Sosyal bilimlerde bilim nerede?” sorusuna eğer olumlu cevap verilecekse, bu onun kullandığı yöntemdedir. Yani sosyal bilimler eğer bilim ise bu onun kullandığı araştırma yöntemi sayesindedir. Bilimsel yöntem, uygulamalı bir araştırmada gerçeğe ulaşmak için izlenen yol veya süreci ifade eder.



Bilimsel yöntem, Baconcu tümevarım ile Aristocu tümdengelim yaklaşımlarının bir sentezidir ve yeni deneyci görüşü temel alır. Buna göre, birey, önce kendi kişisel ve çevresindekilerin gözlem ve deneyimlerinden yararlanarak olayların ve olguların açıklamasını yapar.

Her bilim dalının amacı kendi alanına giren konuları saptama ve açıklamadır. Bilimler ancak gözlem ve deney yolundan giderek olguları saptar; saptanan olguların açıklanması ise mantıksal bir işlemdir. Bilimsel yaklaşım bulguların deneysel gerekçesini göstermek için gerekli standart ve yöntemleri içerir. Bilimsel yöntem, insan bilgilerinde sınır olmadığını ve her zaman öğrenebilecek daha çok şey olduğunu öğrenmemizi sağlar.

Bilimsel yöntemin basamaklarını John Dewey aşağıdaki gibi belirlemektedir:

Problemin sezilmesi

Problemin tanımlanması

Çözümün tahmin edilmesi

Gözlenebilir sınayıcıların belirlenmesi

Deneme ve değerlendirmelerin yapılması

Yorumlama ve raporlaştırılma.

Geleneksel bilimsel yönteme bir altıncı basamağın eklenmesini gerektiren nedenlerin başında, bilimin “birikimliliği” ile bilimsel yöntemin “açık seçikliği” gelmektedir.

BİLİMSEL ARAŞTIRMA

Bilimsel araştırma ya da kısaca araştırma, problemlere güvenilir çözümler aramak amacı ile planlı ve sistemli olarak verilerin toplanması, çözümlenmesi, yorumlanarak değerlendirilmesi ve rapor edilmesi sürecidir. Araştırma temelde, bir arama, öğrenme, bilinmeyeni bilinir yapma, karanlığa ışık tutma, kısaca bir aydınlana sürecidir. Araştırmalar, teorik ya da pragmatik amaçlara yönelik olarak yapılabilir. Araştırmalar bir olguyu derinlemesine incelemek amacını taşır. Bu amaca teorik amaç denir. Araştırmalar ayrıca çeşitli sorunların değerlendirilmesi ya da çözülmesi amacına yönelik olarak yürütülür. Bu amaca da pragmatik amaç denir. Elde edilmek istenen bilginin türüne göre bir araştırma temel olarak üç amaca yönelik olabilir. Bu amaçlar sosyal olgu ya da olayları keşfetme, betimleme ya da açıklamadır. Bu amaçlar doğrultusunda şekillenen üç araştırma tipi vardır. Bunlar keşfedici, betimleyici ve açıklayıcı araştırmalardır. Bunları kısaca şu şekilde açıklayabiliriz:

Keşfedici araştırmalar: Araştırma konusuyla ilgili olarak neler olup bittiğini anlamak, daha sonra yapılacak kapsamlı araştırmalar için gerekli ön bilgiyi toplamak amacına yöneliktir. (Yazım Taraması, Odak Grup, Örnek Olay İncelemesi, Uzman Görüşleri).

Betimleyici araştırmalar: Araştırma evreninin özellikleri hakkında bilgi toplamak, kişileri, durumları veya olayları tam ve doğru olarak betimlemek amacıyla yapılan araştırmalardır (Deney, Anket, Gözlem).

Açıklayıcı araştırmalar: Değişkenler arasında varsayılan ilişkileri sınamak amacıyla yapılan araştırmalardır (Basit İstatistikî Yöntemler, İleri İstatistikî Yöntemler, Tekli Ve Çok Değişkenli Yöntemler).

BİLİMSEL ARAŞTIRMA TÜRLERİ

Temel Araştırma


Temel araştırmalar, bilgileri derleyerek, seçilen olguyu açıklama ve yorumlama amacı güden araştırmalardır. Temel araştırma, toplumsal dünya hakkındaki esas bilgileri geliştirir. Toplumsal dünyanın nasıl işlediğini, olayların gerçekleşmesine nelerin sebep olduğunu, neden toplumsal ilişkilerin belli bir biçimde olduğunu ve neden toplumun değiştiğini açıklayan kuramları reddetme ya da destekleme üzerine odaklanır. Temel araştırma, yeni bilimsel bilgilerin ve dünya hakkındaki düşünme biçimlerinin çoğunun kaynağıdır.

Uygulamalı Araştırma

Uygulamalı araştırmalar, kuramsal yönelimli araştırmalar gibi yeni bilgilere ulaşmak amacıyla yapılır. Araştırmacı, belirli bir amaca veya hedefe yöneliktir. Somut bir soruna pratik çözüm sunmak veya uygulayıcıların acil ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış araştırmadır. Uygulamalı araştırma yapanlar belirli bir sorunu ele almak, bir sorununa çözüm sunmak için bir çalışma yürütürler. Uygulamalı araştırmanın değerlendirme, eylem ve toplumsal etki belirleme olmak üzere üç türü vardır. Bunları aşağıdaki gibi açıklayabiliriz.

Değerlendirme araştırması

Bir program ya da politikanın ne kadar iyi işlediğini, ya da amaçlarına ve hedeflerine ulaşıp ulaşmadığına belirlemeye çalışmakta kullanılan uygulamalı araştırmadır. En yaygın kullanılan uygulamalı araştırma türü değerlendirme araştırmasıdır.

Eylem araştırması

Asıl amacın toplumsal değişimi kolaylaştırmak, ya da değer yönelimli bir toplumsal hedefi gerçekleştirmek olduğu uygulamalı araştırmadır. Pek çok eylem araştırması türü vardır. Bunların en fazla paylaşılan ortak özellikleri şunlardır:

İncelenenler araştırma sürecine katılırlar,

Araştırma, sıradan veya popüler bilgileri kapsar,

Araştırma, bilinçlendirme ya da farkındalığı artırma amacı taşır.

Toplumsal etki belirleme araştırması

Bir topluluğa yeni, büyük bir değişiklik getirildiğinde toplumsal yaşamın çeşitli alanlarındaki olası sonuçları belgeleyen uygulamalı araştırmadır. Toplumsal etki belirleme, hükümet daireleri tarafından zorunlu tutulan daha büyük bir çevresel etki bildiriminin parçası olabilir. Amacı, planlanan bir değişikliğin olası sonuçlarını tahmin etmektir. Böyle bir değerlendirme, planlama ve alternatif politikalar arasında seçim yapmak için kullanılabilir.

Laboratuvar Araştırmaları

Laboratuvar araştırmaları, laboratuvarda gerçekleştirilen, deneylerden elde edilen verileri analiz etmek ve yorumlamak anlamını taşımaktadır. Bağımsız değişkenlerin ayarlanabileceği olaylarda ve araştırmacının asıl amacının, neden-sonuç ilişkilerinin belirlenmesi olduğu durumlarda laboratuar yönteminden yararlanılabilir. Sosyal bilimler alanındaki laboratuvar araştırmaları aşağıdaki gibi gruplandırılabilir:

Etki çalışmaları: Deneklere bir işlem yapılır ve bunun neden olduğu sonuçlar incelenir.

Yargı çalışmaları: Kişilerin düşünce, görüş ve değerlendirmelerinin araştırılmasına dayanır.

Gözlem çalışmaları: Laboratuvar ortamında değişkenler değiştirilerek ya da değiştirilmeden gözlemler yapılmasını esas alır



Hipotez Geliştirmeye Yönelik Araştırmalar

Hipotez geliştirmeye yönelik çalışmalar, betimleyici araştırmanın özelliklerini taşır. Ancak buna ek olarak daha yapısallaştırılmış araştırmalardır. Daha az değişken içerirler ve ölçümleri daha titizdir. Bu tip araştırmalarda, araştırmacının muhtemel ilişkiler hakkında bir fikri vardır. Araştırmacı bu fikirleri düzenlemek ve net bir araştırma problemi haline getirmek ister. Örneğin suçun nedenleriyle ilgilenen bir araştırmacı, literatürü taradığında ailenin düşük sosyoekonomik statüsü, düşük eğitim düzeyi ve aşırı otoriterliği, uyuşturucu kullanımı, intihar eğilimi, geçmişte yaşanan travmalar gibi bir dizi faktörün suça neden olduğunun öne sürüldüğünü görebilir.

Kesitsel Araştırmalar

Bir örneklemin belirli bir zamandaki hâlini gözlemlemeyi içeren araştırmalar, kesitsel araştırmalar olarak adlandırılır. Keşfedici ve betimleyici araştırmaların çoğu, kesitsel araştırmalardır.

Boylamsal Araştırmalar

İncelenen konunun zaman içindeki gelişimini ele alan ve en az iki kere tekrarlanan araştırmalar boylamsal araştırmalar olarak adlandırılır. Boylamsal araştırmalar, uzun zaman aralıklarında, bazı durumlarda yıllar boyunca aynı olguyu ölçen araştırmalardır. Örneğin, insanların dinsel önyargılarının değişimi ölçülmek isteniyorsa, bu araştırma yıllarca sürebilir. Dolayısıyla araştırma yıllar itibariyle karşılaştırılarak bir sonuca ulaşılmaya çalışılır.

Eğilim Araştırmaları

Eğilim araştırması, belirli bir araştırma evreninde zaman içinde meydana gelen değişimleri inceleyen çalışmalardır. Eğilim araştırmalarında araştırma evreninden seçilen farklı örneklem gruplarından belirli zaman aralıklarıyla veri toplanır.

Panel Araştırmaları

Panel araştırmaları, araştırmanın tekrarlandığı her seferinde yani her ölçümde aynı örneklemden veri toplanan araştırmalardır. Örneğin silâh karşıtı kampanya başlamadan önce görüşülen kişilerle yapılan araştırma, kampanya bittikten sonra aynı kişiler üzerinde tekrarlanırsa, bir panel araştırması olacaktır.

Kohort Araştırmaları

Kohort araştırmaları, araştırma evreninin ortak özelliklerine sahip alt gruplarının zaman içinde geçirdikleri değişimi ölçmeyi amaçlayan araştırmalardır. Kohort araştırmalarında kohortlar genellikle aynı yılda doğanlardan oluşturulur. Örneğin 1960 yılında doğanlar bir kohorttur. 1995 yılında evlenenler, İkinci Dünya Savaşı sırasında doğanlar ya da İstanbul’a 1990 yılında göç edenler gibi farklı kohortlar belirlemek de mümkündür.

Deneysel Araştırmalar

Deneysel araştırmanın amacı, araştırma ortamı oluşturmak olan araştırmalardır. Bu, çoğu kez yapay bir durumdur. Herhangi bir olguyu işleme tabi tutarak veya işleme tabi tutmadan oluşturulmuş bir ortamda değişken ve etkenlerinin denetlenebildiği, sonucun izlendiği araştırma yöntemidir. Deneysel yöntemde amaç, incelenen olaydaki neden sonuç ilişkilerinin ortaya çıkartılmasıdır. Bu ilişkilerin gerçek niteliğini bulabilmek için sonucu etkileyebileceği düşünülen tüm etkenler denenebilir. Deneysel yöntem dendiğinde laboratuvarlar akla gelse de mümkün olan tüm çevre ve ortamlarda kullanılabilen bir yöntemdir. Deney yönteminde amaç, incelenen olaydaki neden-sonuç ilişkilerinin ortaya çıkartılmasıdır. Bu ilişkilerin gerçek niteliğini bulabilmek için sonucu etkileyebileceği düşünülen tüm etkenler denenebilir. Bu yöntemin üstün ve zayıf yönleri, laboratuvar araştırmalarını incelerken belirttiklerimizin benzerleridir.

Tanıtıcı Araştırmalar

Belirli konuların ilgi duyulan bazı özelliklerini ortaya koymayı amaçlayan araştırma türleridir. Tanıtıcı araştırmaların amacı genelde neden sonuç ilişkilerini gözlemlemek değil, durum ya da olayların genel niteliklerini belirleyebilmektir. Bilimsel araştırmalar yalnızca deneysel çalışmalardan ibaret değildir. Değişkenlerin incelenmesinin ahlakî olmadığı için deney yönteminin uygulanamadığı durumlarda tanıtıcı araştırmalar yaılır. Tanıtıcı araştırmalarda amaç belirli bir ana kütlenin ilgi duyulan bazı özelliklerini ortaya koymaktır. Örneğin Türkiye’de nüfusun, yüzde kaçının okur-yazar olduğunun, köyde veya kentte oturduğunun ya da hangi işlerle geçimini sağladıklarının araştırılması gibi.

Tanıtıcı türdeki araştırmalarda amaç bazen ana kitlenin birden fazla niteliği arasındaki ilişkilerin belirlenmesi de olabilir. Örneğin okunan gazete türleriyle okuyucuların genel eğitim düzeyleri arasındaki ilişki gibi. Kuşkusuz burada neden-sonuç ilişkisinin tümüyle ilgisiz olduğunu söylemek olanak dışıdır.

Monografiler

Monografi, bilimsel alanlarda özel bir konu üzerine yazılmış, kendi başına bir bütün oluşturan eserlerdir. Monografide herhangi bir yer, eser, yazar, tarihî bir olay, bilimsel bir alana ait sorun özel bir görüşle değerlendirilebileceği gibi bir konu üzerinde inceleme de yapılabilir. Monografilerde kişi veya eser her yönüyle incelenir; araştırılır. Bu şekilde ele alınan konunun o ana kadar gizli kalmış yönleri belirlenir ve ortaya konur.

Monografi çalışmalarının bazı tipleri vardır. Bunlardan en çok uygulananlar örnek olay monografileri ile değişim monografileridir.

Örnek olay monografileri: Temsil niteliğine sahip tek bir kişi, kurum veya olayın ele alınarak ayrıntılı biçimde tanıtılmasına yönelik çalışmalardır. Elde edilen bilgilerin benzeri durumlar için de geçerli olacağı varsayımından hareket edilmektedir.

Değişim monografileri: Mevcut durumun tanıtılması yanında, olayların zaman içindeki değişmelerinin de izlenmesi amacına yönelik çalışmalardır. Örneğin bir köy monografisinde, köyün belli bir dönemdeki sosyo-ekonomik yapısının tanıtılmasından sonra zamanla bu yapının ne şekilde değiştiği veya geliştiğinin belirlenmesi gibi.

Toplumsal olaylardaki değişmeyi incelemenin iki genel yaklaşımı vardır: Zaman derinliği ve zaman kesiti araştırmaları.

Tarihsel Araştırmalar

Tarihsel araştırmalar, toplumsal olayların geçmişteki durumunu incelemeye yönelik araştırmalardır. Çalışma, yazılı belgeler ve kalıntılar üzerinden yürütülür. Araştırmacı konuyla ilgili olarak bulabildiği her türlü istatistik, bilgi ve belge gibi yazılı kaynaklarla, eşya, alet gibi kalıntıları toplar ve değerlendirir. Özellikle bazı büyük kurum ve kuruluşların oldukça düzenli olarak tuttukları arşivler vardır. Bunlar ilgili araştırmacılar için çok değerli kaynaklardır.

İstatistiksel Araştırmalar

Bilimsel araştırmalarda istatistiksel yöntemler çok önemli bir araç durumundadır. Gerek fiziki bilimlerde gerekse toplumsal bilimlerin belirli dallarında, istatistiki yöntemler yaygın olarak kullanılır. Örneğin iktisat, işletme, sosyoloji ve psikoloji gibi dallarda istatistiki yöntemlerden önemli ölçüde yararlanılır.

Alan Araştırmaları

Alan araştırmaları, incelenen örneklemin doğal ortamına girilerek, onların davranışlarına katılarak, tepkilerinin, duygu ve düşüncelerin belirlenmeye çalışılmasıdır. Bu yöntemde incelenen olayın tüm yönleri belirlenebilir. Alan araştırmaları zamanla sınırlı değildir. Alan araştırmaları, incelenen varlıkların doğal ortamlarında yapılmasıdır. Laboratuvar araştırmalarından temel farkı, gözlemcinin doğal ortamları kullanmasıdır. Deneysel araştırmalarda araştırmacı kendi kurgusunu oluşturur ve oluşturduğu ortam içerisinde sonuçları almaya çalışır. Alan araştırmaları, incelenen kişilerin gerçek yaşantılarına katılarak yapılan araştırmalardır. Bu, insanları laboratuvara almak yerine âdeta araştırıcının onların dünyasına girmesi biçiminde yapılır. Gerek deney, gerekse tanıtım biçimindeki çalışmalarda araştırmayı yapan ile incelenen kişi arasında daima bir mesafe vardır

Survey

Sosyal alanlardaki çalışmalarda en çok kullanılan yöntemlerden biri de “survey” çalışmalarıdır. Surveyler genellikle betimsel veriler içerir. Devletin yaklaşık beş yılda bir yaptığı nüfus sayımı survey örneğidir. Nüfus sayımı verileri sayesinde halkın birçok alandaki eğilimleri ve durumları hakkında betimsel verilerden yararlanarak fikir sahibi olabiliriz. Ancak böyle kapsamlı çalışmaların ayrıntılar hakkında fazla nitelikli veriler sağlamadığını da kabul etmek gerekir. Survey yönteminde veri toplama tekniği olarak anket ve görüşme kullanılır. Anket, açık uçlu ya da çoktan seçmeli olarak hazırlanmış soru formudur. Survey yöntemindeki en önemli nokta, ulaşılması gereken insan sayısı fazla olduğundan, yapılacak örneklem seçimidir. Örneğin uyuşturucu konusunda anket uygulamak için bir şehirdeki bütün liseli gençlere ulaşmak zaman ve maliyet açısından makul olmadığından, bu gruptan rastgele kişilere anket uygulanabilir.

Surveyin güçlü yanları:

Surveyle çok sayıda kişiden çok miktarda bilgi toplama olanağı vardır,

Örnekleme tekniğiyle yapıldığı için, toplanılan bilgiden genelleme yapılır.

Bu yöntem, diğer yöntemlere göre zaman ve maddi kaynakların kullanımı açısından daha tasarrufludur.

Surveyin sınırlılıkları:

m
Survey ile çok miktarda bilgi toplanır, ancak bu bilgi yüzeyseldir.

Büyük örneklem alınması gereken durumlarda çok zaman ve paraya ihtiyaç vardır.

Genelleme yapılmak istenen evren çok geniş ise, örneklem oluşturma bir sorun yaratabilir.

Surveyde katılımcıların yanıtlarına bağlı kalma zorunluluğu vardır. Katılımcılar ise anket ve görüşmede çok çeşitli etmenlerin etkisi altında kalarak yanıt verebilirler.

ÖZET:

•Her iş, her etkinlik belli araçlarla yapılır. Bilim de böyledir. Bilim bir üretim etkinliğidir; dolayısıyla bilim üretme sürecinde belli araçlara ihtiyaç duyulur. Bilimin ihtiyacı olan araçlar kavramlar, kurallar, ilkeler, yöntemler, sistemler ve varsayımlardır. Bilim üretme her şeyden önce bilim üzerine düşünmeyle ve akıl yürütmeyle olur. Akıl yürütme ise belli kurallarla yapılan bir zihinsel faaliyettir. Akıl yürütüme tümdengelim, tümevarım, hipotetik-dedüksiyon gibi aklın işleyiş yasalarına uygun davranmakla olabilir.

•Bilim üretme, bilimsel düşünme yöntemini gerektirir. Bilim rastgele bir etkinlik değildir; düşünmenin ve akıl yürütmenin yöntemi ve yasaları vardır; ancak bunlara uyulması durumunda bilim üretilebilir. Bilimle retoriğin veya sözde bilimin farkı bilimsel yasalara bağlı kalmaktır. Bilimsel yasalara, yöntemlere, kural ve ilkelere bağlı kalınması durumunda bilimsel bilgi üretilebilir.

-------------------------------------------------------------------------------BİTTİ------------------------------------------------------------------------------





SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 4

BİLİMSEL ARAŞTIRMA SÜRECİ

BİLİMSEL ARAŞTIRMA SÜRECİ


Bilimsel araştırma sürecinin amacı; verilerin objektif olarak değerlendirilmesinin sağlanmasıdır. Araştırmanın sistematik bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Bu da araştırmanın belli bir sıra ve düzen içerisinde gerçekleştirilmesi ile mümkündür. Tüm bilimsel araştırmalar için geçerli olacak bir araştırma planı olmasa da araştırma sürecinin belirli aşamaları birçok araştırma için geçerlidir.

Bir bilimsel araştırma süreci aşağıdaki aşamalardan meydana gelir:



Problemin Tanımlanması
Sosyal bilimler konu çeşitliği açısından oldukça zengindir. Bununla birlikte her problem, araştırmacılar için araştırılmaya değer görülmemekte veya araştırma için gerekli kaynakların sınırlı olması nedeniyle araştırma konusu olarak belirlenmemektedir. Problemin tanımlanması bu nedenle önemlidir. Araştırmacılara bu konuda yol gösterecek standart bir rehber bulunmamaktadır. Araştırma problemleri kaynakları, bilimsel araştırmalar için önemlidir. Mevcut öğrenim uygulamalarının yetersiz olması ve yeni metotların öğrenilmesi için fazladan çabaya ihtiyaç duyulması ile sosyal gelişmeler, araştırmalar için yeni problemler yaratmaktadır. Daha önce yapılan bilimsel araştırma kayıtları ve bunların bilimsel çevrelerde akademik olarak tartışılması (seminer, konferans vb.) gibi uygulamalar araştırma problemi için birer kaynak niteliği taşımaktadır. Özetle belirtmek gerekirse günlük problemler, teknolojik değişimler ve açıklanamayan konular araştırma probleminin ortaya çıkmasında önemli rol oynamaktadır.

Özel ölçütler, araştırmacının alanda yeterliği, yöntemde ve tekniklerde yeterlik, veri toplama izni, zaman ve olanak yeterliği, ilgi yeterliğidir. Çözülebilirlik, problemin bilimsel olarak çözülüp çözülemeyeceğinin ortaya konmasını ifade eder. Önemlilik, problemin niçin araştırıldığı ile ilgilidir. Problemin önem düzeyi ve problem çözülünce ortaya çıkacak yarar, problemin seçilmesinde kritik rol oynamaktadır. Yenilik, problemin yeni olup olmadığı ile ilgilidir. Araştırmacının önceden çözülmüş bir problemi, çözüldüğünden habersiz olarak yeniden çözmeye çalışması hem zaman hem de kaynak açısından oldukça büyük bir maliyete neden olacaktır. Yerleşik etik kurallara uygun olarak araştırılabilirlik; araştırmacının etik kurallara uymayı güçleştiren problemleri, araştırma konusu olarak tanımlamaması gerektiğini ifade etmektedir. Alanda yeterlik, araştırmacının araştırma yaptığı konuya ilişkin uzmanlık bilgisine sahip olup olmadığı ile ilgilidir. Yöntem ve tekniklerde yeterlik, araştırmacıların verilerin toplanması ve değerlendirilmesine ilişkin yöntem ve teknikler hakkında bilgi sahibi olup olmadıkları ile ilgilidir. Veri toplama izni, araştırma verilerinin rahat bir şekilde toplanması ile ilgilidir. Zaman ve olanak yeterliği, araştırmacının söz konusu araştırmayı yapabilmesi için gerekli olan zaman ve kaynağa sahip olup olmadığı ile ilgilidir. İlgi yeterliği, araştırmacının araştırma problemine ilgi duyup duymadığı ile ilgilidir.

Araştırma Amaçlarının Belirlenmesi

Araştırmanın amacı, söz konusu araştırmanın niçin ve hangi amaçla yapıldığının açık bir şekilde ifade edilmesidir. Bu amaç, araştırma konusunu oluşturan sorunun ne olduğu ile ilgilidir. Araştırma amaçlarının tanımı iyi yapılmış olmalıdır. Bir araştırmanın birden fazla amacı olabilir. Bu aşamada, araştırmanın kapsamı hakkında daha açık bir biçimde bilgi sahibi olmak mümkündür. Genel olarak bilimsel araştırmalar da üç çeşit amaç bulunmaktadır. Bunlar;

Keşfetme; bilimsel araştırmaların birçoğu, bir konunun keşfedilmesi veya konuya temel bir farkındalık yaratılması ile ilgilidir.

Tanımlama; ne, nedir, nasıl çalışır, ne yapar gibi sorulara cevap aranır.

Açıklama; kuşkusuz araştırmanın en temel ve zor amacı, bir açıklama geliştirmektir. Bu tür araştırmalarda amaç herhangi bir konuda “Niçin?” sorusuna cevap vermektir.

Araştırma Yönteminin Belirlenmesi

Araştırmanın yöntemi, araştırmanın nasıl bir yol izlenerek gerçekleştirileceğini açıklayan bölümdür. Araştırma yöntemi, araştırma probleminin soyuttan somut biçime dönüştürüldüğü ve problemin nasıl çözüleceğine ilişkin kararların verildiği bir aşamadır. Bu aşamada, araştırma sorularında veya hipotezlerde yer alan değişkenlerin nasıl ölçüleceği konusuna odaklanılmaktadır. Araştırma yönteminin belirlenmesi, araştırmanın planlandığının en açık göstergesidir. Kavramsal çerçeve, varsayımlar, kapsam ve sınırlılıklar bu aşamada ortaya konmalıdır. Kavramsal çerçeve; bilimsel araştırmalarda yer alan bu kısım; araştırma probleminin hangi yaklaşım, kuram ya da modele göre alınacağını ortaya koymaktadır. Model; ideal bir ortamın temsilcisi olup, yalnızca önemli görülen değişkenleri kapsayacak biçimde gerçek durumun özetlenmiş halidir.

Genel olarak üç tür model vardır. Bunlar:

Simgesel

Uyuşum

Benzeşim modelleridir.

Simge modellerde özellikler, adını aldıkları “simgeler”(semboller) ile gösterilir.

Varsayımlar; araştırma probleminin kavramsal çerçevede belirtilen temellendirilmesine göre oluşturulan, yargı belirten cümlelerdir. Bilimsel araştırmalar, tüm güvenirliklerine karşın temelde, kanıtlanmamış varsayımlara (ön kabul ve sayıltılara) dayanmaktadır.

Kapsam; araştırma sürecinde, araştırmanın konu yer ve zaman açısından kapsamı ortaya konulur. Uygulamalı araştırmalarda, bu kısım içerisinde evren ve örneklem hakkında açıklayıcı bilgi verilir.

Sınırlılıklar; araştırmacının ideal gördüğü ve normal olarak yapmak isteyip de çeşitli nedenlerle vazgeçmek zorunda kaldığı şeyler, araştırmanın sınırlılıklarıdır. Bunlar en uygun görülen koşullardan sapmadır.

Örnekleme

Araştırmada verilerin hangi birimlerden elde edileceğinin belirlendiği aşamadır. Bu aşamada, öncelikle araştırma konusu gereği evrenin (anakütle) tanımlanması gerekir. Evren araştırmaya konu olan birimlerin hepsine verilen isimdir.

Veri Toplama

Veri, araştırmalarda sonuca varmak için gerekli olan ilk bilgidir. Veri toplama aşamasında öncelikle, kullanılacak veri toplama teknikleri belirlenmelidir. Veri toplama tekniklerine karar verildikten sonra sistemli olarak veriler toplanır. Araştırmacı gerekli olan verileri, veri kaynaklarından elde etmektedir. En çok kullanılan veri kaynakları; insanlar, belgeler, canlı, cansız öteki varlık ve kalıntılardır. Araştırılan konuya olan fiziki yakınlıklarına göre veri kaynakları birincil ve ikincil veri kaynakları olmak üzere iki grupta toplanabilir. Birincil veri kaynakları araştırılan konuya fiziki olarak en yakın olan veri kaynaklarıdır. Araştırılmak istenen bir olayı bizzat yaşamış olan biri veya bir eski eser kalıntısı birincil veri kaynaklarındandır. İkincil veri kaynakları ise, genel olarak önceden derlenmiş verilerin amaca uygun olarak tekrar düzenlenip kullanılmasını ifade eder.

Veriler, genel olarak gözlem, anket ve simülasyon yardımıyla toplanabilir.

Gözlem yoluyla veri toplama; belirli bir hedef kitlenin davranışlarını izleyerek bilgi elde etmeyi ifade eder. Bilginin doğrudan doğruya elde edilmesini mümkün kılması, gözlem yönteminin en önemli avantajıdır.

Anket yoluyla veri toplama; kişilere bir anket formu vasıtasıyla araştırma konusu hakkında sorular sorulmasını ifade eder. Cevaplayıcıların soruları cevaplamayı reddetmeleri, abartılı ve doğru olmayan cevaplar verebilmeleri bu yöntemin en önemli dezavantajını oluşturmaktadır.

Simülasyon yoluyla veri toplama ise; geçmiş verileri dikkate alarak analitik modeller ve bilgisayar yazılımları ile ….. olursa, ……ne olur? biçimindeki sorulara cevap aranmasıdır.

Veri Analizi

Öncelikli olarak elde edilen verilerin kendi içerisinde düzenlenmesi ve yorumlamaya uygun hale getirilmesi gereklidir. Veriler kağıt veya elektronik ortamlarda kaydedilmiş olmalıdır. Bu kayıtlar, kullanılacak veri analizi aracına ve yöntemine bağlı olarak gerekli şekillerde düzenlenip kodlanmalıdır. Bu nedenle daha bu aşamaya gelmeden önce araştırmanın amacına uygun olarak kullanılacak istatistiksel analizlerin belirlenmiş olması gerekir.

Sonuç ve Raporlama




ÖZET: •Bilimsel araştırmalar, sistematik bilgi toplama ve analiz etme sürecidir. Yani, yeni bilgi, yöntem veya ürünleri elde etmeye yönelik belirli bir amacı, aşamaları ve yöntemi içeren bilgi üretme ya da derleme çabalarıdır. Bilimsel araştırmaların amaç ve yöntemleri belli bir düzenliliği gerekli kılmaktadır. Biz bu süreci, bilimsel araştırma süreci olarak ifade etmekteyiz. Bilimsel araştırma süreci; problemlerin ve sorunların ortaya çıkması ile bunların çözümlenmesi arasında bilginin gelişimini kapsayan bir süreçtir.
•Tüm bilimsel araştırmalar için geçerli olacak bir araştırma planı olmasa da, araştırma sürecinin belirli aşamaları birçok araştırma için geçerlidir. Bu aşamaları göz önünde bulundurarak bir araştırma planının hazırlanması ve bu plana göre araştırmanın yürütülmesi araştırma için önemli zaman ve maliyet tasarrufları sağlayacaktır. Araştırma sorularının ve hipotezlerin sistematik olarak incelenmesi için araştırmacıların, araştırma süreci aşamalarını etkili bir biçimde gerçekleştirmeleri gerekir. Bu aşamalar, araştırmanın geçerli, güvenilir ve faydalı olacağını garanti edemez. Çünkü birçok sayıda farklı engel, iyi planlanmış bir araştırmanın başarısız bir biçimde sonlanmasına neden olabilir. Bu bölümde, öncelikle bilimsel araştırma süreci tanımlanmaya çalışılmış ve önemi vurgulanmıştır. Ayrıca bilimsel araştırma süreci aşamaları bu bölümde ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Bu aşama, araştırma sürecinin son aşamasıdır. Araştırma sürecinde aşamaların her birinin önemi, bu son aşamada daha da önem kazanır. Çünkü bir çalışmanın bulguları ve sonuçlarına, bu aşamaların uygun biçimde izlenmesi ile varılabilmektedir. Araştırma amacına yönelik olarak yapılan incelemeler ve analizler sonucunda oluşan problem çözümüne ışık tutacak nitelikteki bilgilere bulgu adı verilir. Bulgu, ham verilerin işlenmesi, çözümlenmesi ve yorumlanması ile elde edilen bilgidir.Araştırmacı bulguları yorumlarken özellikle araştırma sınırlılıklarını göz önünde bulundurmalıdır. Söz konusu sınırlılıklar, problem alanının tanımlanması ya da yöntemden kaynaklı sınırlılıklar olabilir. Bulgular önceden geliştirilmiş olan hipotezlere dayalı olarak yorumlanır. Araştırma ne kadar başarılı olursa olsun, raporlama aşamasında yapılacak hatalar bütün araştırmaya gölge düşürebilir. Bulguların yorumlanması tamamlandıktan sonra araştırma raporu hazırlanır. Araştırma raporları araştırmanın niteliğine bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle aşağıdaki ana bölümlerden ve çeşitli alt başlıklardan oluşmaktadır. Son yıllarda kullanılan yaygın raporlaştırma biçimlerinden biri aşağıda örnek olarak gösterilmektedir:



III. BULGULAR

IV. SONUÇ VE ÖNERİLER
 BULGULARIN YORUMU
 VARSAYIMLAR
 SINIRLILIKLAR
 ÖNERİLER

V. KAYNAKÇA
 EKLER
I. GİRİŞ
 PROBLEM
 KAYNAK TARAMASI
 ÖNEM
 HİPOTEZLER

II. YÖNTEM
 EVREN VE ÖRNEKLEM
 ARAŞTIRMA MODELİ
 VERİLERİN TOPLANMASI
 VERİLERİN ANALİZİ





-------------------------------------------------------------------------------BİTTİ----------------------------------------------





SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 5

MODELLEME VE HİPOTEZ

KAVRAM OLARAK MODEL VE MODELLEME

Model, araştırmanın içerdiği değişkenler arasındaki ilişkiyi temsil eden bir örüntüdür. Bir araştırmada yer alan çeşitli kavramlar (değişkenler) arasındaki ilişkileri sözcükler, grafikler, şekiller veya matematiksel araçları kullanarak açıklayabilmek ve bu ilişkilerin daha kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla model kurulur. Belli bir sistemle ilgili bilgileri organize etme faaliyetine modelleme denir. Modelleme sonucunda ortaya çıkan model, araştırmaya konu olan sistemin amaçlara yönelik olarak basitleştirilmesini sağlar ve bunu başarmak için de soyutlama yoluna gidilir.

Model Kurarken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Problemin doğru tanımlanmış, nesne veya durumların iyi anlaşılmış olması gerekir. İyi anlaşılmayan bir durum modelle ifade edildiğinde, kurulan model yanlış veya eksik olacaktır.

Problemle ilgili tüm değişkenlerin gerektiği ölçüde modelde yer alması gerekir. Yani problemi gereğinden fazla karmaşıklaştırmaktan veya basite indirgemekten kaçınılarak, araştırmanın amacı doğrultusunda temel değişkenler ile problemi daha az düzeyde etkileyen değişkenleri dengeli bir biçimde ele almak gerekir.

Modelin girdilerinin ve çıktılarının iyi tanımlanması ve bunlar arasındaki ilişkinin anlaşılması gerekir.

Model analiz edilebilir olmalı, bazı durumların niçin oluştuğunu, nelere bağlı olduğunu ortaya koyan analizler yapmaya imkân vermelidir.

Model denilince hem fiziksel hem de kavramsal olarak temsil edilen modeller aklımıza gelmelidir. Güneş sistemindeki gezegenleri ve bunların konumlarını gösteren maketler, bir bölgenin haritası, yeni ürün tasarlayan mühendislerin ürettikleri bir taşıt veya eşyanın prototipi söz konusu ise burada somut ve fiziksel bir modelin varlığından söz edilebilir. bir örgütte bütçelemeye ilişkin karar verme süreci gösterilmiştir. Başka bir ifadeyle, karar verme sürecini temsil eden model bir şekille ifade edilmiştir.




Bağımlı değişken herhangi bir fakördeki değişime bağlı olarak değişen unsurdur. Bağımsız değişken bağımlı değişkeni etkilediği varsayılan, bağımlı değişkendeki değişimin sebebi olabilen unsurdur. Düzenleyici değişken ise bağımlı ve bağımsız değişken arasındaki ilişkinin gücünü ve yönünü etkileyen değişkendir. Örneğin, bir çalışanın örgütsel bağlılık (çalıştığı kuruma yönelik bağlılık) düzeyi ile bu kurumdaki işinden ayrılma niyeti arasındaki ilişkide mesleki bağlılık düzeyi düzenleyici değişken olarak ele alınabilir. genel itibariyle değişken türlerinin modeldeki yerleri gösterilmiştir:

Modelin Özellikleri ve Kullanım Alanları

Bir modelin üç temel özelliği vardır:

nTemsil edebilme: Modeller amaç, olay ve olguları temsil eder.

Yalınlaştırma: Modelde konuyla doğrudan ilgili faktörlere yer verilirken, çok az ilgili olanlara yer verilmez. Böylece model yalın bir hâle getirilir.

İlişki(ler): Modelde genelde araştırmada yer alan değişkenler arasındaki sebep-sonuç ilişkisi ele alınır.











MODEL TÜRLERİ

Keşfedici (Keşifsel) Araştırma Modelleri

Bu modellere araştırmada ele alınacak problemi tanımlamak, çeşitli boyutlarıyla ortaya koymak ve nasıl bir araştırma yöntemi benimseneceğini belirlemek amacıyla başvurulur. Literatürde araştırma konusuna veya problemine ilişkin yeterli ve aydınlatıcı bilgilerin bulunmadığı durumlarda bu tür modellerden yararlanılır. Daha çok nitel araştırmalarda ve bazı nicel araştırmaların başlangıcında keşfedici modeller kullanılır.

Tanımlayıcı Araştırma Modelleri

Bu tür modeller araştırmada ele alınan konuyla ilgili değişkenler arasında sebep-sonuç ilişkileri kurmaksızın değişkenleri doğru şekilde ortaya koyabilmeyi ve bir durumu tanımlayabilmeyi amaçlar. Keşfedici modellerden farklı olarak, tanımlayıcı modellerde araştırma problemi açık ve net olarak ortaya konmuş olup araştırmanın çerçevesi bellidir. Örneğin, ülkemizdeki işletmelerde yönetici pozisyonundaki çalışanlara verilen eğitimlerde son 3 yılda ne gibi değişiklikler olduğunu ortaya çıkarmak amacıyla tanımlayıcı bir araştırma yapılabilir.

Nedensel Araştırma Modelleri

Bu tür modellerin başlıca amacı araştırmada yer alan değişkenler arasında sebep-sonuç ilişkisi kurmak, başka bir ifadeyle nedenselliği incelemektir. Nedensel araştırma modelinin yer aldığı çalışmalarda bir değişken değiştirilir ve buna bağlı olarak diğer değişkende bir değişim olup olmadığı belirlenmeye çalışılır. Örneğin, bir grup çalışanın bir eğitim programına katılmasının onların iş performansını artırıp artırmadığını belirlemek için, eğitim öncesinde ve sonrasında bu çalışanların performansı ölçülür ve performanslarının artıp artmadığı incelenir. Eğer performansın arttığı bulunursa, verilen eğitim ile performans arasında nedensellik ilişkisinin kurulabileceği gösterilmiş olur.

KAVRAM OLARAK HİPOTEZ (DENENCE) VE TÜRLERİ

Hipotez genel bir ifade ile bir araştırma probleminin çözümü için doğrulanması ya da yanlışlanması gereken önermedir. Hipotez iki veya daha fazla değişken arasındaki ilişkiye dair test edilmemiş bir iddiayı ortaya koyar. Böyle bir iddianın geçerliliği, ampirik araştırmalarla1 elde edilen verilerin bu hipotezi ne ölçüde desteklediği veya desteklemediği incelenerek bulunur.

Hipotezlerin doğru biçimde formüle edilebilmesi için bunlarda bazı özelliklerin bulunması gerekir. Bu özellikleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

Hipotezler mantıklı ve olgusal içerikte olmalıdır.

Hipotezlerde yer alan kavramlar açık ve anlaşılır olmalıdır.

Hipotezler genelleme yapılacak anakütle parametreleriyle ilgili olarak belirlenmelidir.

Hipotezlerin doğrulukları test edilebilmelidir. Fizik ötesi dünyaya işaret eden hipotezler test edilemez ve yanlışlanamaz.

ipotezler teoriyle (kuram) tutarlı olmalı, gözlemlere, sezgilere vb. dayalı olarak hazırlanmalı ve iddia (tez) ile ilgili olmalıdır.

Belli ve özel bir konuyla ilgili olmalı, birbiri içine geçmiş genel anlatımlar içermemelidir.

Gerçeklerden hareket etmeli ve değer yargılarından arındırılmış olmalıdır.

Probleme çözüm sağlayacak şekilde formüle edilmelidir.




Bir hipotez geliştirebilmesi için değişkenler arasında tahmin edilen şekilde bir ilişki bulunduğunu destekleyen teorik (kuramsal) veya ampirik bulgulara sahip olması gerekir. Hipotezlerin ifade ediliş şekli de önem taşır. Örneğin, çalışanın doğrudan bağlı olduğu yöneticiyle kurduğu iletişimin kalitesi arttıkça iş performansı da artar. Hipotezler genelde geniş zamanlı cümlelerle ortaya konulur. Bazı hipotezlerde ise değişkenlerden birinin diğerini etkilediği öne sürülmemekle beraber, bu değişkenler arasındaki ilişkinin olumlu mu yoksa olumsuz mu olacağına ilişkin tahmin de yer almaktadır. Örneğin, çalışanın işine yönelik motivasyon düzeyi ile iş tatmini arasında olumlu (pozitif) bir ilişki bulunduğunu öne süren bir hipotez formüle edilebilir. Bu hipotezde iddia edilen ilişki görsel olarak:


ßİş tatmini ile işe yönelik motivasyon arasındaki olumlu ilişki




Olumlu bir ilişki, söz konusu iki değişkenden birisi artarken diğerinin de arttığını, birisi azalırken diğerinin de azaldığını ortaya koymaktadır. Bazı hipotezlerde ise değişkenler arasında olumsuz (negatif) bir ilişki olduğu öne sürülür. Örneğin, ülkelerin refah seviyesi ile suç oranları arasında olumsuz bir ilişki bulunduğunu öne süren bir hipotez geliştirilebilir



Refah seviyesi ile suç oranları arasındaki olumsuz ilişki

Hipotez örnekleri

Bir işletmedeki çalışanların kıdemi ile örgüte bağlılık düzeyi arasında olumlu bir ilişki vardır.

Çalışanın doğrudan bağlı olduğu yöneticiyle (amiriyle) gerçekleştirdiği iletişimin kalitesi arttıkça işindeki performansı da artar.

Bir ülkedeki insanların eğitim düzeyi yükseldikçe o ülkedeki suç oranı düşer.

Kadınlar ile erkeklerin örgütsel stresle baş etme yöntemleri birbirinden farklıdır.

Hipotezleri yönü açısından da iki grupta ele alabiliriz: Tek yönlü hipotezler ve iki yönlü hipotezler. Tekyönlü hipotezlerde araştırmacı belli bir parametre açısından ele alınan gruplar arasındaki farkın yönüne ilişkin bir tahminde bulunmaktadır. Aşağıda tek yönlü hipoteze bir örnek verilmiştir:

Ho: Sıfır hipotezi (boş hipotez)

Ha: Alternetif hipotez (Detaylı bilgi için hipotez testi süreci konusuna bakınız).

Ho: İş başında eğitim alan çalışanların verimlilik düzeyi diğer çalışanlarla aynıdır.

Ha: İş başında eğitim alan çalışanların verimlilik düzeyi diğer çalışanlardan yüksektir.

Bu örnekte görüldüğü gibi, araştırmacı iş başında eğitimin verimliliğe katkıda bulunacağını tahmin ettiği için tek yönlü bir hipotez öne sürmüştür. Aşağıda yine tek yönlü bir hipotez örneği verilmiştir:

Ho: İş başında eğitim alan çalışanların iş kazasına uğrama düzeyi diğer çalışanlarla aynıdır.

Ha: İş başında eğitim alan çalışanların iş kazasına uğrama düzeyi diğer çalışanlardan düşüktür.

Bu örnekte, iş başında eğitimin iş kazalarına uğrama ihtimalini düşüreceği beklentisinden hareketle araştırmacı tek yönlü bir hipotez ortaya atmıştır.

Bazı durumlarda araştırmacı gruplar arasında bir fark bulmayı beklemektedir. Ancak bu farkın kaynağı konusunda bir tahmini yoktur. İşte bu noktada iki yönlü hipotez formüle etmek gerekir. Aşağıda iki yönlü bir hipotez örneği verilmiştir:

Ho: Erkek çalışanlarla kadın çalışanların örgütte eşit muamele gördüklerine ilişkin algıları aynıdır (örgütsel adalet algıları eşittir).

Ha: Erkek çalışanlarla kadın çalışanların örgütte eşit muamele gördüklerine ilişkin algıları aynı değildir (örgütsel adalet algıları eşit değildir).

HİPOTEZ TESTİ SÜRECİ

Öne sürülen iddiayı yansıtan hipotezin test edilmesi gerekir. Aslında hipotez testi yaparken iki ayrı hipotez cümleniz olduğunu bilmelisiniz. Bunlardan birincisi sizin tahmininizi yansıtan hipotez ifadesi iken, diğeri bu tahmininizin dışındaki tüm durumları yansıtan ifade olacaktır. Sizin tahmininizi yansıtan hipotez genelde alternatif hipotez olarak adlandırılırken, bu tahmin dışında kalan muhtemel sonuçlar sıfır hipotezi olarak adlandırılır. Sıfır hipotezi genelde H0 ile gösterilirken, alternatif hipotez H1 ile gösterilir. Sıfır hipotezi çoğunlukla değişkenler arasında ilişki olmadığını veya çeşitli gruplar arasında farklılık olmadığını belirtir. Sıfır hipotezinde genellikle ‘fark yoktur’, ‘etkisi yoktur’, ‘etkili değildir’, ‘eşittir’, ‘ilişki yoktur’ gibi ifadeler bulunur. Aslında hipotez testi yaparken iki ayrı hipotez cümleniz olduğunu bilmelisiniz. Bunlardan birincisi sizin tahmininizi yansıtan hipotez ifadesi iken, diğeri bu tahmininizin dışındaki tüm durumları yansıtan ifade olacaktır.

Araştırmacılar bir hipotezi test ederken çoğunlukla aşağıdaki adımları sırasıyla izlerler:

Sıfır hipotezi ve alternatif hipotez geliştirmek

Yukarıda da açıklandığı gibi, araştırmacının beklentisini yansıtan durum alternatif hipotezde, bunun dışındaki durumlar ise sıfır hipotezinde belirtilir. Genellikle hipotez testleri şu iki şekilde yapılır:

Örneklemden alınan gözlem değerlerinin, anakütle için varsayılan bir değerden anlamlı bir farkının olup olmadığı belirlenir.

İki veya daha fazla sayıda örneklemden alınan gözlem değerleri arasında anlamlı farklılık olup olmadığı belirlenir.

H1 alternatif hipotezi ya küçük (<) ya büyük (>) ya da eşit değildir (≠) ifadelerinden birini içerir. H1 hipotezi büyük şeklinde ifade edilmişse “sağ kuyruk testi”, küçük şeklinde ifade edilmişse “sol kuyruk testi” söz konusudur. H1 alternatif hipotezinde ‘eşit değildir’ ifadesi varsa iki yönlü test uygulanacaktır.

ÖRNEK: Bir fabrikada 10 kg’lık paketler hâlinde un üretilmektedir. Üretilen unların bu standarda uygun olup olmadığını belirlemek için yapılacak hipotez testi iki yönlü test olacaktır. Unların bu ağırlığın üstünde paketlendiği düşünülüyorsa, sağ kuyruk testi; bu ağırlığın altında paketlendiği düşünülüyorsa sol kuyruk testi yapılacaktır. Örneklem ortalamasının anakütle ortalamasından farkını belirten çeşitli hipotez testleri görsel olarak ifade edilmiştir:


Uygun önem düzeyini seçmek

Sıfır hipotezi ve alternatif hipotez oluşturulduktan sonra, hipotezin kabul veya red kararında ne düzeyde risk olacağı belirlenmelidir. Araştırmayı yapan ve karar verici konumunda bulunacak kişi önem düzeyini de belirlemelidir.

(alfa) ile simgelenen önem düzeyi, Ho hipotezi doğru iken onu reddetme hatasına düşme ihtimalini ifade eder.

Araştırmacı hipotezini test ederken iki tür hata ile karşı karşıya kalabilir: 1. tip hata ve 2. tip hata. 1. tip hata, araştırmacının sıfır hipotezini yanlışlıkla reddetmesi durumunda oluşur.

Eğer % 5’lik bir önem düzeyi seçilmişse, bu durum şunu ifade eder: Sıfır hipotezini yanlışlıkla reddetme ihtimalimiz yüzde beş, yani yirmide birdir. % 1 önem düzeyini seçtiğimizde ise, bu ihtimal yüzde bire düşmüş olmaktadır. 2. tip hata ise, hatalı bir şekilde sıfır hipotezinin kabul edilmesidir. Yani, sıfır hipotezi yanlış iken reddedilmemesi durumunda oluşan hatadır. Yukarıdaki açıklamadan hareketle, 1. tip hata yapma ihtimalini düşürmek için daha yüksek bir önem düzeyini seçebileceğimizi söyleriz; yani % 5 yerine, %1 önem düzeyi ile çalışabiliriz. Ancak önem düzeyi arttıkça 2. tip hata yapma ihtimali de artmaktadır. 1.tip hatanın ortaya çıkma ihtimali seçilen önem düzeyinin bir sonucudur. 2. tip hatanın sonuçları çoğunlukla 1. tip hatanınkiler kadar ciddi olmaz. Çünkü 2. tip hata araştırma verilerinin araştırmacının beklentisi doğrultusunda bir sonuç ortaya koymamasını ifade eder2. tip hataya düşme ihtimali bilinmez.

Hipotez testindeki hatalar ve doğru sonuçlar






Yukarıdaki tablodaki dört kutucuğu şu şekilde açıklayabiliriz:
Ho hipotezi anakütle parametresinin gerçek değeri karşısında doğrudur ve biz örnekleme sonucu Ho’ı kabul ederiz. Burada bir hata söz konusu değildir. (Ho kabul satırı ile Ho doğru sütununun kesiştiği kutucuk)
Ho hipotezi doğru olduğu halde örneklem değerleri karşısında reddedilmiştir; yani aslında doğru olan bir hipotez yanlışlık yapılarak reddedilmiştir (1. Tip hata) (Ho red satırı ile Ho doğru sütununun kesiştiği kutucuk)
Ho hipotezi yanlıştır ve reddedilmiştir. Burada bir hata yapılmamaktadır. (Ho red satırı ile Ha doğru sütununun kesiştiği kutucuk)
Ho hipotezi yanlıştır, fakat örneklem sonuçlarına göre kabul edilmiştir (2. Tip hata). (Ho kabul satırı ile Ha doğru sütununun kesiştiği kutucuk)

Test istatistiğinin seçimi

Oluşturulan sıfır hipotezinin test edilmesi için test

istatistiği seçilmelidir. Hipotezlerde kullanılan

parametrelere göre test istatistiği seçilir. Bu işlem yapılırken

örneklem hacmi, birden fazla örneklem varsa bunlar

arasında bağımlılık olup olmadığı, parametrelerin niteliği vb.

unsurlar dikkate alınır.

Karar ölçütünün belirlenmesi

Karar ölçütü, sıfır hipotezinin kabulü veya reddi için test istatistiği ile yapılacak karşılaştırmada kullanılacak değerdir.

Verilerin analiz edilmesi

Örneklemden elde edilen veriler kullanılarak test istatistiğinin gerektirdiği işlemler yapılarak sıfır hipotezinin kabulü veya reddi için gereken örnek değer bulunur (Detaylı bilgi için 11. bölüme bakınız).

Karar verme




•Araştırmacının araştırma tasarımını tamamlaması ve çalışmasına nasıl bir yön vereceğini kararlaştırabilmesi için bir araştırma modeli geliştirmesi gerekir. Model, araştırmanın içerdiği değişkenler arasındaki ilişkiyi temsil eden bir yapıdır. Modeller keşfedici (keşifsel), tanımlayıcı ve nedensel olmak üzere üç grupta ele alınabilir. Keşfedici modeller araştırmada ele alınacak problemi tanımlamak, çeşitli boyutlarıyla ortaya koymak ve nasıl bir araştırma yöntemi benimseneceğini belirlemek amacıyla kullanılır. Tanımlayıcı araştırma modelleri araştırmada ele alınan konuyla ilgili değişkenler arasında sebep-sonuç ilişkileri kurmaksızın değişkenleri doğru şekilde ortaya koyabilmeyi ve bir durumu tanımlayabilmeyi amaçlar. Nedensel modeller ise araştırmada yer alan değişkenler arasında sebep-sonuç ilişkisi kurmak, yani nedenselliği incelemek için kullanılır.
. Hipotezi testi şu aşamalardan oluşur: Sıfır hipotezi ve alternatif hipotez geliştirilir; hipotezin kabul veya red kararında ne düzeyde risk olacağı belirlenerek uygun önem düzeyi seçilir; hipotezlerde kullanılan parametrelere göre test istatistiği seçilir; karar ölçütü, yani sıfır hipotezinin kabulü veya reddi için test istatistiği ile yapılacak karşılaştırmada kullanılacak değer seçilir; örneklemden elde edilen veriler kullanılarak test istatistiğinin gerektirdiği işlemler yapılarak sıfır hipotezinin kabulü veya reddi için gereken örnek değer bulunur; bulunan örnek değeri karar ölçütü ile karşılaştırılarak sıfır hipotezinin kabul veya reddedileceğine karar verilir.
Bulunan örnek değeri karar ölçütü ile karşılaştırılır. Buna göre sıfır hipotezinin kabul edileceğine veya reddedileceğine karar verilir. Sıfır hipotezinin reddedilmesiyle sonuçlanan istatistiksel sonuçlar red alanında yer almaktayken, sıfır hipotezinin reddedilmesinde yetersiz kalan sonuçlarkabul alanına düşmektedir. Kabul ve red alanları gene itibariyle aşağıdaki şekilde gösterilmiştir:


•Hipotez, bir araştırma probleminin çözümlenmesi için doğru ya da yanlış olduğunun ispatlanması gereken önermeye verilen addır. Keşfedici araştırmalarda olduğu gibi bazı araştırmalarda amaç derinlemesine bilgi sahibi olunmayan belli bir alanı daha yakından inceleyerek bilgi edinmektir. Bu tür araştırmalarda hipotez yerine genelde araştırma soruları yer alır.
•Öne sürülen iddiayı yansıtan hipotezin test edilmesi gerekir. Araştırmacının tahminini yansıtan hipotez genelde alternatif hipotez olarak adlandırılırken, bu tahmin dışında kalan muhtemel sonuçlar sıfır hipotezi olarak adlandırılır. Sıfır hipotezi çoğunlukla değişkenler arasında ilişki olmadığını veya çeşitli gruplar arasında farklılık olmadığını belirtir. Araştırmacı belli bir görüşü destekleyecek verilerden ziyade, onu çürütecek ve aksini gösterecek veriler bulmaya çalışır. Bir iddiayı kanıtlamak için bu iddiayı temsil eden araştırma hipotezinin yanlışlanıp yanlışlanmadığı belirlenmelidir. Başka bir ifadeyle, araştırmacı elindeki verilerin sıfır hipotezini desteklemediğini göstererek alternatif hipotezi desteklemeyi amaçlar





















------------------------------------------------------------------------------------------BİTTİ---------------------------------------------------------------------------------------------

SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 6

BİLGİ KAYNAKLARI VE BİLGİ TOPLAMA

BİLGİ KAVRAMI


Veri, olaylar ve olgular hakkında birbirinden bağımsız ve nesnel gerçekleri ifade eder. Veri çeşitli durumların veya oluşumların yalnızca bir gösterimi olup analiz edilebilecek ya da daha ileri işlemler için kullanılabilecek olan ham bilgiye karşılık gelir. Verinin bilgiye ve daha sonra üst bilgiye dönüştürülmesi beşeri bilişsel çaba gerektirir ve bu çaba sonunda veriler anlamlı bir bütünlük oluşturacak biçimde algılanır. Verinin bilgiye ve daha sonra üst bilgiye dönüştürülmesi beşeri bilişsel çaba gerektirir ve bu çaba sonunda veriler anlamlı bir bütünlük oluşturacak biçimde algılanır. Örneğin, bir firmanın üç aylık bir döneme ilişkin ürün satış rakamlarından oluşan bir tabloyu içeren bir belgeyi ele alalım. Bu hâliyle tablodaki sayılar birer veridir. Bir yönetici bu sayıları okur, ürünün adını ve yapısını anlar ve geçen üç aylık dönemde bunlara karşılık gelen sayılardan daha düşük olduklarını fark eder, yani aşağıya doğru bir eğilim görürse, bu durumda veri artık bilgiye dönüşmüş demektir. Bu kişi ürün satışındaki düşüş için muhtemel açıklamalar getirmeye çalışır (belki kendi kişisel yargılarına ilaveten başka kaynaklardan da bilgiler edinebilir) ve ürünün artık müşteriler için cazip olmadığı sonucuna varabilir. Böylece bilginin daha da anlamlandırılmasıyla üst bilgi ortaya çıkmaktadır.

ARAŞTIRMA İÇİN GEREKLİ BİLGİ TÜRLERİNİN BELİRLENMESİ

Araştırmacı araştırma tasarımını belirledikten, yani nasıl bir yaklaşımla araştırmayı yürüteceğine karar verdikten sonra muhtemel bilgi toplama yöntemlerini araştırır. Özellikle de birden fazla araştırma sorusunu ele alan çalışmalarda çeşitli bilgi toplama yöntem ve teknikleri bir arada kullanılır. Her tür araştırmada aşılması gereken en önemli aşamalardan birisi araştırma yapılacak konuyla ilgili bilgilere ulaşmaktır. Bir araştırmada hangi bilgilere ihtiyaç duyulduğu; araştırmanın konusuna, amacına, problemin özelliğine, araştırma modeline, araştırmanın kapsamına, sınırlılıklarına ve varsayımlarına, evrenin büyüklüğüne, araştırmada yer alan değişkenlere, hipotezlere ve bunları test etme tekniklerine bağlı olarak değişecektir. Araştırma sürecinin her aşamasında araştırmacı ihtiyaç duyduğu bilgileri yazılı, görsel veya işitsel kaynaklardan temin eder ve bu bilgilere göre araştırmasına yön verir.

Literatür Taraması

Literatür taraması, araştırmacının araştırma konusu ile ilgili literatürü, yani mevcut kaynakları, bu kaynaklarda yer alan kavramsal ve ampirik bilgileri inceleyerek değerlendirmesi ve yorumlaması sürecidir. Literatür taraması sayesinde araştırmacı mevcut çalışmaları analiz ederek kendi çalışmasına nasıl bir yön vereceğine ve nasıl bir yaklaşım benimseyeceğine karar verir.

BİLGİ KAYNAKLARINA İLİŞKİN TEMEL SINIFLAMA

Araştırmacılar pek çok bilgi kaynağına başvurarak çalışmalarında yararlanacakları bilgileri elde edebilirler. Özellikle açıklayıcı türdeki çalışmalarda problemin daha iyi anlaşılması, uygun hipotezlerin geliştirilmesi, araştırmanın önceliklerinin ve benimsenecek yaklaşımın belirlenmesinde kaynak kişilere başvurmak büyük yarar sağlar. Belgeler, sosyal bilimlerde en önemli bilgi kaynakları arasındadır. Bunlar kamu veya özel sektör kuruluşları tarafından veya diğer araştırmacılar tarafından hazırlanmış olabilir. Doğa bilimleri gibi bazı alanlarda ise canlı ve cansız varlık ve kalıntılar araştırmacıyı ihtiyaç duyduğu bilgilere ulaştırabilir. İncelenen konuya bağlı olarak insanlar, belgeler, canlı ve cansız varlıklar birer bilgi kaynağı görevi görebilir. Birincil kaynak, kişinin bir olaya doğrudan katılması veya olayı gözlemlemesi sonucu edinilen yazılı veya sözlü bilgileri içeren bilgi kaynaklarıdır. Başka bir ifadeyle, spesifik bir amaç için konuya ilişkin bilginin orijinal kaynağından ve doğrudan araştırmacı tarafından toplanmasıyla elde edilen bilgilere birincil bilgiler denir. İkincil kaynak olaylar hakkında ikinci el bilgiler sunar. Herhangi bir amaçla, başka kişi veya kurumlar tarafından toplanan verilerin oluşturduğu kaynaklara ikincil kaynak denir. Üçüncül kaynaklara ise arama araçları (motorları) da denir ve bunlar birincil ve ikincil kaynakları yerleştirmeye yardımcı olmak ya da bir konuyu tanıtmak için tasarlanmıştır. Çok sayıda derginin makalelerini, bazen de kitapları, kitap bölümlerini, raporları, tezleri, konferans ve araştırmaları endeks yapan veri tabanları bu tür kaynaklara örnek verilebilir.

** Kamu kurumlarının yayınladığı çeşitli raporlarda olduğu gibi, bazı durumlarda bu veriler araştırma amaçlarına uygun bir formatta tasarlanmış olabilir. İkincil kaynaklardan veri almanın yararları aşağıda sıralanmıştır:

Zaman ve maliyet: Araştırmacılar ikincil veriler sayesinde tek başlarına elde edemeyecekleri bilgilere ulaşabilirler. Ayrıca bilgi toplama faaliyetini kendilerinin yapması durumunda gerekecek kaynakların çok küçük bir oranına denk gelen bir maliyetle kaliteli bilgiye erişme imkânı bulurlar.

Yüksek kalitede bilgi: İkincil veri kaynağı olarak sıklıkla kullanılan çeşitli veri setleri, özellikle de kamu kuruluşları tarafından düzenli aralıklarla yayınlanan raporlar, oldukça iyi tasarlanmış ve yürütülmüş bir araştırma süreci sonunda toplanan bilgiler sunmaktadır. Bu sebeple bu bilgilerin yüksek kalitede olduğu söylenebilir.

Boylamsal veri analizi yapma fırsatı: Belli bir konuyla ilgili zaman içinde en az iki kere bilgi toplanması sayesinde trend analizi vb. uygulamaları gerçekleştirmek mümkün olmaktadır.

Verilerin analizi için daha fazla zaman kalması: Araştırmacı ikincil verilerden yararlandığında, kendisi veri toplama faaliyetini yürütmeyip yalnızca elde ettiği verileri anlamak ve istediği formata uygun hale getirmek için veri seti üzerinde bazı uygulamalar yapacaktır. Böylece veri toplamak için harcayacağı zamanı verilerin analizine ayırabilmesi mümkün olmaktadır.

kincil verilerden yararlanmanın üstünlükleri olduğu kadar birtakım sınırlılıkları da vardır. Başlıca sınırlılıklar şunlardır:

Verilere aşina olmamak: Araştırmacı verilerini kendisi topladığında verinin yapısını, özelliklerini ve değişkenleri çok iyi öğrenmektedir. Oysa hazır verilerden yararlanan araştırmacının bu konuda bilgi sahibi olması, verilerini genel itibariyle tanıyabilmesi için bir süre veri seti üzerinde inceleme yapması gerekir.

Verinin karmaşıklığı: Bazı büyük veri setlerinde hem çok sayıda değişken hem de cevaplayıcı yer almaktadır. Bu tür kapsamlı verilerin yönetilmesinde araştırmacı zorluklar yaşayabilir.

Veri kalitesini kontrol imkânının olmaması: İkincil veri kaynaklarının tümü kaliteli veri sunmadığı gibi bazen de araştırmacı yararlandığı ikincil verinin kalitesini kontrol imkânına sahip olmayabilir

İkincil verilerin sahip olduğu sınırlılıkları ortadan kaldırmak ve bu tür verilerden uygun şekilde yararlanabilmek için araştırmacının cevaplaması gereken birtakım sorular vardır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında toplayabiliriz:

Çalışmanın amacı nedir? İkincil verilerin alındığı araştırmanın amacının net olması, bilimsel bir yaklaşımla hazırlanmış olması gerekir.

Verileri kimler toplamıştır? İkincil verileri yayınlayan kurumların teknik imkânlarının ve araştırma verilerinin toplanmasında görev alan uzmanların araştırma yürütme konusundaki yeterliliğinin değerlendirilmesi gerekir.

Veriler nasıl elde edilmiştir? İkincil verilerin toplanmasında kullanılan yöntem, anakütle ve örneklem büyüklüğü vb. konuların sorgulanması, öğrenilmesi ve değerlendirilmesi gerekir.

Elde edilen bilgiler başka kaynaklardaki bilgilerle örtüşüyor mu? İkincil verilerin doğruluğunu denetlemek için bu verilerin başka kaynaklardaki bilgilerle tutarlı olup olmadığı incelenebilir.

BİLGİ KAYNAKLARI

Kitaplar


Yani araştırmacı konu hakkında ya genel bir bilgi edinmek için ya da araştırmanın kuramsal çerçevesini çizmek ve sınırlarını belirlemek için bu kaynaklara başvurabilir. Kitapların bir kısmı akademik bir yaklaşımla hazırlanmış olup, belli bir konuyla ilgili detaylı teorik bilgiler sunar. Profesyonel olarak bir işle uğraşanlara yönelik hazırlanan kitaplarda ise uygulamaya dönük bilgilere daha fazla yer verilir. Kitaplardaki bilgiler pek çok konu başlığını belli bir düzen ve erişim kolaylığı içinde okuyucuya sunar.

Bilimsel Dergiler

Bilimsel dergiler belli bir konuyu incelemek isteyenlerin başvurduğu temel kaynaklardan biridir. Bunların birçoğu basılı formatta olmasına rağmen, günümüzde giderek daha fazla sayıda bilimsel dergi internet aracılığıyla elektronik formatta yayınlanmaktadır. Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler sayesinde çeşitli veri tabanlarında anahtar sözcüklerle arama yapmak, bu dergilere ulaşmak ve ilgili makaleyi bulmak hızlı ve sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir.

Gazeteler ve Diğer Sürekli Yayınlar (Periyodikler)

Günlük gazeteler ile haftalık, aylık, üç aylık vb. dergiler de sosyal bilimlerle ilgili çalışma yürüten araştırmacılar için önemli bir bilgi kaynağı vazifesi görür. Bu tür yayınların süreklilik özelliği sayesinde toplumsal olayların nasıl algılandığını, yorumlandığını, bunlara zaman içinde ne tür anlamlar yüklendiğini ve bu anlamlarda nasıl değişimler olduğunu anlamak mümkün olmaktadır.

Kongre, Sempozyum, Konferans ve Seminerler

Üniversiteler ve bazı özel kuruluşlar çeşitli zamanlarda kongre, sempozyum, konferans ve seminer gibi etkinlikler düzenlemektedir. Bu tür etkinliklerde alanında uzman kişiler konuşmalar yapmakta, belli bir konuyla ilgili çalışmalarını (bildiri, makale vb.) başkalarıyla paylaşmaktadır. Bu etkinliklerdeki konuşmalar ve çalışmalar genelde basılı ya da elektronik olarak kaydedilmekte konuyla ilgilenen araştırmacılar için önemli birer bilgi kaynağı görevi görmektedir.

Başvuru (Referans) Kaynakları

Bu tür kaynaklar, belli bir konu için kapsamlı bir kaynak oluşturmaktan ziyade, insanların çok farklı konularda temel bilgilere ulaşmasına yardımcı olur. Araştırmacı bu kaynaklar sayesinde kavramların tanımlarına ulaşır, konunun tarihiyle ilgili bilgi elde eder ve bilmesi gereken temel bilgilere ulaşmış olur. Bu kaynaklar arasında istatistiki raporlar sosyal bilimler açısından özellikle önem taşımaktadır. İstatistiki raporlar belli bir konuya odaklanarak o konuyla ilişkili verileri bir bütünlük içerisinde ele alan, analiz eden ve sonuçları raporlayan belgelerdir. İstatistiki raporlardan yararlanırken dikkate alınması gereken temel nokta, bu raporların hangi amaçla hazırlandığını iyi bilmek ve araştırmamız için gerekli olan bilgileri bu raporlardan uygun şekilde çekip alabilmektedir.

Sesli ve Görüntülü Kaynaklar

İletişim teknolojisinin gelişmesiyle birlikte sesli ve görüntülü kaynaklar da önemli birer bilgi kaynağı olarak kullanılmaya başlamıştır. Her türlü ses bandı, görüntü bandı (video), kompakt disk (CD), CD-ROM, video kompakt disk (VCD) ve dijital video disk (DVD) ile fotoğraflar sesli ve görüntülü kaynaklar arasında yer almaktadır. Hızlı teknolojik gelişmeler sayesinde bu araçlara her geçen gün yenileri eklenmekte ve bilgiye düşük maliyetle ve kolayca ulaşma imkânı sunmaktadır.

İnternet

İnternet, bilgisayarları birbirine bağlayan dünya çapında bir ağ olup bilgisayar ortamında depolanan bilgilere kolaylıkla ulaşma imkânı sunmaktadır. Günümüzde araştırmacıların araştırmalarına başlarken en başta başvurdukları bilgi kaynağı genellikle internet olmaktadır. İnternet sayesinde çok farklı bilgi kaynaklarına, örneğin makalelere, kitaplara, videolara ve fotoğraflara ulaşmak mümkün olmaktadır. Kamu ve özel kuruluşlar hazırladıkları raporları internet ortamında yayınlayarak kullanıcıların istifadesine sunmaktadır.

İnternet kullanıcılarının güvenilirlik konusuna yeterince dikkat etmemesi, doğruluğu kanıtlanmayan verilerin sağlam (güvenilir ve geçerli) bir bilgi gibi kabul edilmesine, değerlendirilmesine, analiz edilip yorumlanmasına sebep olmaktadır.

Arama motorlarının internetteki rolü

Arama motorları girilen anahtar sözcük veya cümleyi alarak, aranan sözcükleri içeren web sitelerinin bir listesini sunan özel programlardır. Bu şekilde çalışan Google ve Alta Vista gibi arama motorları çok basit bir kullanıcı arayüzü içerir ve birtakım uygun algoritma türlerini kullanarak aramaya en iyi uyan karşılıkları gösterir. Yahoo gibi diğer bazı arama motorları ise daha kapsamlı olup, anahtar sözcük ve kategori aramaya ilaveten, web sitelerini kategorilere göre organize etmeye çalışır.

ÖZET:

•Her türlü araştırmada yapılması gereken en önemli işlerden birisi ihtiyaç duyulan bilgilerin neler olduğunu belirlemek ve bu bilgilere nasıl ulaşılabileceğine karar vererek bunun için gereken faaliyetleri hayata geçirmektir. İnsan zihninin bir ürünü olan bilgiyi net bir şekilde ortaya koymak için genellikle veri (data), bilgi (information) ve yararlı veya üst bilgi (knowledge) arasındaki ayrıma dikkat çekilmektedir. Aslında işlenmemiş, ham bilgiyi temsil eden veri, olaylar ve olgular hakkında birbirinden bağımsız ve nesnel gerçekleri ortaya koyar. Bireyler karar verebilmek için farklı yollarla ulaştıkları verileri bir araya toplayıp analiz ederek ve işleyerek bilgi hâline dönüştürür ve bu bilgiyi temel alarak davranışlarına yön verirler. Üst bilgi ise bilginin de anlamlı bir şekilde düzenlenmesi ile ortaya çıkar. Verinin bilgiye ve daha sonra üst bilgiye dönüştürülmesi beşeri bilişsel çaba gerektirir ve bu çaba sonunda veriler anlamlı bir bütünlük oluşturacak biçimde algılanır.

•Bilginin kökenine olan fiziksel yakınlığa göre bilgi kaynakları genellikle iki grupta ele alınmıştır: birincil kaynaklar ve ikincil kaynaklar. Ancak bunlara üçüncül kaynaklar adıyla bir grup daha ilave edilmiştir. Birincil kaynak, kişinin bir olaya doğrudan şahitliği veya olaya katılması sonucu edinilen yazılı veya sözlü bilgileri içerir. Yani belli bir amaç için konuya ilişkin bilgi orijinal kaynağından ve doğrudan araştırmacı tarafından toplandığında, bu bilgilere birincil bilgiler denir. İkincil kaynak ise herhangi bir amaçla, başka kişi veya kurumlar tarafından toplanan verilerin oluşturduğu kaynaktır. Arama araçları (motorları) da denen üçüncül kaynaklar ise birincil ve ikincil kaynakları yerleştirmeye yardımcı olmak ya da bir konuyu tanıtmak için tasarlanmıştır. İkincil kaynaklardan veri almak araştırmacıya birtakım kolaylıklar sağladığı gibi, bazı zayıflıkları da barındırmaktadır.

•Araştırmacının araştırma konusu ile ilgili literatürü, yani mevcut kaynakları, bu kaynaklarda yer alan kavramsal ve ampirik bilgileri inceleyerek değerlendirmesi ve yorumlaması sürecine literatür taraması denir. Literatür taraması sayesinde araştırmacı mevcut çalışmaları analiz ederek kendi çalışmasına nasıl bir yön vereceğine ve nasıl bir yaklaşım benimseyeceğine karar verir.



------------------------------------------------------------------------------BİTTİ--------------------------------------------------------------------------------------



SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 7

VERİ TOPLAMA YÖNTEMLERİ

VERİNİN TANIMI, BİRİNCİL VERİ KAYNAKLARI VE ÖNEMİ


Gerçek olayların sonuçlarıyla ilgili verilerin bir takım dönüştürme sürecinden geçirilip, kullanıcı için anlamlı hâle getirilmesi durumunda bilgi oluşur. Bu bağlamda veri, işlenmemiş ham kaynaklar olup, bilgi işlenmiş veri kaynaklarıdır denilebilir. Herhangi bir konuda araştırmaya başlamadan önce verilerin nereden elde edileceğinin düşünülmesi gerekir.

Veriler genellikle iki kaynaktan temin edilir. Bunlar;

Birincil veri kaynakları,

İkincil veri kaynakları(Bkz 6. Bölüm).

Araştırmanın amacına uygun bilgilerin, bizzat araştırmacı veya onun yönettiği kişilerce herhangi bir araçla toplanmasına birincil veri kaynaklarından bilgi ve veri toplama, araştırmada başka amaçlar için toplanmış bilgi ve verilerden yararlanmaya ise ikincil veri kaynaklarından bilgi ve veri toplama denilmektedir. Bilimsel araştırmalarda çoğu kez ikincil veri kaynaklarından toplanan bilgi ve verilerden yararlanılabilir. Kuşkusuz ki ikincil kaynaklarından bilgi ve veri sağlama, birincil kaynaklardan bilgi ve veri sağlamaya oranla çok daha ekonomiktir ve kısa süre gerektirir.Birincil veri, gözlem ya da iletişim kurma yolu ile sağlanır. Birincil veri kaynakları, gözlem veya iletişim kurma yolu ile sağlanır. İletişim, anket olarak adlandırılan veri toplama aracı ile arzu edilen bilgiyi temin eden soru ve cevapları içerir. Birincil verinin ikincil verilere kıyasla çeşitli avantajları vardır;

Birincil veriler araştırma yapılan konuya uygun verilerdir.

Birincil veriler genellikle en güncel verilerdir.

Bazı durumlarda birincil veriden başka veri olmayabilir.

Birincil veriler rakiplerde olmayıp, sadece araştırmayı yaptıran işletmede vardır.

Bilimsel araştırmalarda birincil veri toplama yöntemleri; anket (survey), gözlem ve deneysel tertipler olarak üç bölümde incelenebilir. Bu yöntemlerden en çok kullanılan anket yöntemidir. Bu nedenle incelemeye öncelikle bu yöntemle başlanmıştır.

ANKET

Anket, birincil kaynaklardan bilgi toplamak için hazırlanan sistematik bir soru formudur. Amacı, araştırmanın problemini çözecek ve ele alınan hipotezleri test edecek bilgileri sistematik bir biçimde toplamak ve saklamaktır. Toplanacak bilgilerin doğruluğu ve yararlılığı büyük ölçüde anket formunda yer alan sorulara bağlıdır. Ayrıca, anket sonuçlarının formatları ve soruluş biçimleri, verilere uygulanacak istatistik analizlerini de şekillendirir. Onun için araştırmalarda tespit edilen problemlere en uygun çözümü üreten istatistik analizi belirlenmeli ve arkasından anket soruları son şeklini almalıdır. Anket formunun araştırmacının kendisi ya da uzman bir kişi tarafından düzenlenmesi mümkündür. Ancak anket formunu hazırlayan bir kişide şu vasıfların bulunması gerekmektedir;

Önce anketin konusu, amacı, anketi cevaplayacak olanların nitelikleri ve düzeyleri tespit edilmelidir.

Cevaplayıcı psikolojisini çok iyi bilen ve tahmin eden bir kişi olmalıdır.

Türkçeye ya da anketin uygulandığı dile hâkim

Anket Formunun Hazırlanması

Anket formunun amaca hizmet edecek biçimde hazırlanmasında dikkate alınması gereken bazı önemli hususlar vardır. Bunlar; a) anket formunun iç yapısı ile ilgili hususlar, b) sorular ile ilgili hususlar. Bu hususlara açıklık getirmeden önce anketin planlanması ve uygulanmasında takip edilebilecek ilkeler aşağıda yer aldığı şekilde özetlenebilir;

Araştırma sonunda ulaşmak istenilen konuların listesi yapılmalı ve bunların hangilerinin anket uygulayarak elde edebileceği belirlenmeli,

Anketi cevaplayacak olanların nitelikleri ve düzeyleri tespit edilmeli,

Anket formuyla ulaşılması planlanan bilgilerin başka yerlerde bulunup bulunmadığı araştırılmalı,

Anketin, cevaplama güvenliğini ve katılım oranını yüksek tutmak için amacı, elde edilecek bilgilerin nerede kullanılacağını belirten bir açıklama konulmalı (elde edilecek bilgilerin frekansı mı, yüzdesi mi, sınır değerleri mi kullanılacak? (elde edilecek bilgilerin frekansı mı, yüzdesi mi, sınır değerleri mi kullanılacak? gibi),

Anketteki sorular gruplandırılarak ve genelden özele doğru sıralanmalı,

Anketin uzunluğu, anketi cevaplayanın fazla zamanını almayacak biçimde ayarlanmalı,

Ankette yer alan soruların incelenen konu ile ilgili olmasına, açık, anlaşılır bir dille yazılmasına ve konunun tümünü içermesine özen gösterilmeli,

Anket asıl gruba uygulanmadan önce, küçük bir grupta test edilerek, geçersiz sorulardan arındırılırmalıdır. Anketi uygulayan, ilgililerin sorularına verdikleri cevaplara, önceden kararlaştırılan istatistiki teknikleri uygulayarak, elde ettiği bulguları yorumlamalı ve önerilerini belirtmelidir.

Yöntemin üstünlüğü; Verileri çabuk ve az giderle toparlayabilmesi, farklı türde veri toplanmasına imkân tanıması, ankete cevap verenlerin kimliklerininin saklı tutulabilmesi ve benzerleri gibi.

Zayıf yönü ise dört noktada toplanabilir:

Soru sormak üzere başvurulan kişi, zamanı olmadığını ileri sürerek anketörle işbirliği yapmaktan kaçınabilir.

Cevaplayıcı, kişiliğiyle ilgili soruları cevaplamak istemeyebilir.

Soru sorulan kişi, soruları cevaplama yeteneğinden yoksun olabilir.

Belirli bir olaya ait soru sorulduğunda kişi olayı hatırlamayabilir.

Anket Formunun İç Yapısıyla İlgili Hususlar

Anketin uygulanmasında, cevaplayıcı ile işbirliği sağlamak için, anketin neden düzenlendiği kısa ve öz biçimde açıklanmalıdır. Bu açıklama, araştırmanın geneli ile ilgili olmalı, araştırmanın özel inceleme alanı ile ilgili bilgi vermekten sakınılmalıdır. Araştırmanın problemi hakkında verilecek özel bilgiler, cevaplayıcıyı yönlendirebilir.

Anket sorularının dizilişinde şu noktalara dikkat edilmelidir:

Özel ve kişisel sorulara anket formunun baş tarafında yer verilmeli, kişinin tutum ve davranışlarına ilişkin sorular sonraya bırakılmalıdır,

Düşünmeyi gerektiren sorulara baş taraflarda yer verilmelidir,

Aynı konuya ait sorular bir arada bulunmalıdır,

Kontrol amacıyla sorulan sorular, birbiri ile ilişkilendirilmeyecek biçimde anket formuna dağıtılmalıdır,

Hazırlanan anket formuna son şeklini vermeden önce, onu belirli bir cevaplayıcı grubu üzerinde (örnek grup) test etmek gerekir. Bu test; soruların anlaşılıp anlaşılamadığını, cevapların istenen cevaplar olup olmadığını ve cevaplayıcıların yanlı davranıp davranmadıklarını ortaya çıkarır.



Sorularla İlgili Hususlar

Anket formu hazırlarken sorularda bulunması gereken özellikler ve uyulması gereken ilkeler şunlardır:

Sorularda bulunması gereken özellikler: açıklık, hatırlatma, cevap verme arzusu yaratma, hataya engel olma, ifade kolaylığı verme, cevaplayıcıyı koşullandırmama, dile uygunluk ilkesi, birden çok konuya yönelmeme ilkesi, ölçülebilirlik ilkesi

Açıklık: Sorular tam ve açık anlamlı olmalıdır. Eksik olmamalıdır. Örneğin. “Dün gece televizyondaki reklam kuşağını izlediniz mi?” şeklindeki soru tam değildir. Çünkü dün gece televizyonda birden fazla reklam kuşağı olabilir. Sorularda kullanılan kelimeler basit ve açık olmalıdır.

Hatırlatma: “X marka mamulü ne zaman kullanmaya başladınız?” şeklindeki bir soruyu, cevaplayıcı söz konusu mamulü ne zaman kullanmaya başladığını hatırlamadığı için cevaplamayabilir. Bu durumda cevaplayıcının hafıza yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan bir hata ile karşılaşılmıştır demektir.

Cevap Verme Arzusu Yaratma: Cevaplayıcının işbirliğini sağlamak için anket formunda ilk birkaç sorunun cevaplayıcının özel yaşantısı ile ilgili bulunmayan, cevaplaması kolay ve ilgi çekici sorular olmasında yarar vardır. Hatta ilk sorunun araştırma bakımından önemli olmayan bir soru olması da mümkündür.

Hataya Engel Olma: Cevap hatalarına engel olmak için bazı durumlarda dolaylı sorular sormak gerekir. Özellikle cevaplayıcılar, gelirlerine, yaşlarına, eğitim durumlarına, politik ve dinî düşüncelerine ve toplumca kabul edilmeyen davranışlarına (örneğin, fazla alkol tüketimi gibi) ilişkin sorulara cevap vermekten kaçınırlar veya bilerek yanlış cevap verirler.

İfade Kolaylığı Verme: Cevaplayıcının sorulara doğru cevap vermesini sağlamak için resim ve şekil yardımıyla bazı açıklamalar verilebilir.

Cevaplayıcıyı Koşullandırmama: Sorular cevaplayıcıyı koşullandırmamalıdır. Cevaplayıcının koşullandırılma durumu, eğer soru cevaplayıcıyı bir alternatifin seçilmesi yönünde bir yargıya itiyorsa vardır. Ayrıca heyecan yaratan, insan duygularına seslenen kelimeler ve kavramlar da cevaplayanı koşullandırır.

Dile Uygunluk İlkesi: Hataya engel olabilmek için teknik sözcükler kullanmaktan kaçınmak gerekir. Çünkü bu tür sözcükler teknik anlamda başka, günlük dilde başka anlama gelebileceği gibi, herkes tarafından anlaşılamayabilirler. Dil açısından düşülen hatalardan biri de, cümlelerin uzun kurulmasından kaynaklanır. Cümle uzun olduğu için cevaplayıcı tarafından anlaşılmaz

Birden Çok Konuya Yönelmeme İlkesi: Sorular düzenlenirken, birden fazla konunun bir arada olmamasına özen gösterilmelidir.

Ölçülebilirlik İlkesi: Soruları hazırlarken, bu soruların gerekli bilgileri toplayıp toplayamayacakları ne ölçüde önemli ise, sorulara alınacak cevapların ölçme ve ölçekleme teknikleri ile değerlendirilip değerlendirilemeyecekleri de o ölçüde önemlidir.

Soru Türleri

Ankette temel soru türleri şunlardır:

Açık ve kapalı uçlu sorular: Açık uçlu sorular cevaplayıcıya hiçbir alternatif göstermez. Cevaplayıcı soruyu cevaplarken düşüncelerini serbestçe ifade eder. Bu soru şeklinin kullanılması durumunda cevaplayıcının belli bir konuda konuşması teşvik edilir. Sakıncaları; cevaplanmasının zor olması, hiçbir yardımda bulunmadan cevaplayıcıdan çok fazla şey talep etmesi, cevapların kaydı, yorumu ve kıyaslanmasının güç olmasıdır.

Kapalı uçlu sorularda; cevaplayıcının verebileceği cevaplar, standart cevaplara dönüştürülür. Böylece cevaplayıcının cevapları sınırlandırılır. Bu sayede cevaplar standart hâle getirilerek değerlendirme kolaylığı sağlanır. Ancak bu tür soruları hazırlayan araştırmacının konu hakkında yeterli bilgiye sahip olması gerekir.

Örnek: Aşağıda verilen deterjanlarda bulunması gerekli mal niteliklerini önem sınasına göre sıralayınız.

□ Temizleme gücü □ Elleri ve çamaşırları yıpratmaması □ Kokusu □ Başka varsa yazın………..

Çoktan seçmeli sorular: Bu soru şeklinde cevaplayıcıdan kendisine verilen ikiden fazla cevap altertanifi içinden uygun olan birini seçmesi istenir.

Örnek; Televizyonda görülen X reklamı size göre nasıl bir reklamdır?

□ Kötü □ Müthiş □ Gülünç □ Zevkli □Tarafsızım

Sıralama soruları: Bu tür sorularda, cevaplayıcıdan kendisine verilen seçenekleri ya da konu ile ilgili görüşlerini belirli bir ölçüye göre sıralamaları istenir.

Örnek: Türkiye’nin gündeminde bulunan sorunları, önem sırasına göre numalandırınız. En önemli gördüğünüz soruna 1, daha az önemli gördüğünüze 2,3… yazınız.

1□ Enflasyon 2 □ İşşizlik 3 □ Dış ticaret açıkları 4 □ Başka varsa yazın

İki cevaplamalı sorular: En basit yanıt formatıdır. Seçenekler “Doğru/Yanlış”, “Evet/Hayır”, “Katılıyorum/Katılmıyorum” şeklinde olabilir.

Örnek: “Bebek doğar doğmaz emzirilmelidir.”

□ Doğru □ Yanlış

Birden çok alternatifin işaretlenmesine olanak veren sorular: Bu tür sorularda cevaplayıcıya verilen alternatiflerden uygun olanları işaretlemesi istenir. Cevaplaması kısa ve kolay sorulardır. Cetvellenmesi ve analizi hızla gerçekleştirilir.

Örnek: Evinizde aşağıdaki telefon tiplerinden hangisi bulunmaktadır? Uygun olanları işaretleyiniz.

□Kablosuz telefon □Eksen etrafında dönen klasik telefon □Programlanabilir telefon □Diğerleri

Soruların Sıralanışı

İnsanların anketlere katılmasının gönüllü bir iş olduğu göz önünde tutulursa, soruların makul ve ilgi çekici bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. İdeal bir anket formu üç bölümden oluşur.

1) Temel bilgiler

2) Sınıflandırma bilgileri ve

3) Tanıma bilgileri

Temel bilgiler bölümünde araştırmanın problemleriyle ilgili sorulara yer verilir. Sınıflandırma bilgileri bölümünde ise tasnif için kullanılacak sosyo-ekonomik ve demografik sorular yer alır. Tanıma bilgilerinde ad, adres ve telefon numaraları sorulur.

Anket Formunun Fiziksel Özellikleri

Anket formunda soruların sırası yanında baskısı, kullanılan kâğıdın kalitesi, özellikle açık sorularda cevaplayıcının rahatlıkla cevaplamasını sağlayacak kadar geniş boşlukların bırakılması ve seçmeli sorularda cevaplama yöntemi gibi konular üzerinde de durmak gerekir. Çünkü bu tür konular anket formunun görünüşünü ve kullanış kolaylığını etkiler. Özellikle mektupla ankette anket formunun görünüşü cevaplayıcı ile işbirliğini sağlama açısından önemlidir.

Anket Formunun Denenmesi (Ön Test)

Bir anket formu ne kadar mükemmel hazırlanırsa hazırlansın, uygulamaya geçilmeden önce, mutlaka bir denemeden geçirilmelidir. Çok küçük bir örnek hacmi üzerinde form uygulanmalı ve tespit edilen eksiklikler form üzerinde bertaraf edilmelidir. Bu küçük örneğin, seçilecek örnek kütlenin özelliklerini taşımasında yarar vardır. Yoksa bazı eksikliklerin tespiti imkânsız ya da zor olabilir. Bu deneme bittikten sonra, artık uygulamaya geçilebilir.

Anket Uygulama Yöntemleri

Anket yönteminin uygulanması ile çözümlenecek sorun ile ilgili bilgi ve veriler, esas olarak dört araçtan yararlanılarak elde edilebilir. Bu araçlar sırasıyla kişisel görüşme, telefonla görüşme, posta ve internet aracılığıyla veri toplanmasıdır. Eğer zaman ve maliyet gibi kısıtlamalar varsa anket formunda yer alacak sorular ona göre şekillenecektir. Anket uygulama yöntemleri: Kişisel görüşme, telefonla görüşme, posta ve internet aracılığıyla veri toplama yöntemlerinden oluşur.

Kişisel görüşme (yüz yüze mülakat)

Bu tür bilgi toplama aracında bilgiyi toplayacak kişi, (mülakatçı, anketör) cevap alınacak kişilerle yüz yüze ilişki kurması sonucu gerekli bilgiyi önceden belirlenmiş veya belirlenmemiş dolaysız ve dolaylı sorularla elde etmeye çalışır. Bu tür bilgi toplama aracı kullanıldığında bilgi ve veriler görüşme anında veya görüşmeden sonra yazılı hale dönüştürülür. Kişisel görüşmenin sağlayacağı yararlar şu şekilde özetlenebilir. Kişisel görüşme; cevaplamama oranını azaltır. Gözlem yolu ile bilgi elde edilmesi bilgilerin doğruluğunu test etmeye olanak sağladığından fazla bilgi elde etme olanağı sağlar. Diğer araçlara oranla çok daha esnektir ve cevaplayıcının daha fazla işbirliği yapması sağlanabilir. Kişisel görüşmenin başlıca sakıncaları ise şöyle sıralanabilir; maliyeti oldukça yüksektir. Kişisel görüşmede görüşmeyi yapan kimsenin bilgi ve davranışlarına bağlı olarak çeşitli hatalar çıkabilir ve zaman alıcıdır.

Telefonla görüşme

Bu tür bilgi toplama aracında gerekli bilgi ve veriler telefon aracılığıyla cevaplayıcılardan elde edilmeye çalışılır.

Telefonla görüşmede önceden belirlenmiş veya belirlenmemiş sorular kullanılabilir. Ancak her iki durumda da soruların dolaysız olması gerekir. Bu aracın başlıca yararı maliyetinin ve zaman kaybının az olmasıdır. Genel sakıncaları ise; kısıtlı bilgi edinmeye imkân vermesi, örneğe ulaşılamama olasılığı, görsel destekli araştırma tipleri için uygun olmaması ve bilginin gerçekliğinin denetlenmesi zorluğudur.

Posta aracılığı ile bilgi elde etme

Posta aracılığıyla bilgi edinme yönteminin çok kullanıldığı durumlar soruların belirlenmiş olduğu ve dolaysız olarak sorulduğu durumlardır.

Bu aracın en önemli niteliği anketör ve mülakatçının bulunmamasıdır. Posta ile gönderilen soru kâğıtları cevaplayıcı tarafından cevaplandırılıp gönderene postalanır. Cevaplayıcı soruları cevaplamanın yanısıra cevapları kaydetmek ve soru formunu postalamak görevlerini de yüklenmiş olduğundan bu tür aracın kullanılması süresince cevaplayıcı ile büyük ölçüde bir işbirliğinin sağlanması gerekir. Başlıca faydaları: geniş bir coğrafi alanı kapsayan örnekten az masrafla bilgi elde etme olanağını sağlaması, çeşitli ve ayrıntılı konuları araştırma olanağını vermesi, anketör etkisinin ortadan kalkması, kolay ve basit olmasıdır. Bu yöntemin başlıca sakıncaları; anketin geri dönüş oranının düşük olması, cevaplayıcıların cevaplarının denetlenememesi, soruların tam olarak anlaşılıp anlaşılamamasının denetlenememesi, sorulara kimlerin cevap verdiklerinin bilinememesidir.

İnternet aracılığıyla bilgi elde etme

Gelişen teknoloji ile bilgi toplama yöntemlerinde araştırmacıların işini kolaylaştıran atılımlar gerçekleştirilmektedir. Bilgi iletişim teknolojileri aracılığı ile gerekli bilgiler toplanır.

İnternet aracılığı ile bilgi toplamanın başlıca faydaları; hızlı ve ucuz veri toplamaya olanak vermesi, çok geniş coğrafyadaki kişilere ulaşılmasına olanak tanıması, anketör kullanılmadığı için anketörün hatalı tutumundan etkilenilmemesi, toplanan verileri veri tabanı hâline getirerek araştırmacının işini kolaylaştırmasıdır.

GÖZLEM

Gözlem yoluyla toplanan bilgilerin güvenilirliği iki koşula bağlıdır. Birinci koşul, gözlemin özneler üstü olma koşuludur. Bu bir gözlemcinin aynı olayı farklı yer ve zamanlarda izlemesi durumunda aynı sonuçları çıkarması gerektiği anlamına gelir. İkinci koşul, gözlemin özneler arası olma koşuludur. Bu, aynı olayı inceleyen iki farklı gözlemcinin aynı olaydan aynı sonuçları çıkarmasını ifade eder. Gözlem sırasında gözlemcinin tarafsız olması gerekir. Gözlem; kendiliğinden oluşan ya da bilinçli olarak hazırlanan olayları, belirdikleri sırada sistemli ve amaçlı bir biçimde inceleyerek yapılan bir bilgi toplama yöntemidir. Gözlem yöntemi dolaysız ve objektif bir yöntem olmasına rağmen, sınırlı bir kullanım alanına sahiptir. Bunun iki temel nedeni vardır. Birinci neden, bu yöntemle ancak, davranışın ve eylemin fiziki yönünün gözlemlenebilmesidir. Davranış ve eylemlerin psikolojik özelliklerine ve karar süreçlerine ilişkin ayrıntılı bilgiler bu yöntemle çok zor toplanabilir. İkinci neden, yöntemin pahalı olması ve gözlemlenecek olayların her zaman bulunamayışıdır. Bu nedenle gözlem yönteminin kullanılabilmesi için;

Gerekli verilerin gözlemle toplanabilir özellikte olması,

Gözlemlenecek olayın kısa zamanda tamamlanması,

Eylemin sık sık tekrarlanması ve devam etmesi gerekir.

Yöntemin yarar ve sakıncaları aşağıda özetlendiği gibidir:

Yararları;

 Anket yöntemine kıyasla gözlem yöntemi daha objektiftir. Anket yönteminde karşılaşılan subjektiflik ortadan kaldırılmıştır. Fakat tam olarak da objektif değildir. Çünkü gözlemci gereklidir. Çoğunlukla bunlar da insandır ve insan da hataya konudur.

 Hızlı bilgi toplanmasına olanak verir.

 Kullanılması için fazla yetenek gerekmez.

 Uygulanması kolaydır.

Sakıncaları;

 Her çeşit bilginin toplanmasında kullanılamaz.

 Mekanik gereçlerin dışında sadece insanların kullanılması durumunda, gözlemcilerin duyu organları gözlenen bir olayı bütünüyle yakalayıp kaydedemez.

Gözlem uygulanış biçimine göre katılımlı ve katılımsız olmak üzere iki değişik biçimde yapılabilir. Katılımsız gözlem; gözlemcinin gözlemlediği gruba katılmadan bu grubu dışarıdan gözlemesidir. Katılımlı gözlem; gözlemcinin gözlemek istediği gruba katılarak o grubun bir nevi üyesi gibi davranması demektir. Gözlem formlarının düzenlenmesi, anket formlarının düzenlenmesinden daha kolaydır. Çünkü cevaplayıcının psikolojik durumunu göz önünde tutmanın gereği yoktur ve gözlem formu, uzman gözlemcilerce doldurulmaktadır. Gözlem formlarının düzenlenmesi, anket formlarının düzenlenmesinden daha kolaydır. Çünkü cevaplayıcının psikolojik durumunu göz önünde tutmanın gereği yoktur ve gözlem formu, uzman gözlemcilerce doldurulmaktadır. Burada araştırmacının, araştırmanın amacına uygun sorular geliştirmesi yeterlidir. Gözlem fomları daha çok şu sorulara dayanır; kim, ne, ne zaman, nerede ve ne kadar. Mesela, bir markette şampuan alanların kimler olduğu öğrenmek istendiğinde;

Kim:
Alışveriş yapan erkek mi kadın mı, çocuklu anne-baba mı çocuksuz anne-baba mı, yoksa tek başına çocuk mu?

Ne: Alışverişçi ürünün markasına mı, hacmine mi, ambalajına mı, içindekilerine mi yoksa fiyatına mı bakıyor?

Ne zaman: Alışverişçi hangi ay, gün ve saatte alışveriş yaptı?

Nerede: Alışverişçi nerede ne kadar durdu?

Ne Kadar: Alışverişçi ne kadar ürün satın aldı?

Gözlem yönteminde olaylar hiçbir etkide bulunulmadan gözlenir. Gözlem sonuçları gözlem anında veya sonra kaydedilir. Anket yöntemine oranla gözlem yöntemi daha dolaysızdır. Ancak kısıtlı bir kullanım alanına sahiptir. Bunun nedeni, gözlem yöntemi ile ancak fiziksel olayların ve davranışların saptanabilmesidir. En çok kullanılan gözlem türleri; mağaza denetlemeleri, mekanik araçlardan yararlanılarak yapılan gözlem ve dolaysız gözlemdir.

Mağaza Denetlemeleri

Bu tür gözlemler en yaygın olarak dağıtım kanalı üyelerine (aracılara) uygulanır. Aracılara uygulanan gözlemin amacı; pazar büyüklüğünün, piyasa payının, pazarın coğrafi dağılımının, mevsimlik satınalma dağılımının, tutundurma harcamalarındaki, fiyattaki ve diğer pazarlama bileşenindeki değişikliklerin etkilerinin ölçülmesidir. Bu grup içindeki en yaygın kullanım yeri, stok ve fiyat denetlemeleridir.

Mekanik Araçlardan Yararlanarak Gözlem

Bu gözlemde gözlem anında bazı mekanik araçlardan yararlanılmıştır. Bu mekanik araçların bir bölümü laboratuvar çalışmalarında bir bölümü ise saha çalışmalarında kullanılır.

Bunların bazıları şunlardır:

Göz Kamerası
: Göze takılan bir kamera olup, herhangi bir yazıyı okuma şekli ve sisteminin incelenmesi amacını taşır. Reklamlarla ilgili çalışmalarda kullanılmıştır.

Göz bebeği Kamerası: Göze takılan ve göz bebeğindeki çok hassas büyümeleri ve küçülmeleri ölçen bir alettir. Göz bebeğindeki büyüme ve küçülmelerin kişinin gördüğü şeye karşı duyduğu ilgi derecesi ile bağlantılı olduğu saptanmıştır. İlgi artınca göz bebeği büyür. Göz kamerasına oranla çok daha etkilidir. Ancak duyulan ilginin nedeninin çoğu kez bilinmemesi bu aracın en önemli sakıncasıdır.

Psikogalvanometre: Bu araç esas olarak ilgiyi, heyecanı ölçmeye yarar. Ölçme işlemi deriden, derideki reaksiyonların ölçülmesi ile yapılır. Oldukça yaygın kullanılan bu araç reklam mesajlarının hazırlanmasında ve ön testinde kullanılır.

Laboratuvar dışında kullanılan mekanik araçların en önemlileri ise şunlardır;

Gizli TeIevizyon Kameraları:
Özellikle büyük mağazalarda tüketici davranışlarının gözlenmesinde kullanılır. Bu kameralar araştırma yanında, daha çok mağazalardaki hırsızlıkları denetlemek amacıyla yaygın bir biçimde kullanılmaktadır.

Audiometre: Televizyon reklamlarının etkinliğini ölçmede kullanılır. Audiometre televizyona takılan bir alettir. Bu alet televizyon cihazının ne zaman açılıp ne zaman kapatıldığını ve hangi yayının izlendiğini saptar. Ancak televizyonun açılmış olması onun seyredilmesi demek değildir.

Dolaysız Gözlem

Bu tür gözlemde olaylar ve/ veya davranışlar direkt olarak gözlenir. Gözlemi yapan kişilerdir. Örneğin belirli bir malın satışlarını saptamak için gözlemci mağazaya gider. Herhangi bir müşteri gibi davranır ve o malı kimlerin, ne miktarlarda satın aldığını saptar. Bu yöntemde gözlemi yapan kişinin objektif olmasının önemi büyüktür.

Gözlemle şu tür ve benzeri bilgilere ulaşmak mümkündür;

İnsanların değişik durumlar karşısısndaki davranışlarına ilişkin bilgiler,

İnsanların bir olay karşısında gösterdiklerin tepkiler (fiili davranışlar),

Kendini ifade etme davranışları (giyim, yürüyüş ses ton vb.),

Geçici davranışlar (alış-verişte harcanan zaman, yürüyüş yolları, bir faaliyetin yürütülüşü vb.),

Günlük yaşamdaki genel davranışlar (yeme-içme, şakalaşma vb.) .

Gözlemci, beş duyusunu kullanarak gözlem yapar. Sadece gördüklerini değil duyduklarını, kokusu ve tadını aldıklarını, hissettiklerini derinlemesine bir sezgi ile kavrar.

DENEYSEL TERTİPLER

Anket ve gözlem yöntemlerinin dışında ve özellikle neden sonuç ilişkisini saptamak amacıyla bilimsel araştırmalarda deneysel tertiplerden yararlanılabilir. Araştırmacı yalnızca ölçme işlemini yaparsa bu tür deneylere doğal (tabii) deneyler denilir. Ölçme işleminin yanında neden değişkenlerinden enazından birini değiştirir ve/veya deneyleri deney ve kontrol gruplarına yerleştirirse bu tür deneylere de kontrollü deneyler denir. Neden-sonuç ilişkisini belirlemek için yapılan araştırmalarda deneysel tertiplerden yararlanılır.

Deneysel Tertiplerle İlgili Bazı Kavramlar

Bağımsız Değişkenler: Kullanılabilen ve etkileri ölçülüp karşılaştırılabilen değişkenler ya da alternatiflerdir. “İşlemler” ya da “Test” olarak da anılan bu değişkenler, pazarlamada fiyat düzeyleri, ambalaj tasarımları, reklam teması, tüketicilerin yaşları vb. konuları içerir.

Test Birimleri: Bağımsız değişkenlerin konusunu oluşturan ve ölçümlerin üzerinde yapıldığı varlıklar: Tüketiciler, firmalar, mağazalar, şehirler gibi. “Test grubu” olarak da anılır.

Bağımlı Değişkenler: Bağımsız değişkenlerin test birimleri üzerindeki etkilerini ölçen birimlerdir. Test ya da işlemler bunların üzerine uygulanır. Satışlar, kârlar, pazar payları gibi.

Konu Dışı Değişkenler: Test birimlerinin cevaplarını etkileyen bağımsız değişkenlerin dışındaki yabancı değişkenler. Kontrolü zor ya da imkânsız olan değişkenlerdir.

İşlemler: Sonuçları ölçülen ve kullanılan alternatifler ve bağımsız değişkenlerdir. Mesela, ürün bileşimi, reklam uygulamaları vs.

Deney: Konu dışı değişkenleri kontrol altında tutarak, araştırmacının bir ya da çok bağımsız değişkeni kullanması ve bir ya da daha çok bağımlı değişken üzerindeki etkilerini ölçmesi durumudur. Test olarak da anılır.

Deneysel Tertip: (1) Test birimlerini ve bu birimlerin homojen alt örneklere nasıl bölündüğünü, (2) hangi bağımsız değişkenlerin ya da işlemlerin kullanıldığını, (3) hangi bağımlı değişkenlerin ölçüleceğini, (4) Konu dışı değişkenlerin nasıl denetleneceğini gösteren süreçler serisidir.

Deneysel tertiplerde, deneyi etkileyebilecek dış koşulların sabit tutulması önemlidir. Deneyler ikiye ayrılır:

Laboratuvar Deneyleri

Laboratuvar deneylerinde araştırmacı, kontrol altına aldığı değişkenlerle oynayarak, bağımlı değişkenlerdeki değişimleri inceler. Araştırmacı, laboratuvar deneylerindeki koşulları kendisi hazırlar. Laboratuvar deneylerinin en önemli dezavantajı, gerçekçi bir yaklaşım sergiliyememesi ve bunun sonuçlara yansıtılamamasıdır.

Saha Deneyleri

Saha deneyleri laboratuvar koşulları dışında, gerçek ortamlarda yapılan deneylerdir. Saha deneylerinde araştırmacı deneyi doğal çevre koşulları içinde gerçekleştirir.

Labotuvar deneylerinin iç geçerliliğinin yüksek, buna karşılık saha deneylerinin dış geçerliliğinin laboratuvar deneylerinin dış geçerliliğinden daha fazladır. Laboratuvar deneylerinin saha deneylerinden daha suni olması nedeniyle sonuçların ana kütleye mal edilebime olasılığı kuşkuludur.

Deneylerde geçerlilik

Araştırmacının bir deneyi tasarlarken iki amacı vardır: 1) Bağımsız değişkenlerin, çalışma grupları üzerindeki etkilerini belirlemek (laboratuvar araştırmaları) . 2) Elde ettiği sonucu daha büyük bir kütleye genelleştirmek (alan araştırmaları). Birinci amaç içsel geçerlilik, ikincisi ise dışsal geçerlilikle ilgilidir.

Deney yoluyla elde edilen bilginin güvenililirliği;

1) Nedenin sonuçtan önce gelmesine,

2) Değişkenler arasında mantıksal bir ilişkinin olmasına ve

3) Sonuca etki edebilecek öteki değişkenlerin elimine edilmelerine bağlıdır.

İçsel ve dışsal geçerliliği tehdit eden bazı faktörler vardır. Geçerliliği olumsuz olarak etkileyen faktörler olarak konu dışı değişkenler (geçersizlik kaynakları) söz konusudur. Daha çok, içsel geçerliliği olumsuz etkileyen değişken olup, farklı türleri vardır.

Konu Dışı Değişken Türleri (Geçersizlik Kaynakları)

Geçmişin etkisi


Bir ölçme sırasında bağımlı değişkeni etkilemesi muhtemel olan dışsal olayları içerir. Laboratuvar deneylerinde tarihsel etkiye pek rastlanmaz. Çünkü laboratuarlarda düzenlenen araştırmaların kontrolü kolay olup, dış etkenlerin elenmesi kolaydır. Geçmişin etkisi daha çok, alan araştırmalarında söz konusu olmaktadır. Deneysel sürecin devam ettiği bir aşamada, rakiplerin pazarlama karması değişkenlerinde meydana gelen değişmeler, tarihsel etkinin tipik örneğini teşkil eder. Rekabet şartlarındaki değişmeler, geçmişin etkisini gösteren tek örnek konusu değildir.

Olgunlaşma etkisi

Geçmişin etkisine benzemekle beraber, bir noktada ondan ayrılır. Olgunlaşma etkisi zaman akışı içerisinde deney birimlerinde meydana gelen değişmelerden ibarettir. Mesela, insanların yaşlanması, yorgun düşmesi, acıkması, bıkması vs.

Test etkisi

Test etkisi, araştırmaya katılan bireylerin tutum ve davranışlarının gözlendiğini veya ölçüldüğünü bilmeleri sonucunda koşullanarak gerçek dışı davranmaları sonucunda ortaya çıkan bir geçersizlik kaynağıdır. İki türü vardır: (1) Ana test etkisi ve (2) Karşılıklı etkileşim testi. Ana test etkisi, bir önceki gözlemin, bir sonraki gözlemi etkilemesidir. Karşılıklı etkileşim testinde ise bir önceki ölçümün, test birimlerinin bağımsız değişkene verdikleri cevabı etkilemesidir.

Araç etkisi

Bir diğer geçimsizlik kaynağı araç etkisidir. Araç etkisi, gözlemleri veya ölçmeleri etkileyen ve araştırma süresince ölçme yöntem ve/veya araçlarında ortaya çıkan değişikliklerin neden olduğu bir geçersizlik kaynağıdır. Bu tür geçersizlik kaynağının birden çok ölçmelerin yapıldığı araştırmalarda söz konusu olma olasılığı daha fazladır.

Seçim etkisi

Diğer bir geçersizlik kaynağı olan seçim etkisi, araştırma kapsamına alınacak bireylerin seçiminde kullanılan yöntemle ilgilidir. Bireyler tesadüfi olarak seçilmiş ise seçim etkisi ölçülebilir bir tesadüfi değişkene yani örnekleme hatasına dönüşür. Seçim yöntemi tesadüfi değil ise seçim etkisi ölçülemez. Böylece önemli bir sistematik hata kaynağı ortaya çıkmış olur.

İstatistik regrasyon etkisi

İstatistik regrasyon etkisi adı verilen geçersizlik kaynağı test birimlerinin seçimi sırasında ortaya çıkar. Örneğin, satış eğitimi programının etkisini ölçmek isteyen bir araştırmacı, satış performansları ortalamanın çok altında olan satışçıları seçerse bu geçersizlik kaynağı ortaya çıkabilir.

Ölüm etkisi

Araştırma devam ederken, katılımcıların ortadan kalkması, ölmesi, araştırmadan ayrılması, taşınması vs. ölüm etkisi olarak tanımlanabilir. Bazen bu nedenlerle deneyden çekilme oranları katılımcı sayısının %20’sine kadar ulaşabilmektedir. Deneyi açıklamada kullanılan bazı simgeler vardır. Bunlar;

G= Grup

X= Tahmini bağımsız değişken

O= Araştırmacının yaptığı gözlem ya da ölçme

R= Deneklerin tesadüfi seçilmelerini ifade eder.

Deneysel Tertip Yöntemleri

Pek çok farklı deneysel tertipler bulunmaktadır. Aşağıda bunlardan bazılarına yer verilmiştir.

Farklı grupları içeren deneysel tertipler

Bu tür deneylerde farklı gruplara tahmini değişken farklı düzeylerde etki ettirilerek, aradaki farklılığın anlamlı olup olmadığına bakılarak bağımsız değişken hakkında karar verilir. Örneğin farklı bölgelerdeki farklı fiyat uygulamalarının talep üzerinde farklı etki yaratıp yaratmaması araştırılacaksa, bu deney türünden yararlanılır.

Farklı bölgelerdeki farklı fiyat uygulamalarının talep üzerindeki farklı etkileri




O1−O2; O1−O3… farklı ise, X olay üzerinde etkilidir.
Ancak, bu tür deney bir deney düzeninde, geçmişin ve dış etkenlerin etkisi, deneyin en önemli geçersizlik kaynağıdır. Örneğin talep üzerinde etkisi olan başka faktörler deney ortamının dışına çıkarılmamış ise, sonucun güvenilirliliği tartışılır.

Statik grup karşılaştırmalı deneysel tertipler

Bu deneysel tertip sembol olarak şu şekilde gösterilebilir.




Görüldüğü gibi bu deneysel tertipte iki grup vardır. Birinci grup deney grubu olarak adlandırılmakta ve etkisi ölçülmek istenen değişken (X) sadece bu gruba uygulanmaktadır. İkinci grup kontrol grubu olarak adlandırılmaktadır, bu gruba hiçbir şekilde etkisi ölçülmek istenen değişken (X) uygulanmaz. Böylece X’in etkisi, O1 ile O2 arasındaki fark ile ölçülür. O2, kontrol grubunun sonucu olarak temel oluşturmakta, O1 ise bu temelden farklılık yaratan X’ten kaynaklanan etkiyi de kapsamaktadır. Bu nedenle (O2−O1) üzerinde belirli bir etkiye sahiptir. Ancak, burada kontrol grubuna X uygulanmayarak sonuçlarda X dışındaki faktörlerin etkisi öiçülmek istenmiş olmakla birlikte, bunu tam olarak sağlayabilmek mümkün değildir.


x
Deney Grubu O1
Kontrol Grubu O2









Test öncesi-test sonrası kontrol gruplu deneysel tertip




Daha önce belirtildiği gibi (R) harfi deneklerin tesadüfi seçildiğini göstermektedir. Deney grubundan elde edilen ölçme sonuçları ile kontrol grubundan elde edilen ölçme sonuçları karşılaştırıldığında etkisi ölçülmek istenen olay ve uyarıcının (X) etki derecesi hakkında bir sonuca varılabilir. Kuşkusuz deney ve kontrol gruplarına atanan deneklerin bir tesadüfilikle seçilmiş olması çok önemli bir koşuldur.
Bu tür deneysel tertip, deneklerin tesadüfi olarak deney ve kontrol gruplarına atandığı ve her iki grupta test (X) öncesi ve sonrası ölçmelerin yapıldığı deneysel tertiptir. Simgelerle bu deneysel tertip şöyle yazılabilir.


x
RO1 O2
R03 O4



Solomon dört grup modeli

Test öncesi-test sonrası kontrol gruplu tertibe çok benzer. Ancak konu dışı faktörleri kontrol amacıyla modele, bir deneysel bir de kontrol olmak üzere iki grup daha eklenmiştir. Böylece yansız atama ile oluşturulmuş dört grup ( ikisi deney, ikisi kontrol grubu) bulunur. Her grupta, deney sonrası ölçmeler yapıldığı halde, deney öncesi ölçmeler, biri deney ve öteki kontrol olmak üzere, yalnızca iki grup üzerine yapılır. Modelin simgesel görünümü;

Solomon dört grup modeli, iç ve dış geçerliliği birlikte koruyan en kuvvetli deneme modelidir.

Tam denetimli deneysel tertip

Aynı ana kitleden seçilmiş iki örnek gruptan biri tahmini değişkenle ilişkilendirilir. Öteki ilişkilendirilmez ve elde edilen iki sonuç arasındaki fark bağımsız değişkene bağlanır. Örneğin; yeni bir eğitim programının yürürlüktekinden daha etkin sonuçlar doğurup doğurmayacağı araştırılacaksa, eğitimi etkileyen faktörler itibariyle birbirine eşit iki grup oluşturulur.

Eksik denetimli deneysel tertip

Bu deneysel tertip dört farklı biçimde uygulanır. Bunların içinde en yaygın olarak kullanılanı panel düzenidir. Panel düzeninde denetim grubu deneyin dışına çıkartılır. Aynı grup farklı zamanlarda gözlem konusu yapılır. Önce yapılan gözlemle sonra yapılan gözlem arasındaki fark varsa, bu fark bağımsız değişkene bağlanır.

Deneysel Tertiplerin Kullanım Alanları ve Yaygın Kullanımı Sınırlandıran Etkenler

Deneysel tertipler, günümüzde araştırmalarda sınırlı ölçüde kullanılmaktadır. Kullanım alanlarını şöyle sıralamak mümkündür:

Mamul, fiyat ve reklam konuları,

Ambalajın renk, materyal ve şekli bakımından denenmesinde,

Tüketici tarafından kabul görecek mamul özelliklerinin (renk, şekil, büyüklük) saptanması amacıyla yeni mamullerin denenmesi,

Deneysel tertiplerden yaygın yararlanılmasını sınırlandıran çeşitli etkenler mevcuttur. Bunlar; uzun zaman alması, pahalı olması ve araştırmacılarda deneysel tertiplere ilişkin istatistikî bilgi yetersizliğidir. Ancak bu sınırlamalara rağmen, deneysel tertiplerin daha yaygın şekilde kullanılacağı düşünülmektedir. Çünkü deneysel tertiplerle elde edilen bilgiler son derece değerlidir ve belirsizlik altında karar verme durumunda olanlar için gereklidir.



ÖZET:

•Sağlıklı bilimsel çalışmalar her şeyden önce verilere, verilerin analiz edilmesi sonucu elde edilen, anlamlı bilgilere dayanır. Bilgi toplanırken öncelikle dikkat edilmesi gereken nokta bilginin; amaca uygun, güncel, doğru, güvenilir, zamanında ve uygun maliyetli olmasıdır. Ancak çoğu zaman bu bilgilerin elde edilmesi kolay olmamaktadır. Veri ve bilgi elde etme kaynakları genellikle ikiye ayrılır. Bunlar; Birincil Veri Kaynakları ve İkincil Veri Kaynakları dır. İkincil veri kaynaklarından elde edilemeyen verileri bulmak ve tamamlamak içi, birincil veri kaynaklarına başvurulur. Birincil veri kaynağı, araştırmacı tarafından bizzat amaca uygun bir şekilde, doğrudan yapılan araştırmalardır. Birincil veri kaynaklarını elde etmek diğer yöntemlere göre daha pahalı ve zor olduğundan, bilgi toplama sürecinde dikkatli ve titiz davranılması son derece doğaldır.

•Başlıca birincil veri toplama yöntemleri anket, gözlem ve deneysel tertiplerdir. Anket, belli kişi veya grupların, belli bir konudaki duygu, düşünce ve tecrübelerinin öğrenilmeye çalışıldığı standart soru formlarıdır. Bu yöntemde veri, soruları yanıtlayanlardan, anket formları (standart soru listeleri) kullanılarak toplanır. Anket, çeşitli yöntemlerden yararlanılarak uygulanabilir. Bunlar; kişisel görüşme, telefonla görüşme, posta aracılığıyla bilgi elde etme, internet aracılığıyla bilgi elde etmedir.

•Gözlem, araştırmalarda sınırlı bir kullanım alanına sahip bir veri toplama yöntemidir. Gözlem metodunda, gözlemlenen kişi veya grubun davranışları dolaylı ve dolaysız olarak gözlemlenerek ve önceden oluşturulmuş belli bir sistematiğe göre bilgi toplanır. Veri toplama aşamasında gözlemlenen birey, çoğu zaman gözlemlendiğinin farkında olmadığı için daha objektif veri toplamak mümkündür. Aynı şekilde gözlem mekanik araçlarla da yapıldığında verinin objektif bir biçimde toplanması sağlanmış olur.

•Deneysel tertipler ise neden-sonuç ilişkisinin araştırıldığı bir metottur. Diğer araştırma yöntemlerine göre en güvenilir sonuç veren uygulamadır. Bu yöntemde insan hatası en alt düzeye indirilmiştir. Önemli buluş ve icatlar bu yöntemde geliştirilmiş ise de işletmeler için sınırlı bir uygulama alanına sahiptir.





-------------------------------------------------------------------------------BİTTİ-------------------------------------------------------------------------------------





SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 8

ÖRNEKLEME

ARAŞTIRMA EVRENİ (ANAKÜTLE)


İstatistiksel bir çalışmada, hakkında sayısal bilgiler derlenecek gözlem birimlerini içeren kümeye araştırma evreni veya anakütle denir. Aslında anakütle, araştırma sonuçlarının genellenmek istendiği elemanlar bütünüdür. Bu bütün, canlı veya cansız gözlem birimlerinden oluşur. Araştırma problemini çözmek amacıyla araştırmacının incelemek istediği tüm insanlar, firmalar, materyaller, kayıtlar, modeller, bitkiler, hayvanlar vb. unsurlar anakütle yi oluşturur. Her araştırmanın bir anakütlesi vardır. Bu anakütle gerçek olabildiği gibi kuramsal (teorik) da olabilir. Başka bir ifadeyle, araştırmacı anakütleyi soyut olarak zihninde tanımlayabilir. Bir araştırma kapsamında, anakütlenin tüm birimlerine ulaşılarak istenen bilginin elde edilmesi işlemine tamsayım denir. Bazı durumlarda anakütlenin tümüne ulaşmak söz konusu olmamaktadır. Bazı durumlarda ise anakütlenin tümüne ulaşmak pek mümkün olmamaktadır.

ÖRNEKLEM




Örneklemin seçilebilmesi için öncelikle araştırmacının elinde incelemek istediği evreni kapsayan bir listenin bulunması gerekir. Anakütledeki birimleri içeren listeye örnekleme çerçevesi denir. Telefon rehberleri, öğrenci kayıt dosyaları, nüfus kayıt kütükleri, seçmen listeleri, haritalar, tapu kayıtları gibi çeşitli araçlar örnekleme çerçevesi olarak kullanılabilir. Anakütledeki birimleri içeren listeye örnekleme çerçevesi denir.
Araştırmacı bu gibi durumların ortaya çıkabileceğini dikkate alarak, mümkün olduğunca doğru bilgiler içeren bir örneklem çerçevesi ile çalışmayı amaçlamalıdır. Çünkü örneklemde yer alacak birimler bu çerçeveden seçilecektir.
Bilimsel araştırmalarda bir anakütle hakkındaki bilgiler genellikle örneklemden elde edilir. Örneklem, genel bir ifade ile belli bir evrenden bu evreni temsil etmek üzere birtakım kurallar dahilinde seçilen gruptur. Örneklem üzerinde araştırma yapılarak ulaşılan sonuçlar anakütleye genellenir. Anakütleyi tanımak için genelde tümünü incelemek gerekli değildir; onun özelliklerini doğru biçimde yansıtan bir örneklemin incelenmesi yeterli olmaktadır.

ÖRNEKLEME TÜRLERİ

Örnekleme çerçevesi belirlendikten sonra hangi birimlerin örnekleme alınacağını belirlemeye sıra gelir. Bu birimlerin nasıl belirlendiğini ifade eden örnekleme yöntemleri ise en genel şekliyle tesadüfi (rassal) örnekleme ve tesadüfi olmayan örnekleme olmak üzere ikiye ayrılır. Örnekleme alınan birimlerden elde edilen bilgilerden hareketle anakütleye ilişkin sonuç çıkarmak amaçlandığından, bu birimlerin anakütlenin incelenen özelliği konusunda sağlam, yani yansız ve etkin bilgi vermesi gerekir. Yansızlık ve etkinlik şöyle bir örnek üzerinde açıklanabilir. Tesadüfi örnekleme, anakütledeki birimlerin örnekleme seçilme olasılığının bilindiği ve bu olasılığın sıfır olmadığı örnekleme yöntemlerini içerir. Tesadüfi olmayan örneklemede ise anakütledeki birimlerin örnekleme seçilme olasılıkları belli değildir.




Tesadüfi Örnekleme Yöntemleri
Tesadüfi örnekleme yöntemlerinde anakütledeki gözlem birimlerinin örnekleme seçilme ihtimalinin bilindiği ve bu ihtimalin sıfırdan farklı olduğu yukarıda belirtilmişti. Tesadüfi örneklemenin en temel özelliği, hesaplama için olasılık teorisinin kullanılmasına imkân vermesidir. Tesadüfi örnekleme ile bir niteliğin örneklemden hesaplanan istatistiksel değerlerini temel alarak, belli bir güven düzeyinde anakütlede bu niteliğin alacağı değerin alt ve üst sınırları hesaplanabilir.
Basit Tesadüfi Örnekleme
Tesadüfi örnekleme yöntemlerinin en temel biçimi olan bu yöntemde, örnekleme seçilen her birim tesadüfi olarak belirlenir. Burada hem anakütledeki her gözlem biriminin örnekleme girme şansı birbirine eşittir, hem de bu anakütleden seçilebilecek n* gözlemli her örneklemin seçilme şansı birbirine eşittir. Bu yöntemde araştırmacının örnek seçme konusunda sistematik hataya düşme ihtimali çok düşüktür. Basit tesadüfi örnekleme yapabilmek için anakütledeki tüm birimlerin bir listesinin oluşturulması gerekir.
Sistematik Örnekleme
Bu örnekleme yöntemi basit tesadüfi örneklemenin başka bir çeşidi gibi algılansa da ona göre daha az zaman alan ve birimleri seçmede daha fazla kolaylık sağlayan bir yöntemdir. Örneklem çerçevesi tam olarak oluşturulamadığında ya da listede tesadüfi hatalar olması durumunda, basit tesadüfi örnekleme yerine sistematik örneklemeye başvurulur. Sistematik örneklemede tüm birimlerin örnekleme seçilme olasılığı eşittir; ancak basit tesadüfi örneklemede olduğu gibi, aynı büyüklükteki her örneklemin seçilme şansı eşit değildir.

Katmanlı (Tabakalı) Örnekleme

Katmanlı örnekleme yöntemi araştırmanın anakütlesini

temsel edecek bir örneklem belirlemeden önce, anakütleyle

ilgili eldeki bilgileri kullanarak örnekleme sürecini daha etkili kılmayı amaçlar. Bu yöntemde öncelikle anakütledeki tüm birimler kendilerinde bulunan ve araştırmacının amacına göre belirlenen belli başlı özelliklere göre bir ayrıma tabi tutulur. Bu ayrım sayesinde anakütledeki katmanlar tespit edilir. Özellikle anakütle içindeki oranı düşük olan, bu sebeple de örneklemde az temsil edilme ya da hiç temsil edilmeme ihtimali bulunan katmanlarla ilgili bilgiler araştırmamız açısından özel bir önem taşıyorsa, bu yöntem kullanılmalıdır.

Kümeli Örnekleme

Katmanlı örnekleme yöntemi basit tesadüfi örneklemeye göre daha fazla önbilgiye sahip olmayı gerektirirken, kümeli örnekleme yöntemi katmanlı örneklemeye göre daha az ön bilgi gerektirir ve daha az masraflıdır. Anakütleyi oluşturan birimlerin bir listesi yoksa ya da tek tek tesadüfi olarak seçilecek birimler çok geniş bir coğrafi alana yayılmışsa (dağınıksa), kümeli örnekleme uygulanabilir. Çünkü coğrafi olarak dağınık hâlde bulunan birimlerden basit tesadüfi örnekleme yaparak veri toplamak pratik olmayacaktır. Kümeli örnekleme, örneklemin hassasiyetini arttırmaktan ziyade örnekleme işlemini kolaylaştırmak için kullanılan bir yöntemdir. Ancak yöntemin önemli bir sakıncası bulunmaktadır. Basit tesadüfi örneklemede anakütledeki her bir birime eşit seçilme şansı tanındığı hâlde, burada yalnızca kümelere eşit seçilme şansı tanınmıştır.

Çok Aşamalı Tesadüfi Örnekleme

Uygulamada genellikle yukarıda açıklanan örnekleme yöntemleri aşamalı olarak birlikte kullanılır. Çok aşamalı tesadüfi örneklemeye ilişkin bir örnek aşağıda açıklanmıştır: ÖRNEK: Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin ders tercihleri konusunda 3000 öğrenci üzerinde bir araştırma yapmak istediğimizi düşünelim. Bu amaçla öncelikle ülkemizdeki üniversiteler gözlem birimi olarak seçilecek, sonra bu üniversitelerdeki fakülteler ikinci derecede gözlem birimi olarak alınacak, bu fakültelerdeki programlar ve son adımda da bu programlarda okuyan öğrenciler seçilecektir.

Tesadüfi olmayan örnekleme yöntemleri

Tesadüfi olmayan örneklemede, anakütledeki birimlerin örnekleme seçilme ihtimalinin belli olmadığı ve örneklem oluşturulurken anakütledeki birimler arasında fark gözetildiği daha önce belirtilmişti. Bu yöntemler kullanıldığında, anakütledeki birimlere örnekleme seçilmeleri konusunda eşit şans verilmemekte ve örnekleme seçilecek birimlerin tespitinde araştırmacının istekleri ve öznel (sübjektif) değer yargıları etkili olmaktadır. Anakütledeki birimlerin örnekleme seçilme ihtimali bilinmediği için örneklemle ulaşılan bulguların anakütleye istatistiksel olarak genellenmesi mümkün olmamaktadır.

Kolayda Örnekleme

Bu örnekleme yöntemi, en düşük maliyetli ve uygulanması en kolay örneklemedir. Araştırmacı anakütle içerisindeki birimlerden en kolay ulaşabildiklerini örnekleme seçer. Yani araştırmacı kimi isterse onu örnekleme alma serbestliğine sahiptir. Araştırmacı ihtiyaç duyduğu büyüklükteki bir gruba ulaşana kadar en ulaşılabilir cevaplayıcılardan başlamak üzere örneklemini oluşturmaya başlar ya da en ulaşılabilir ve en fazla tasarruf sağlayacak şekilde örneklemini oluşturur.

Yargısal Örnekleme

Yargısal örnekleme, araştırmacının ihtiyaç duyduğu bilgileri en iyi şekilde sağlayabileceği gözlem birimlerinin örnekleme seçilmesini ifade eder. Birimler araştırmanın anakütlesinden gelişigüzel değil, belli özelliklerinden dolayı ve/veya araştırmacının kendi kararına/sağduyusuna göre seçilir. Bu yöntem örneklemin seçileceği evren hakkında araştırmacının oldukça kapsamlı bir bilgiye sahip olmasını gerektirir. Araştırmacıların en çok kullandıkları yargısal örnekleme türleri şunlardır:

Aykırı (uç) durum veya sapmaları örnekleme:
Örneklem, incelenen konuyla ilgili sıra dışı veya özel durumları temsil eden gözlem birimlerinden oluşturulur. Bu tür örneklemenin temelinde, sıra dışı durumlara ilişkin bulguların, daha sıradan (tipik) durumları anlama ve açıklamaya katkıda bulunacağı düşüncesi yatar.

Heterojen veya maksimum çeşitlilik örnekleme: Bu yöntem, gözlenebilen temel konuları betimlemeye ve açıklamaya yönelik veri toplamaya imkân sağlar. Başlıca hedefi, araştırmanın amacına uygun olarak belirlenen farklı durumların birbirlerine benzerliklerini (örüntüleri) ve ayrıldıkları yönleri ortaya çıkarmaktır. Örneklem oluşturulmadan önce, araştırmacı açısından önem taşıyan farklı karakteristikler (örneklem seçme ölçütleri) belirlenir.

Homojen (benzeşik) örnekleme: Heterojen örneklemenin tam zddı olup, bünyesindeki birimlerin hepsinin benzerlik gösterdiği bir örneklemin incelenmesine dayanır. Böylece bu birimleri derinlemesine tanıma imkânı sunar.

Tipik durum örnekleme: Araştırma problemi ile ilgili anakütlede yer alan çok sayıdaki durumdan, diğerlerini de doğru şekilde temsil edebilecek tipik bir durumun belirlenmesi ve bundan veri toplanması esasına dayanır.

Kritik durum örnekleme: Öneminden dolayı kritik durumların örnekleme alındığı bu yöntemde, veri toplanarak her bir kritik durumda ne olduğunu anlamak ve böylece mantıksal genellemeler yapmak amaçlanır.

Kartopu Örnekleme

İsminden anlaşılacağı üzere, kartopu gibi gelişen bu yöntem örneklemin aşamalı olarak büyütülmesini ifade eder. Kartopu örnekleme tanımlanması ve ulaşılması zor anakütleleri tanımlamak ve bunlara ilişkin ilk bulguları ortaya koymak amacıyla uygulanır.

Kartopu örnekleme yönteminde öncelikle ulaşılması zor olan anakütleden bir birime ulaşılır, sonra o birimin yardımı ile diğer bir birime, sonra onların yardımıyla başka birimlere ulaşılarak hedeflenen örneklem büyüklüğüne ve çeşitliliğine varılmaya çalışılır. Araştırmacı eğer amacından farklı yerlere doğru yönlendirildiğini hissederse veya ulaşmak istediği örnekleme ulaşamazsa, farklı birimlerle temas kurmaya çalışarak hedeflediği örnekleme varmaya çalışmalıdır.

Kota Örnekleme

Katmanlı tesadüfi örnekleme yöntemine benzeyen bu yöntemde, araştırma evreninde bulunan bazı belirgin özelliklerin örneklemde de yer alması için kotalar belirlenir ve bunlara göre örneklem oluşturulur. Kota örnekleme katmanlı örnekleme yönteminin tesadüfi olmayan türü gibi düşünülebilir. Tabakalardan seçilecek birimlerin kolaylık temel alınarak gelişigüzel (keyfi) bir şekilde seçilmesi bu yöntemin tesadüfi olmamasına sebep olur. Bu yöntemde örneklemin anakütleyi temsil etme düzeyi diğer tesadüfi olmayan yöntemlerden daha yüksektir.

ÖRNEKLEME SÜRECİ

Sağlıklı bir tesadüfi örnekleme gerçekleştirebilmek ve örnekleme ile ulaşılan bulguları anakütleye genelleyebilmek için örneklemede belirli aşamaların takip edilmesi gerekir. Örnekleme süreci genel itibariyle beş aşamadan oluşmaktadır:

1-Anakütlenin tanımlanması: Araştırmacı örnekleme yapabilmek için öncelikle ele aldığı konuda incelemek istediği gözlem birimlerinden oluşan bir anakütle tanımlamalı ve bu sınırlarını çizmelidir.

2- Örnekleme çerçevesinin belirlenmesi: Örnekleme çerçevesini oluşturmak için tanımlanan anakütlenin sınırları net olarak çizilmeli ve anakütlede yer alan gözlem birimlerinin eksiksiz bir listesi oluşturulmalıdır.

3- Örnekleme yönteminin seçilmesi: Araştırmacı araştırma konusunu, anakütlenin özelliklerini, elindeki kaynak miktarını vb. unsurları dikkatlice değerlendirmeli ve en uygun örnekleme yöntemini seçmeye çalışmalıdır.

4- Örneklem büyüklüğünün belirlenmesi: Genel itibariyle, tesadüfi örneklemede örneklem büyüklüğü arttıkça, ulaşılan sonuçların anakütleye genellenmesinde ortaya çıkabilecek hata düzeyi de düşmektedir. Ancak büyük örneklemlerle çalışabilmek için de araştırmacının daha fazla zaman harcaması ve maliyete katlanması gerekmektedir.

5- Örneklem birimlerinin seçimi: Yukarıda belirtilen aşamalardan geçildikten sonra belirlenen örneklemden gözlem birimleri seçilerek örnekleme süreci tamamlanır.

ÖRNEKLEME HATALARI

Tüm örnekleme yöntemlerinin esası, örneklem yardımıyla anakütle parametrelerini tahmin etmeye dayanır. Eğer örneklemede hata yapılırsa, anakütle parametreleri de yanlış tahmin edilecektir. Örnekleme hataları temelde iki grupta incelenebilir. Birinci gruptaki hata tesadüfi hata olarak adlandırılır. Tesadüfi hata çalışmada kullanılan örneklemin içinden seçildiği anakütleden bir şekilde farklı olacağı düşüncesine dayanır. Bu tür hatayı artıran en önemli sebeplerden biri, seçilen örneklemin anakütleyi tam olarak temsil etmemesi, onun sadece bir bölümünü veya küçük bir oranını temsil etmesidir. Tesadüfi hata neredeyse kaçınılmaz bir gerçeği ifade eder. Çünkü yapılan her örneklemede anakütlenin yalnızca bir kısmı dikkate alınmaktadır. Tesadüfi örneklemenin önemli avantajlarından biri de örneklemin anakütleden ne kadar farklı olduğunu matematiksel işlemler yardımıyla güvenilir bir şekilde hesap etme imkânının olmasıdır. Bu tür örnekleme hatasını ifade etmek için en sık kullanılan istatistiksel değer ‘ortalamanın standart hatası’dır. Araştırma sonuçları açıklandığı zaman, genelde ortalamanın standart hatasından hesaplanan bir hata oranı ya da güven aralığı belirtilir. Güven aralığı, ölçülen değerler açısından örneklem ve anakütle arasındaki dalgalanma aralığına ilişkin matematiksel hesabı ortaya koyar.

İkinci gruptaki hatalar ise sistematik hata olarak adlandırılır. Sistematik hata örnekleme sürecinde yapılan hatalardan doğar ve sonradan giderilmeleri mümkün değildir. Bu tür hataların kaynakları şunlardır:

Örnekleme yönteminin doğru seçilmemesi

Anakütlenin yanlış tanımlanması

Örnekleme çerçevesinin yanlış belirlenmesi

Örneklemde yer alacak birimlerin doğru çekilmeyişi

Örneklem büyüklüğünün doğru hesaplanmaması

Örneklem Büyüklüğünün Hesaplanması

Yapılacak araştırmaya uygun bir örnekleme yönteminin seçilmesi kadar gerekli büyüklüğe sahip bir örneklem ile çalışmak da araştırmanın başarısı açısından önem taşır. Bir araştırmada örneklem büyüklüğü hesaplanırken anakütleye ait bir ortalamanın mı yoksa bir oranın mı tahmin edilmek istendiğine bağlı olarak bazı formüller kullanılır. Sosyal bilimlerle ilgili araştırmalarda genelde anakütleyi tam olarak gösteren bir liste bulmak zordur. Bu durumda tesadüfi olmayan örnekleme yapılacaksa, örneklem hacmini oranlar yoluyla tahmin etmek daha uygun olabilir. Burada kullanılacak formül aşağıdaki gibidir:




Yukarıdaki formülde n örneklem büyüklüğünü gösterirken bir değişkene/ duruma ilişkin oran p ile, hata payı da E ile ifade edilmektedir. q ise 1-p’ye karşılık gelmektedir. Aşağıdaki örnekte bu formül yardımıyla örneklem büyüklüğünün nasıl hesaplanacağı gösterilmiştir.

ÖRNEK:

Bir araştırma şirketi İstanbul’daki firmaların çalışanlarına işyerinde ne ölçüde sportif ve sosyal faaliyetlerde bulunma imkânı sunduğunu belirlemek istemektedir. Daha önceki araştırmalarda bu firmaların % 30’unun çalışanlarına bu imkânları sunduğunun belirlendiğini varsayalım. Buna göre araştırma şirketi % 95 güven düzeyinde % 4 hata payı ile bir araştırma yürütmek istiyorsa, ne büyüklükte bir örneklemle çalışması gerektiğini belirleyelim:

Yukarıdaki formülü kullanırsak; burada p değeri 0,30; q değeri ise 1-0,30 yani 0,70’tir. Z değeri tablodan 2 olarak bulunur ve formülde değerler yerine konur.

Dolayısıyla bu araştırma şirketinin 525 firma üzerinde araştırma yapması gerekmektedir.







ÖZET:



•Araştırma evreni (anakütle), araştırmacının ilgilendiği konuda ona veri sunabilecek gözlem birimlerinden oluşan kümedir. Araştırmalarda genellikle anakütledeki tüm birimlerden veri toplamak yerine, bunlardan belli kurallara göre bazı birimler seçilir ve elde edilecek verilerle ulaşılan bulgular anakütleye genellenir. İşte anakütleden onu temsil etme yeteneğine sahip küçük bir küme seçme işlemine örnekleme, oluşturulan bu kümeye ise örneklem denir. Örnekleme yapmak, anakütlenin tümünden değil de küçük bir kısmından veri toplayarak tümü hakkında bilgi edinmemize ve tahminde bulunmamıza imkân verir.

•Örnekleme yöntemleri ‘tesadüfi (rassal) örnekleme’ ve ‘tesadüfi olmayan örnekleme’ olmak üzere başlıca iki gruba ayrılmaktadır. Tesadüfi örnekleme, anakütledeki birimlerin örnekleme seçilme olasılığının bilindiği ve bu olasılığın sıfır olmadığı örnekleme yöntemlerini içerir. Tesadüfi olmayan örneklemede ise anakütledeki birimlerin örnekleme seçilme olasılıkları belli değildir; örneklem oluşturulurken anakütledeki birimler arasında fark gözetilir ve bu birimlere örnekleme seçilmeleri konusunda eşit şans verilmez. Basit tesadüfi, sistematik, katmanlı, kümeli ve çok aşamalı örnekleme yöntemleri tesadüfi örneklemenin türleridir. Kolayda, kota, kartopu ve yargısal örnekleme yöntemleri ise tesadüfi olmayan örnekleme türleridir.

•Örnekleme süreci sırasıyla anakütlenin tanımlanması, örnekleme çerçevesinin belirlenmesi, örnekleme yönteminin seçilmesi, örneklem büyüklüğünün belirlenmesi ve örneklem birimlerinin seçimi gibi adımlardan oluşur.

•Örnekleme hataları temelde iki grupta incelenebilir: tesadüfi hata ve sistematik hata. Tesadüfi hata nerdeyse kaçınılamaz bir gerçek olan, çalışmada kullanılan örneklemin içinden seçildiği anakütleden bir şekilde farklı olacağı öngörüsüne dayanır. Bu hatayı artıran en önemli sebeplerden biri, seçilen örneklemin araştırmanın anakütlesini tam olarak temsil etmemesi, yalnızca bir bölümünü temsil etmesidir. Tesadüfi örneklemede örneklemin anakütleden ne kadar farklı olduğunu matematiksel işlemler yardımıyla güvenilir bir şekilde hesap etme imkânı vardır. Bu durum tesadüfi örnekleme yöntemlerinin önemli üstünlüklerinden biridir. Sistematik hata ise sonradan giderilmesi mümkün olmayan, örnekleme sürecindeki yanlışlıklardan kaynaklanan hatadır.



--------------------------------------------------------------------------------BİTTİ------------------------------------------------------------------------------------





SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 9

ÖLÇME VE ÖLÇEKLEME KAVRAMLARI

ÖLÇME VE ÖLÇME DÜZEYLERİ


Ölçme bir sayısallaştırma çabasıdır.







Yukardaki özellikleri bilinmeden bir ölçeğin ölçme düzeylerini belirlemek mümkün değildir. Ölçmenin dört düzeyi vardır: saymalı (nominal) ölçme, sıralı (ordinal) ölçme, aralıklı (interval) ölçme ve oranlı (ratio) ölçme. İlk iki düzey metrik olmayan (kategorik), son iki düzey de metrik olarak ifade edilmektir.
Ölçme, belirli kurallar çerçevesinde gözlemlere (veya cevaplara) sayısal değerler verilmesidir. Ölçme işlemi ile gözlemlere, sayısal değerler atanarak, analizlerde ya da başka amaçlarla kullanılabilir hâle getirilmesi işlemidir. Ölçmenin özellikleri, ölçeğin düzeyini belirler. Ölçmenin dört düzeyi vardır. Bunlar Tablo 9.1’de gösterilmiştir.

Ölçme Düzeyleri

Ölçme düzeylerinin belirlenmesi, ölçeklerle toplanan verilere hangi istatistiki tekniklerin uygulanacağı hakkında fikir verir. Bir anlamda sayıların nitelikleri hakkında araştırmacıya bilgi verir. Araştırmacı ölçeklerin özel karekteristiklerini bilmek zorundadır. Bu anlamda değişkenler, kategorik düzeyde, sürekli düzeyde ölçülmüş değişkenler ve kesikli değişkenler olarak üç şekilde sınıflandırılabilir.

Kategorik değişkenler: Kategorik değişkenler sınıflandırma yoluyla ölçülebilen değişkenlerdir. Sayılar yalnızca bir etiket vazifesi görür. Örneğin araçların plakası, rengi, öğrenci numaraları, Müslüman ya da Hristiyan olmaları kategorik değişkendir.

Sürekli değişken: Sürekli değişkenler için bir aralıkta ya da birden fazla aralıkta sonsuz sayıda değer alabilme söz konusudur. Sürekli değişkene, yaş, termometredeki dereceler, gelir örnek verilebilir.

Kesikli değişken: Kesikli değişkende ise değişkenin alabileceği sayılar hem sonlududur hem de sayılabilirdir. Örnek olarak çocuk sayısı kesikli değişkendir. Birine kaç çocuğun var dediğinizde, alacağını cevap –yarım çocuk olmayacağından- hiçbir zaman buçuklu olmayacaktır.

Metrik Olmayan (Kategorik) Düzeyler

Nominal ve ordinal ölçekler metrik olmayan (kategorik) düzeyde kabul edilen ölçeklerdir.

Saymalı ( Nominal ) Ölçme

Nominal ölçme düzeyinde, sayılar yalnızca birer etiket olarak kullanılır.

Bu ölçme düzeyinde, sayılar yalnızca birer etiket olarak kullanılır. Bu ölçümle cevapların farklı kategorik düzeyleri belirlenmeye çalışılır. Her bir nesne için bir sayı verilir ya da atanır. Sayılar büyüklük küçüklük, beğeni düzeyi gibi anlamlar ifade etmezler. Nominal ölçekte ölçülmüş verilerin birbirine eşit olabilmesi için gerekli koşullar şunlardır:

Yansıma:
Veri sınıfındaki her bir eleman bizzat kendisine eşittir.

Simetri: Veri sınıfındaki her hangi iki elaman (X ve Y) bir birine eşitse yani X=Y ise bu aynı zamanda Y=X demektir.

Geçişlilik: Veri sınıfıdaki üç elaman arasında (X,Y ve Z) şöyle bir ilişki varsa (X=Y ve Y=X ise) bunun sonucunda X=Z olur.

Nominal ölçeğin istatistikte kullanımına ilişkin şunları söyleyebiliriz;

Oranlar alınabilir. Ankete katılanların % 30’u mavi yakalı %70’i beyaz yakalı gibi.

Büyüklük, sıralama ifade etmez. Söz gelimi kapı numarası 1 olan daire ile 20 nuramalı daire arasında 20 kat büyüklük olacağı şeklinde bir bilgi ifade etmez.

Aritmetik ortalaması alınmaz. Mesela bir ankette mesleklere verilen kodlar toplanıp gözlem sayısına bölünemez.

Mod hesaplanabilir. Mod bir serideki en çok tekrarlanan sayıyı ifade eder. Araştırma örneğinde en fazla işçi bulunabilir. Bu durumda işçiye verilen kod, mod olmuş olacaktır.

Sıklığı (Frenkansı) tespit edilebilir.

Sıralı (ordinal) Ölçme

Bu ölçme düzeyinde sayıların sıralama özelliği de sözkonusu olmaktadır. Bu ölçme düzeyinde yapılmış bir ölçümde bir özelliği az ya da çok taşıyıp taşımadığı, bir tercih sırasını, bir beğeni sırası anlamı verilebilir. Nominal ölçekten daha güçlü bir ölçektir.

1.>2.>3.>4. ………………………….> n. olarak ifade edilebilir.

Sıralı ölçme düzeyinde, sayıların sıralama özelliği de sözkonusu olmaktadır

Ordinal ölçeğin istatistikte kullanımına ilişkin şunları söyleyebiliriz;

Nominal ölçekle ölçülmüş verilere uygulanan tüm analizler ordinal düzeyde ölçümlere de uygulanabilir. Mod, frekans, oranlar kullanılabilir.

Medyan hesaplanabilir. İstatisikte ortaya düşen değer olarak bilinen medyan hesaplaması sıralı ölçme düzeyinde ölçülmüş verilere uygulanabilir.

Aritmetik ortalama hesaplanamaz. Sayılar arasındaki mesafeler eşit olmadığı için ortalamaların hesaplanması mümkün değildir.

Metrik Düzeyler

Bu ölçme düzeyinde aralıklı ve oran ölçeği ile yapılmış ölçümler metrik düzey olarak kabul edilmektedir.

Aralıklı (interval) Ölçme

Aralıklı ölçmede, ordinal yani sıralı ölçmede bulunan bütün özellikler bulunmakla birlikte ilaveten ölçme değerleri arasındaki mutlak farklar eşit olarak kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle, 1 ile 2 arasındaki farkla, 7 ile 8 arasındaki fark eşit kabul edilmektedir. Aralıklı ölçekte başlangıç noktası gelişi güzel seçilmiş olmasına rağmen ölçü birimi sabittir. Bu ölçeğin diğer önemli özelliği ise objeler arasındaki farkların birbirinin katı olarak ifade edilebilmesidir. Aralıklı ölçeğe örnek olarak, ısıyı ölçmede kullanılan Fahrenheit ve Centigrate ölçekleri verilebilir.

Aralıklı (interval) ölçeğin istatistikte kullanımına ilişkin şunları söyleyebiliriz;

Metrik olmayan (kategorik) düzeyde ölçülmüş verilere uygulanan tüm analizler ordinal düzeyde ölçümlere de uygulanabilir. Mod, frekans, oranlar, medyan kullanılabilir.

Aritmetik ortalama kullanılabilir.

Standart sapma kullanılabilir.

Yaygınlık, basıklık ölçüleri hesaplanabilir.

Korelasyon, regresyon analizleri, t ve F testleri de bu tür verilere uygulanabilir.

TUTUMLARIN ÖLÇÜLMESİNDE KULLANILAN ÖLÇEKLER VE TÜRLERİ

Fen bilimlerinde, ölçme konu olan şeyler somuttur ve varlıkları ölçmek üzere standart ve hassas ölçme araçları geliştirilmiştir. Fen bilimlerinde, sosyal bilimlere oranla daha kolay ve kesin ölçümler yapabilme imkânı vardır. Sosyal bilimlerin konu olan kişi ve olaylardaki ölçümler çoğunlukla beğenme, kabul, inanç gibi soyut konulardan oluşmaktadır. Sosyal bilimlerde ölçüme konu olan şeylerden en önemlileri tutumlardır. Sosyal bilimlerde tutumların ölçülmesi, önemli bir yer tutar. Çünkü insanların bilgilerini, inançlarını, beğenilerini, tercihlerini, eğilimlerini ölçmek; yaşlarını, gelirlerini ölçmek kadar kolay değildir. Tutum, insanların davranışlarını etkileyebilecek içsel eğilimlerdir.

Sosyal bilimlerde çoğunlukla ölçümün konusunu zor bir konu olan tutumlar oluşturur.

Cevaplayıcının Kendini Değerleme Yöntemi ile Ölçme:

Derecelendirme ölçeklerinin birçok çeşidi vardır. Bunlar;

Grafik aracılığıyla ve ifade değerleme yolu ile ölçüm: Grafik yolu ile ölçüm, düz devamlı bir çizgi üzerinde işaretlemeyi içerir. Kodlama ve analizde problem oluşturabilir. Çok fazla kullanılan bir yöntem değildir. İfade değerleme yoluyla ölçümde birçok cevaplama katagorileri vardır. Cevaplanması ve analiz edilmesi kolaydır. Bu yüzden çok kullanılan bir yöntemdir.

Karşılaştırmalı ve karşılatırma içermeyen değerlendirme: Karşılaştırmalı değerlendirmede cevaplayıcılara karşılaştırılabilir bir nesne verilir. Karşılaştırma içermeyen değerlendirme yönteminde ise cevaplayıcılar istedikleri referans çevresini kullanabilirler. Araştırmacılar uygun olanını seçer.

Zorlamalı ve zorlamasız cevap seçenekleri: Zorlamalı tercih ölçeği cevaplayıcılara tarafsız kalma ya da orta bir tutum sergileme olanağı vermemektedir. Orta nokta sezgisel olarak belirlenir.

Ölçmek istenen şey;

(1) Kesinlikle Katılmıyorum

(2) Katılmıyorum

(3) Katılıyorum

(4) Kesinlikle Katılıyorum

bu ölçek zorlayıcı bir likerttir, çünkü nötr noktası yok.

Dengeli ve dengeli olmayan cevap seçenekleri: Dengeli ölçümde, eşit sayıda olumlu ve olumsuz cevap seçeneği bulunmaktadır. Genellikle ifade değerleme yoluyla ölçümde dengeli cevap seçenekleri tercih edilmektedir.

Ölçmek istenen şey; (Markanın ambalajı)

(1) Kötü

(2) Orta

(3) İyi

(4) Çok iyi

(5) Mükemmel

Yukarıdaki gibi hazırlanmış bir ölçek dengeli olmayan bir ölçektir; çünkü tek bir negatif ifade vardır. Bu yüzden, tavsiye edilen bir ölçek değildir.

Sözcüklerin ölçek seçenekleri üzerinde yerleştirilmesi: Ölçekteki uç noktalar arasındaki ara noktaların sözcükler ile ifade edilmesi her zaman kolay olmayabilir. Aralıklı ölçek kullanılması durumunda sözcüklerin dikkatlice kullanılması gerekmektedir. Sayılarda dikkatlice kullanılıp yorumlanmalıdır.

Aralık sayısı: Katı kurallar olmamakla birlikte 5 veya 9 kategori olur (bazı durumlarda 4 kategori de kullanılmaktadır).

Toplanan verinin ölçüldüğü ölçek: Araştırmacının tercihi en azından aralıklı ölçekte ölçülmüş veriler toplamak olmalıdır







Özel Ölçek Türleri ve Özellikleri

Özellikle tutumun bilişsel ve duygusal bileşenlerini ölçmek oldukça önemli güçlükler içerir. Bu noktada geliştirilen ölçeklerle, tutumun yönü, şiddeti, seviyesi gibi konular sayılarla ifade edilmeye çalışılır. Geliştirilen tutum ölçeklerinin çoğunda bir anlamda tutumlar hakkında bilgiyle sayılar eşleştirilmeye çalışılır.

Likert ölçeği

Likert ölçeği tutumları ölçmek için Rensis Likert tarafından geliştirilmiş ve kendi adıyla anılan bir ölçektir. Bu ölçekte, araştıramacının önceden belirlemiş olduğu yargılara katılma düzeyi sorulur.Likert ölçeğinde, araştıramacının önceden belirlemiş olduğu yargılara katılma düzeyi sorulur. Tipik bir beşli Likert ölçeğinin kullanımı aşağadaki gibidir.

Semantik farklılıkar ölçeği

Semantik farklılıklar ölçeği, boyutsal ayırma ölçeği olarak da adlandırılmaktadır. Bu ölçekte tutumlar, 7’li olarak iki uç noktaya yerleştilmiş zıt sıfatlar konarak ölçüm yapılır. Orta nokta nötr durumu ifade ederken, iki uç nokta, sıfata cevaplayıcının katılma derecesini ifade etmektedir. Semantik farklılar ölçeği daha çok çağrışımları, yan anlamları öğrenebilmek veya keşfedebilmek amacıyla kullanılır. Semantik farklılıklar ölçeğinde tutumlar, 7’li olarak iki uç noktaya yerleştilmiş zıt sıfatlar konularak ölçüm yapılır.




Semantik farklılıklar ölçeğinde, ortada bulunan yani yukarıdaki 4’e tekabül eden nokta denge aralığıdır. Bu ölçekte önemli olan, cevaplayıcıların her bir noktanın neyi ifade ettiğini iyi anlamasıdır. İki cevaplayıcı içinde 6 rakamını işaretlemek aynı şeyi ifade etmesi gerekmektedir. Yani bütün cevaplayıcıların 6’dan kastı aynı olmasıdır.
Alış veriş yaptığınız X mağazası için aşağıdaki seçeneklerde size uygun noktaları işaretleyiniz?

Stapel ölçeği

Stapel ölçeği, dikey bir ölçektir. Diğer ölçeklerden farklı olarak zorlayıcı bir ölçek olup, 5 pozitif 5 de negatif nokta olmak üzere 10 noktadan oluşmaktadır.




Stapel ölçeğinin, diğer ölçeklerden en önemli farkı nötr bir nokta olmaması nedeniyle zorlayıcı bir ölçek olmasıdır.
ÖLÇMENİN DOĞRULUĞU

Ölçmenin doğrulu konusu, yapılan çalışmaların sağlıklı, doğru sonuçlar verip veremeyeceğinin en temel göstergelerinden biridir. Özellikle sosyal bilimlerden ölçülen konular, tutumlar, inançlar, değer yargıları gibi soyut konular olduğunda kullanılan ölçeğin güvenilirlik ve geçerlik açısından denetlenmesi gerekmektedir. Bir araştırmanın güvenilirliğini tespit etmek için, kullanılan ölçeğin farklı ölçümlerde benzer sonucu verip vermemesine ve farklı araştırmacılar tarafından, farklı durumlarda yakın sonuçlar alınıp alınmamasına bakılabilir. Güvenilirliği tespit etmek için kulanılan yaklaşımlar; test-yeniden test, alternatif formlar, ikiye bölmedir.

* Test-yeniden test: Farklı zamanlarda yapılan ölçümlerin sonuçları arasındaki korelasyona bakılır. Eğer korelasyon yüsekse ölçeğin güvenilirliğin de yüksek olduğu, değilse aksi söylenir. İki ölçüm arasında geçmesi gereken süre iki ile dört hafta arasında değişir. Bu testin uygulanmasının bazı dezavantajları da sözkonusudur.

* Alternatif formlar: Alternatif form uygulamasında, benzer konuları ölçmek için geliştirilimiş iki benzer ölçek kullanılır. Yine süre iki hafta ile dört hafta arasında değişir. Güvenilirlikten söz edebilmek için iki ölçüm sonucunun yüksek derecede ilişkili yani korelasyonun yüksek çıkması gerekmektedir.

* İkiye bölme: Ölçeğin güvenilirliğini belirlemek için kullanılan yaklaşımlardan biri de ikiye bölmedir. Ölçek maddeleri tesadüfi olarak, ikiye bölünür. Örneğin marka bağlılınını 10 madde ile ölçülüyorsa tek maddeler, çift maddeler olmak üzere beşerli gruplara ayrılır. İki grup sonuçlarında korelasyonun yüksekliğine bakılır

* Ölçeğin açık bir şekilde kavramsallaştırılması: Her bir ölçek sadece tek bir kavramı ölçtüğünde güvenilirlik artar. Buda ölçeğin açık kesin net teorik tanımlanmasını anlamına gelir. Ölçeğin yapısı, başka yapılardan kaynaklanan “gürültüyü” (kavramı muğlaklaştıracak şeyler) elimine edebilmelidir.

* Ölçeğin seviyesinin artırılması: Bir ölçek ne kadar net ve detaylı bilgi veriyorsa o kadar güvenilirliği artar. Temel prensip mümkün olan en üst düzeyde ölçümün yapılmasıdır. Örneğin kişinin moral seviyesini ölçmek için bir ölçek geliştiriliyor

* Fazla gösterge (indicator) kullanılması: Ölçeğin güvenilirliğin artırmanın üçüncü yolu ise bir yapıyı ölçmek için iki veya daha fazla göstergeden (indikatörden) yaralanmaktır. Örnek verilecek olursa, morali ölçmek için iki soru sormak yerine ikiden fazla soru sorduğumuzda birkaç nedenden dolayı daha güvenilir bir ölçüm yapmış olunur.

* Ön testler, pilot çalışmalar ve tekrarlamalar yapılması: Güvenilirlik seviyesini artırmada, ölçeğe son hâlini verip kullanmadan önce ölçeğin açıklığını, anlaşılırlığını test etmek için pilot çalışmalar yapılması, tekrar tekrar farklı örnekler üzerinde denenmesi faydalı olacaktır.

Geçerlilik

Geçerlilik deyimi davranış bilimlerinde toplanan verilerin tarafsızlığının (objektifliğinin) ve ölçülen olayın veya değişkenin niteliklerine uygunluğunun ölçüsüdür.

Böylece bir ölçek ölçülmek istenen şeyi ölçüyor ise o ölçeğin geçerliliği vardır denilebilir. Böyle bir ölçek sistematik hatadan arındığı ölçüde veya başka bir deyişle belli bir dönemde kişiler arasındaki veya aynı kişi için zaman içindeki gerçek farkları yansıttığı ölçüde geçerli olacaktır. Sistematik hata, ölçeğin bizzat kendisinden, ölçeğin kullanıcısından, cevaplayıcılardan veya çevre koşullarından ötürü oluşabilir. Uygulamada çoğu kez gerçek değerleri bilme imkânımız olmadığından kullanılan ölçeğin geçerliliği hakkında bir yargıya varabilmek için başka standartları kullanmak gerekir. Bu nedenle genellikle tahmin geçerliliği, içerik geçerliliği ve yapısal geçerlilik isimleriyle belirtilen üç farklı geçerlilik esas alınarak değerleme yapılır.

Tahmin geçerliliği: Ölçeğin ölçtüğü nitelikle gerçek nitelik (gözlenen nitelik) arasındaki korelasyon derecesidir. Bunun saptanabilmesi için araştırmacının gerçek durumla ilgili bir dış kritere gereksinmesi vardır. Bunun sağlanması ise çoğu kez araştırmacı için olanaksızdır. Bu nedenle tahmin geçerliliği için aynı konuda farklı ölçmeler yapılarak bunlar karşılaştırılabilir.

İçerik geçerliliği: Ölçeğin içeriğinin veya en azından görünümünün ne derece geçerli olduğunun ölçüsüdür. Davranış bilimlerinde çok yaygın olarak başvurulan bu geçerlilik ölçüsünde genellikle konu ile ilgili uzman kişilerin görüşleri alınarak geliştirilen ölçeğin ne derecede geçerli olduğu saptanır. Uzman kişiler ölçeğin ölçmek istenen şeyi hangi ölçüde temsil edebileceği konusunda kişisel yargılarını belirtirler. Bu yargılar esas alınarak ölçeğin içerik geçerliliği hakkında bir sonuca varılır.

Yapısal geçerlilik: Ölçeğin tahmin ve içerik geçerliliğinin teorik nedenlerinin hangi ölçüde saptanabileceği ile ilgilidir. İçerik ve tahmin geçerliliği olan bir ölçeğin niçin içerik ve tahmin geçerliliğine sahip olduğu teorik olarak açıklanabilirse bu açıklamaya göre bir model geliştirilebilir ve bu modelle ilgili bazı genellemeler yapılabilir. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere ölçekle ilgili bazı genellemelerin (gruplar, durumlar veya zaman itibariyle genellemelerin) yapılabilmesi için ölçeğin yapısal geçerliliğinin saptanması gerekir.

Güvenilirlik ve Geçerlilik İlişkisi

Güvenilirlik, geçerlilik için ön şarttır ve güvenilirliği sağlamak geçerliliği sağlamaktan daha kolaydır. Güvenilirlik gerek şarttır ancak yeter şart değildir. Başka bir ifadeyle ölçeğin tekrar tekrar kullanılmasında benzer sonuçlar ya da birbirine çok yakın sonuçlar elde edilebilir. Ancak ölçülmek istenen yapıyı tam ölçmüyor olabilir. Ölçeğin tekrar tekrar kullanılmasında benzer sonuçlar ya da birbirine çok yakın sonuçlar elde edilebilir. Ancak ölçek, ölçülmek istenen yapıyı tam ölçmüyor olabilir.

Duyarlılık

Duyarlılık, ölçeğin ne derecede hassas ölçmeler yapabildiği ölçüsüdür. Bunu sağlayabilmek için ölçeğe yeni nitelikler veya noktalar eklemek gerekmektedir (Kurtuluş, 2010: 110). Yapılan ölçümlerde eğer imkân varsa mümkün olduğu kadar ayrıntılı, hassas değerler elde edilmeye çalışılmalıdır. Eğer bir verinin metrik düzeyde ölçülme imkânı varsa, metrik olmayan düzeylerde başka bir ifadeyle nominal veya ordinal ölçek kullanılarak ölçülmemelidir.

ÖLÇMEDE HATA

Ölçme, ölçekler, ölçeklerin oluşturulması ve yapısı ile alakalı güvenilirlik, geçerlilik ve duyarlılık gibi kavramlardan bahsettikten sonra ölçümlerin yapılması, planlanması aşamasında yapılabilecek hatalardandan da bahsetmek yerinde olacaktır.

Sistematik Hata

Sistematik hata; araştırmacının, bilgi, beceri ya da değer yargılarından ya da almış olduğu yanlış kararlardan dolayı; ölçekte, anket, formunda ya da örneklemede yapılan bir yanlışlıktan dolayı; tüm ölçümlerde tekrarlanan hata kaynaklarıdır. Araştırmacı eğer yapılan sistematik hatanın farkında olmazsa satış miktarlarındaki farklılığın marketlerin farklı olmasından kaynaklandığını iddia edebilecektir.

Tesadüfi Hatalar

Bir diğer hata türü de, tesadüfi olarak öngörülemeyen nedenlerden kaynaklanan hatalardır. Tesadüfi hata, ölçme sonuçlarını tesadüfi olarak etkileyen herhangi bir faktörlerden kaynaklanabilir. Öğrencinin sınav günü hastalandığından dolayı sınavdaki performansının düşük çıkması tesadüfihataya örnek verilebilir.

-------------------------------------------------------------------------------------------BİTTİ-------------------------------------------------------------------------------------





SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 10

VERİLERİN ANALİZE HAZIRLANMASI

ARAŞTIRMA SÜRECİNDEKİ POTANSİYEL HATALAR




Örnekleme Hatası
Örnekleme hatası, esas olarak ilgilenilen anakütledeki bireylerin tümünün hesaba katılmamasından dolayı ortaya çıkar.
Daha önceki bölümlerde ifade edildiği gibi örnekleme hatası, esasında ilgilenilen anakütledeki bireylerin tümünün hesaba katılmamasından dolayı ortaya çıkar. Örnekleme hatasının meydana gelme sebebi, hiçbir örneğin anakütleyi tam olarak temsil edemeyişinden kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere anakütleden seçilen hiçbir örnek anakütleyi tam olarak temsil edemez. Ancak tesadüfi örnekleme yöntemleri kullanılmış ise örnekleme hatasını ölçmek mümkündür. Tesadüfi olmayan örnekleme yöntemleri (kolayda, kota, yargısal ve kartopu örnekleme yöntemleri) kullanılmış ise örnekleme hatası ölçülemez.
Anket, gözlem, deney gibi çeşitli yöntemlerle toplanan verilerin anlamlı hâle getirilmesi işlemine veri analizi denir. Verilere anlam kazandırılması işlemi olarak tanımlanan “veri analizi” yapılmadan önce verilerin analize hazır hâle getirilmesi gerekmektedir. Anket yöntemiyle toplanan veriler üzerinde gerekli kontrol, düzeltme ve değişiklikler yapılmadan istatistiksel analizlerin uygulanması telafisi mümkün olmayan hatalara yol açabilecektir. Araştırma sonuçlarının geçerli ve güvenilir olabilmesi için elde edilen verinin kalitesinin yükseltilmesi önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal bilimlerde yapılan saha çalışmalarında karşılaşılan en önemli problemlerden biri, elde edilen verilerin gerçek değerleri yansıtmamasıdır. Saha çalışması sonucunda elde edilen veriler, çeşitli nedenlerden dolayı, gerçek değerden belirli oranda sapma gösterebilmektedir. Bu nedenle, istatistiksel analizlerde saha çalışmalarından elde edilen verilerin iki ana kısımdan meydana geldiği söylenebilir. Bunlardan birincisi ölçülmek istenen gerçek değer (G) ve diğeri ise hatalar (E)’dır. Araştırma sürecinde yapılması muhtemel hataları örnekleme hatası ve örnekleme dışı hatalar olarak ikiye ayırmak mümkündür.



Örnekleme Dışı Hatalar

Örnekleme dışı hatalar, araştırma süreci boyunca örnekleme dışındaki hataları kapsamaktadır. Örnekleme dışı hatalar; tasarım hataları, yönetsel hatalar, cevaplama hataları ve cevap vermeme hatası olarak gruplandırılmaktadır.

Araştırma süresince araştırmacı tarafından yapılması muhtemel tasarım hataları; seçim hatası, anakütle tanımlama hatası, örnekleme çerçevesi hatası, ikame bilgi hatası, ölçme hatası ve veri analizi hatasıdır. Seçim hatası, tesadüfi olmayan örnekleme yöntemlerinin kullanılması durumunda elde edilen örneğin anakütleyi temsil edememesi durumunda ortaya çıkar. Örneğin X bankası, müşterilerinin internet bankacılık sistemine ilişkin genel memnuniyet düzeyini öğrenmek istemektedir. Anakütle tanımlama hatası, araştırmanın amacı, modeli ve problemine uygun ulaşması gereken anakütle yerine farklı ve yanlış bir anakütle belirlenmesi durumunda ortaya çıkar. Örnekleme çerçevesi hatası, seçilen örneğin gerçekten anakütleyi temsil etmediği durumlarda söz konusu olur. Örnekleme çerçevesi hatası, anakütleden örnek seçiminde problem olması durumunda ortaya çıkar. Başka bir deyişle anakütle tanımlama hatası yoktur, anakütleden örnek seçiminde problem vardır. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin kalitesini düşüren bir diğer hata ise araştırmacı tarafından yapılan yönetsel hatalardır.

Yönetsel hatalar bir araştırmanın yürütülmesi sırasında yapılması muhtemel soru hatası, kayıt hatası ve müdahâle hatası olarak gruplandırılabilir. Soru hatası, cevaplayıcıya anket formunda yer alan soruların yöneltilmesi esnasında anketörün anket formundaki sorulara tam olarak bağlı kalmaması ve olduğundan farklı soruları sorması durumunda ortaya çıkar. Kayıt hatası, cevaplayıcı tarafından verilen cevapların anketörce yanlış kaydedilmesinden doğan hatadır. Genellikle, anketörlerin cevaplayıcılar tarafından verilen bilgileri duymaması ya da yanlış anlaması sonucunda, yanlış bir şekilde anket formuna kaydetmesi sonucunda ortaya çıkar. Müdahâle hatası ise anketörlerin cevaplayıcıyı veri toplama sürecinde yanlış yönlendirmesi sonucunda söz konusu olur. Örnekleme dışı hatalar kapsamında yer alan hatalardan bir diğeri de cevap vermeme hatasıdır. Cevap vermeme hatası ise iki şekilde meydana gelir. Bunlardan birincisi, araştırma örneğinde yer alan bireylerle görüşememe, diğeri ise anket formunda yer alan soruların bir kısmının tamamlanmamasından kaynaklanan hatadır.

Araştırma tasarımının titiz bir şekilde yapılması, araştırmanın amacına uygun bir metodolojinin takip edilmesi ve etkin bir veri hazırlama sürecinin uygulanması ile yukarıda bahsedilen örnekleme dışı hataların minimum düzeye indirilmesi mümkün olabilecektir.

VERİ ANALİZİNE GİRİŞ

Araştırma probleminin çözülebilmesi ve araştırma hipotezlerinin test edilebilmesi amacıyla, çeşitli yöntemlerle toplanan verinin analize hazır hâle getirilmesi gerekmektedir. Verilerin analize hazırlanması süreci olarak tanımlanan bu süreç verinin sahadan elde edilmesinden sonra başlar. Verilerin analize hazırlanması sürecinde, verileri özet bir biçimde sunabilmek ve yeniden düzenleyebilmek için birbiri ile ilişkili işlemler gerçekleştirilir.

Veri hazırlama sürecinde amaç, sahadan elde edilen verinin kalitesini düşüren ve veri analizi aşaması üzerinde olumsuz etkisi olabilecek unsurları ortadan kaldırabilmektir. Bu bağlamda verilerin analize hazırlanması şu aşamalardan oluşmaktadır;

- Anket formlarının kontrol edilmesi

- Verilerin düzenlenmesi

- Verilerin kodlanması

- Veri girişi

- Verilerin analizi



Anketlerin Kontrol Edilmesi

Saha çalışmaları sonucunda elde edilen verinin kalitesini yükseltebilmek amacıyla yapılması gereken ilk işlem anket formlarının kontrol edilmesidir. Bu işlem, anket formları aracılığı ile veri toplama sürecinin başlangıcından bitimine kadar sürmektedir. Araştırma probleminin çözümü ve araştırma hipotezlerinin test edilebilmesi amacıyla sahadan elde edilen verinin kalitesinin yükseltilmesi bakımından önemli bir aşamadır. Anketlerin kontrol edilmesi aşamasında; anket formlarının cevaplayıcılar tarafından tam olarak doldurulup, doldurulmadığı, cevaplayıcıların anket formundaki soruları okumadan cevaplandırdıklarına ilişkin ibareler dikkate alınmalıdır. Yani anket formlarının örnek biriminde yer alan kişiler tarafından doldurulması önemli bir konudur. Bahsi geçen bu kontroller yapıldıktan sonra, araştırma örneğinde yer alan cevaplayıcılar tarafından doldurulan anket formlarının veri analizine dâhil edilip edilmeyeceğine karar verilir. Bütün bu kontroller yapıldıktan sonra kalan anket formlarının sayısı yeterli değilse, ilave anket yapılması yoluna gidilebilir.

Verilerin Düzenlenmesi

Saha çalışması sonucunda elde edilen verinin kalitesinin yükseltilebilmesi için tamamlanmış anket formları incelenmeli ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Veri toplamada karşılaşabilecek problemlerin fark edilmesi ve geç olmadan düzeltilebilmesi için bu aşama çok önemli ve gereklidir. Veri düzenleme, verileri kodlamadan ve bilgisayar ortamına aktarmadan önce sahadan elde edilen anket formlarının eksiklik, okunabilme, verilen cevaplar arasındaki uyum bakımından değerlendirilmesini içermektedir. Veri düzenleme, alan/saha düzenlemesi ve ofis ortamında olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilir.

Ofiste yapılan veri düzenlemesinin amacı, saha denetimi sırasında gözden kaçan ihmal ve hataları bulup düzeltmektir. Saha denetçileri ile işbirliğini gerektiren bu denetim sırasında karşılaşılabilecek sorunları şu şekilde ifade etmek mümkündür.

Görüşmeci hataları: Görüşmecinin, cevaplayıcıya gerekli bilgileri vermesinden kaynaklanan hatalardır.

İhmaller: Görüşmeciler, bilerek ya da bilmeyerek bir soruyu ya da tamamen bir bölümü atlamış olabilirler.

Kapalılık: Özellikle açık uçlu sorularda verilen cevaplar kayda alınırken, kapalı ifadeler ya da anlaşılmayan cümleler kullanılmış olabilirler. Bilindiği gibi anket formlarında açık uçlu soruların kullanılması, bu sorulara verilen cevapların açık ve net biçimde yorumlanmasını zorlaştırabilir. Ayrıca açık uçlu soruların bilgisayar ortamına aktarılması konusunda da yine sıkıntılar yaşanması muhtemeldir.

Tutarsızlıklar: Cevaplayıcıların anket formlarındaki sorulara verdikleri cevaplarda bilerek ya da bilmeyerek yaptıkları yanlışlıklar gibi.

Bıkkınlıklar: Uzun ve bıktırıcı anket soruları, cevaplayıcıların son sorulara karşı ilgisini azaltabilir. Bu da araştırmanın sonucunu olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle anket formu tasarlanırken, cevaplayıcıyı bıktırmayacak nitelikte kısa, basit ve anlaşılır olmasına özen gösterilmelidir.

Yanlış cevaplar: Saha denetimleri sırasında bazen, örnek kütleye girmemesi gereken bir cevaplayıcının örneğe girdiği fark edilmez. Bu hataları, daha çok ofis denetimleri sırasında yakalamak mümkündür.

Verilerin Kodlanması

Verilerin kodlanması, saha çalışması sonucunda elde edilen anket formlarının bilgisayar ortamına aktarılması işlemi için gerekli bir çalışmadır. Bilindiği üzere, günümüzde bilgisayarlar veri analizi için kullanılan en önemli araçlardan biridir. Bilgisayar ortamında veri analizini yapabilmek için çeşitli programlardan faydalanılmaktadır. SPSS, SAS gibi paket programların yanı sıra, ülkemizde son yıllarda yaygın olarak kullanılan LISREL ve AMOS gibi paket programları da veri analizi için önemli araçlar konumundadır. Kodlama, saha çalışması sonucunda elde edilen ham verinin bilgisayarın anlayabileceği sayısal dile dönüştürülmesi işlemi olarak tanımlanabilir. Saha çalışması sonucunda elde edilen anket formlarında kodlanacak ilk şey, anket formlarını diğerlerinden ayıracak olan anket numarasıdır. Veri toplama aşamasından başlayarak ham verinin bilgisayar ortamına girilmesine kadar belli kurallara uyulmalıdır. Özellikle verilerin kodlanması ve buna bağlı olarak verilerin bilgisayar ortamına girişinde hata yapılması veri analizini olumsuz yönde etkileyebilecektir. Anket sorularının kodlanması cevapların anlamlı kategorilere dönüştürülmesi önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Anket sorularının kodlanması aşamasında kategori oluşturmada dikkat edilmesi gereken kurallar aşağıdaki gibidir.

 Kategorilerin araştırma problemi ve amacına uygun olması: Kategorilerin araştırma problemi ve amacına uygun olması özellikle karşılaştırmalı çalışmalarda önem taşır.

 Kategorilerin ayrıntılı olması: Cevap alternatifleri, yeteri kadar ayrıntılı olmalıdır. Cevap alternatiflerinin olası cevapların çoğunu kapsaması, “diğer” seçeneğine yönelecek cevaplayıcı sayısını azaltmak suretiyle verinin kalitesini arttırır. Açık uçlu soruların kodlanmasında da çok geniş bir bakış açısı yerine, konunun ayrıntılarını ortaya çıkarak bir kategori oluşturulması yerinde olacaktır.

 Kategorilerin birbiriyle çakışmaması: Cevaplayıcının durumunun sadece alternatiflerden birine uygun düşmesi gerekmektedir. Örneğin, mesleğe ilişkin bir soru aynı anda hem devlet memuru hem de öğretmen seçeneğini içermemelidir. Çünkü bir öğretmen aynı zamanda kamu sektöründe çalıştığı için devlet memuru konumundadır.

 Kategorilerin tek bir kavram göz önüne alınarak oluşturulması: Örneğin bir kişinin işi satış elemanlığı olabilir ancak söz konusu kişi işten çıkarılmış olabilir. Bu yüzden söz konusu sınıflama, meslek ve istihdam durumu ayrı ayrı ele alınarak yapılmalıdır

Anket formunda kapalı uçlu soruların kullanılması kodlama işlemini kolaylaştırmaktadır. Çünkü anket formu tasarlanırken, seçenekleri belirlenmiş soruların her seçeneğinin önüne yazılacak numaralar kodlamayı sağlayabilir. Aşağıdaki soru bu duruma örnek olarak verilebilir.

X mağazasından yaptığınız aylık ortalama alışveriş tutarı yaklaşık ne kadardır?

( 1 ) 50 TL ve altı

( 2 ) 51-100 TL

( 3 ) 101-150 TL

( 4 ) 151-200 TL

( 5 ) 201-250 TL

( 6 ) 251-300 TL

( 7 ) 301-350 TL

( 8 ) 351 TL ve üzeri

Mağaza markalı temizlik ürünlerini satınalma nedenlerinizi işaretleyiniz.

( 1 ) Mağazaya olan güvenim

( 2 ) Fiyatı

( 3 ) Temizleme gücü

( 4 ) Kalitesi

( 5 ) Promosyonda olması

( 6 ) Diğer pahalı markalardan farkı olmaması

( 7 ) Diğer (lütfen belirtiniz)………………..

“Mağaza markalı temizlik ürünlerinin kalitesi ile diğer markaların kalitesi arasında fark yoktur” yargısına ne derece katılıyorsunuz?

( 1 ) Kesinlikle katılmıyorum

( 2 ) Katılmıyorum

( 3 ) Ne katılıyorum ne de katılmıyorum

( 4 ) Katılıyorum

( 5 ) Kesinlikle katılıyorum

Likert ölçeği kullanılarak hazırlanan yukarıdaki soruda ölçüm düzeyi aralık (interval)’tır. Bu ve benzeri sorularda cevaplayıcıların yargı/yargılara katılma derecelerinin her biri aşağıdan yukarıya doğru kodlanmalıdır. Açık uçlu soruların kodlanması kapalı uçlu sorulara göre zor ve zaman alıcı bir iştir. Verilerin kodlanması ile ilgili olarak üzerinde durulması gereken konulardan biri de yeniden kodlamadır. Yeniden kodlama, bilgisayar ortamında kodlanmış olan bir değişkene ait mevcut kodların yeni kodlar ile değiştirilmesidir. Örneğin, örnek kütle kapsamındaki cevaplayıcıların öğrenim düzeylerinin cevap kategorilerinin aşağıdaki gibi olduğunu düşünelim.

( 1 ) Tahsilim yok

( 2 ) İlköğretim mezunu

( 3 ) Lise ve öncesi

( 4 ) Fakülte / Yüksek Okul

( 5 ) Lisansüstü (Yüksek Lisans/Doktora)

Veri Girişi

Saha çalışmasından elde edilen anket formları üzerindeki bilgiler, kodlandıktan sonra bilgisayar ortamına aktarılmalıdır. Verilerin bilgisayar ortamına aktarılmasına bazı durumlarda ihtiyaç duyulmamaktadır. Örneğin internet aracılığı ile uygulanan anket formları için bilgisayar ortamında tekrar veri girişi yapılmaz. Web aracılığı ile elde edilen anket formları üzerinde yer alan bilgiler otomatik olarak veri tabanına aktarılır. Bunun yanı sıra bazı anket formlarının cevaplanmasında optik okuyucu formları kullanılmaktadır. Araştırma probleminin çözümü için sahadan elde edilen anket formları bilgisayar ortamına aktarılırken veri matrisi kullanılır. Veri matrisinde, satırlarda anket formları sütunlarda ise anket formunda yer alan her bir değişken yer almaktadır. Sahadan elde edilen ham veri bilgisayar ortamına aktarıldıktan sonra, araştırma hipotezlerini test edebilmek amacıyla istatistiksel analizlerin yapılması gerekmektedir. Saha çalışması sonucu elde edilen veriler, analize hazırlandıktan sonra sıra anket formunda yer alan her sorunun (değişkenin) yapısını öğrenmeye gelir. Tanımlayıcı istatistikler, değişkenin frekans (sıklık) dağılımını, oransal dağılımını, birikimli (kümülatif) dağılımını, ortalamasını, standart sapmasını, varyansını, değişme katsayısını, çarpıklığını ve basıklığını içermektedir. Bütün bu kavramlar “tanımlayıcı istatistikler” olarak tanımlanmaktadır. Tanımlayıcı analiz, saha çalışması sonucunda elde edilen ham verinin anlaşılabilir ve yorumlanabilir hâle getirilmesini kolaylaştırır. Cevapların ya da gözlemlerin tanımlanması analizlerin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Veri analizine geçmeden önce ham veriyi özetlemek için yaygın olarak aritmetik ortalama, frekans ve yüzde dağılımları ve çapraz tablolar kullanılmaktadır. Birikimli (kümülatif) yüzde, geçerli oranların yukarıdan aşağıya doğru üst üste toplanmasıyla elde edilmiştir. Sonuçların yorumlanabilmesi bakımından birikimli yüzde değerleri önemlidir. Ancak birikimli yüzde aralıklı ve oransal veriler gibi metrik ölçmelerde geçerlidir.

Merkezi Eğilim Ölçüleri

İstatistikte yoğun olarak kullanılan merkezi eğilim ölçüleri “ortalamalar” olarak da ifade edilmektedir. En sık kullanılan merkezi eğilim ölçüleri; aritmetik ortalama, varyans, standart hata, mod ve medyan (ortanca)’dır. Sosyal bilimlerde araştırma yaparken en sık kullanılan ve en kolay hesaplanan merkezi eğilim ölçüsü, aritmetik ortalamadır. Ancak araştırma kapsamında aritmetik ortalamanın kullanılabilmesi için verilerin en azından aralıklı ölçek kullanmak suretiyle ölçülmüş olması gerekir. Bir başka deyişle, nominal ve ordinal ölçümler için aritmetik ortalama kullanılamamaktadır. Bununla birlikte, istatistiksel analizlerin birçoğunda aritmetik ortalama kullanıldığı için, araştırma tasarımı yapılırken, araştırma kapsamında kullanılan ölçek düzeyleri belirlenirken bu durum dikkate alınmalıdır.




Yanda verilen örnekte gruplanmış veriler söz konusu değildir. Ancak sosyal bilimlerde araştırma yaparken, veri elde etmek amacıyla kullanılan anket formlarında gruplandırılmış veriler sıkça kullanılmaktadır. Gruplandırılmış verilere ilişkin aritmetik ortalama şu şekilde hesaplanmaktadır.

İstatistiki analizlerde büyük önemi olan bir dağılma ölçüsü varyanstır. Varyans, birim değerinin aritmetik ortalamadan farklarının karelerinin toplamının birim sayısına bölümüdür.

Varyansın pozitif kareköküne ise standart sapma adı verilmektedir. Standart sapma, birim değerlerinin aritmetik ortalamaya olan uzaklıklarının ölçüsü olarak tanımlanır. Birim değerleri aritmetik ortalama değeri etrafında toplandıkça standart sapma değeri küçük, aritmetik ortalamadan uzaklaştıkça büyük değer alacaktır.

Mod, bir dağılımda en çok tekrar edilen değeri ifade etmektedir. Hesaplanması en kolay merkezi eğilim ölçülerindendir. Her türlü değişken için özellikle cinsiyet, meslek, medeni durum gibi nominal ölçek kullanılmak suretiyle ölçülen değişkenler için kullanılmaktadır.

Yaygın olarak kullanılan merkezi eğilim ölçülerinden biri de medyandır. Medyan, gözlemleri küçükten büyüğe doğru sıralanmış bir dizide tam ortaya düşen ve diziyi iki eşit kısma bölen değerdir. Ortanca olarak da isimlendirilebilir. Ortaya düşen gözlem sayısı çiftse, medyan ortaya denk gelen iki gözlemin ortalamasıdır.

Aritmetik ortalama, mod ve medyan birbirinden farklıdır. Hangisinin kullanılacağına karar verilirken, ölçek türü dikkate alınmalıdır. Veriler nominal ise mod, ordinal ise medyan, aralıklı veya oransal (metrik) ise medyan olabilmekle beraber aritmetik ortalama kullanılması tercih edilmelidir.

Çapraz Tablolar

Tabloların oluşturulması, verilerin analize hazırlanma sürecinin son aşamasıdır. Tablolar, basit tablolar ve çapraz tablolar olmak üzere ikiye ayrılır. Basit tablolar, tek değişkene ilişkin frekans ve yüzde dağılımlarını içeren tablolardır. Veri analizine geçmeden önce, yapılabilecek işlemlerden bir diğeri de iki ya da daha fazla değişkene ait verilerin aynı anda gösterilmesini sağlayan çapraz tabloların oluşturulmasıdır. Değişkenler çapraz tabloya yerleştirilirken genellikle bağımsız değişken üstte, bağımlı değişken ise tablonun yan tarafında yer alır. Yukarıdaki örneğe bakacak olursak, tüketicilerin internetten alışveriş yapma durumu üzerinde cinsiyet değişkeninin etkili olduğunu düşünüyorsak, cinsiyeti tablonun üst tarafına yerleştirmek daha uygun olacaktır.

Çapraz tablolar, bir analiz tekniği değildir ve çapraz tabloları yorumlarken dikkat edilecek noktaları şu şekilde ifade etmek mümkündür:

Çapraz tablolar ilişkileri ortaya koyabilir ancak bu ilişkilerin neden-sonuç ilişkisi olduğunu göstermez.

Hücrelerdeki birim sayısı düşükse dikkatli olunmalıdır. Bu durum özellikle ki-kare testinde önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir başka deyişle, çapraz tablolardan ki-kare analiz değerlerinin hesaplanmasında faydalanılmaktadır.

Her seferinde sadece iki değişken kullanılır. Ancak etkide bulunan başka değişkenler de olabilir

Sosyal bilimler alanında yapılan araştırmalarda, çapraz tablolar yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden biri, çapraz tabloların hazırlanması ve yorumlanmasının kolay olmasıdır.

VERİ ANALİZ YÖNTEMLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Saha çalışması sonucu elde edilen ham veri, yukarıda belirtilen süreçlerden sonra analize hazır hâle getirilmiş olur. Veri analizi sürecinde araştırmacı tarafından yapılması gereken ilk şey, uygun analiz yönteminin belirlenmesidir. Uygun analiz yönteminin seçilmesinde araştırmacının karşı karşıya kaldığı üç temel soru bulunmaktadır. Bu sorular;

Analizde kaç değişken kullanılacaktır?

Ölçüm düzeyi nedir? Uygun analiz yöntemine karar vermede değişkenlerin ölçüm düzeyleri de (nominal, ordinal, aralıklı ve oransal) belirleyici niteliktedir.

Ne yapmak istiyorum? Amacım nedir? Araştırmacı amaç/amaçlarına göre tanımlayıcı analiz, sonuç çıkarıcı analiz, farklılıkların belirlenmesine yönelik analiz, ilişkilerin tespit edilmesine yönelik analiz ve tahmin edici analizlerden faydalanabilmektedir

Analiz yöntemlerini değişken sayısına göre sınıflandırmada kullanılan kriter, analizin kaç değişken üzerinde uygulandığıdır. Bu grupta yer alan analizler; tek değişkenli, iki değişkenli ve çok değişkenli analizler olarak gruplandırılmaktadır.

Tek değişkenli analiz yöntemlerinde, analiz işlemi sadece tek bir değişken üzerinde yapılmaktadır.




İki değişkenli analizlere örnek olarak, Z ve t testi, basit korelasyon analizi, Spearman-Kendall korelasyon analizi, Kolmogorov-Simirnov testi ve Mann-Whitney U testi gösterilebilir.
İki değişkenli analizler şu şekildeki sorulara cevap aramaktadır:
Medya izleme alışkanlıkları ile X markası tercih etme arasında istatistiki bakımdan anlamlı bir ilişki var mıdır?
Tüketicilerin mağaza markalı ürünlere karşı tutumları ile üretici markalı ürünlere karşı tutumları arasında istatistiki bakımdan anlamlı bir farklılık var mıdır?
Tüketicilerin öğrenim durumları ile X markasına karşı tutumları arasında istatistiksel bakımdan anlamlı bir ilişki var mıdır?
Çok değişkenli analizler ise daha çok iki veya daha fazla değişken arasındaki ilişkinin incelenmesi için kullanılmaktadır. Çok değişkenli analizlerde bağımlı değişkenlerdeki değişim, bağımsız değişkenler yardımıyla açıklanmaya çalışılmaktadır



Veri analiz yöntemleri sınıflandırılırken kullanılan diğer kriter, değişkenlerin ölçüldüğü ölçek türüdür. Değişkenlerin ölçüldüğü ölçek türüne göre, istatistiksel analizler parametrik (metrik) ve parametrik olmayan (metrik olmayan) analizler olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. İstatistiksel analizleri sınıflandırmada kullanılan diğer bir kriter ise araştırmanın amacıdır. Bu kritere göre istatistiksel analizler beş gruba ayrılmaktadır.

Tanımlayıcı Analiz: Verilerin analizine geçmeden önce değişkenlerin genel yapısı ve özellikleri hakkında bilgi vermeye yarar. Daha önce ifade edildiği gibi tanımlayıcı analizler, verilerin özetlenmesini sağlayarak, araştırmacıya hangi istatistiksel analizlerden faydalanabileceği gibi konularda da yol gösterici niteliktedir.

Sonuç Çıkarıcı Analiz: Tanımlayıcı analizlerle genelleme yapmak mümkün değildir. Ana kütle hakkında ancak sonuç çıkarıcı analizleri kullanmak suretiyle genelleme yapılabilir. Başka bir deyişle, ana kütleden çekilen örnek kütleden yararlanarak ana kütle hakkında bazı sonuçlar çıkarılabilir.

Farklılıkların Belirlenmesine Yönelik Analizler: Sosyal bilimlerin hangi alanında olursa olsun, en yaygın kullanılan konulardan birisi de bir ya da daha fazla değişken itibariyle iki ya da daha fazla grup arasında bir fark olup olmadığını ortaya koymaktır. Örnek olarak internetten alışveriş yapan ve yapmayan tüketicilerin risk algılaması ve sosyo-demografik özellikleri bakımından fark olup olmadığını bilmek pazarlama yöneticileri bakımından önemli bir konudur. Gruplar karşılaştırılırken ortalamalar kullanılmaktadır. T testi ve varyans (ANOVA) analizi bu konuda en yaygın kullanılan istatistiksel analizlerdir.

 İlişkilerin Tespit Edilmesine Yönelik Analizler: Değişkenler arasındaki sistematik ilişkiyi anlamak için bu tür analizlere başvurulabilir. İki değişken arasındaki ilişkinin yönünü (negatif ve pozitif) ve gücünü bildirir. Örnek olarak ihracat yapan işletmelerin ihracat performansı ile pazar yönlü olmaları arasında bir ilişki olup olmadığını ilişki analizlerini kullanmak suretiyle belirlememiz mümkündür. Bunun için korelasyon analizi yapılabilir.

 Tahmin Edici Analiz: İstatistiksel yöntemler, araştırmacılara, geçmişe dayanarak gelecek hakkında da tahmin yapma imkânı verir. Bu analizlere örnek olarak regresyon analizi ve zaman serileri analizi gösterilebilir. Örnek olarak binek otomobil üreticisi olan X firması geçmiş on yılın satış rakamları aracılığı ile 2012 yılında ne miktarda üretim yapacağını belirleyebilir

-------------------------------------------------------------------------BİTTİ---------------------------------------------------------------------------

SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 11

NİCEL ANALİZLER

GİRİŞ


Saha çalışması sonucunda elde edilen ham verinin anlamlı hâle getirilmesine veri analizi adı verilmektedir. Araştırmanın amacı ve modeli doğrultusunda oluşturulan araştırma hipotezlerini test edebilmek amacıyla farklı istatistiksel analizler vardır. Araştırma sonuçlarının geçerli ve güvenilir olması için, veri analizi sürecinde uygun olan istatistiki analizler kullanılmalıdır.

VERİ ANALİZ YÖNTEMİNİN SEÇİMİ

Veri analiz sonuçlarının güvenilir ve geçerli olabilmesi için saha çalışması sonucu elde edilen verinin kaliteli olması önemli konulardan biridir. Ancak veri kalitesinin yanı sıra, araştırma hipotezlerinin uygun istatistiki analizler kullanılmak suretiyle test edilmesi de yine çok önemli konulardan biridir. Bu nedenle veri analiz yöntemine karar verilirken analizin ön şartları, varsayımları ve veri özellikleri dikkate alınmalıdır. Analizlerin sağlıklı, güvenilir ve faydalı olabilmesi için sadece kullanılan verinin kaliteli olması yeterli olmayıp, uygun bir analiz tekniğinin seçimi de son derece önemlidir. Parametrik analizlerin uygulanması sonucunda elde edilen sonuçların güvenilirliği ve geçerliliği için tesadüfi örnekleme yöntemlerinin kullanılması gereklidir.Parametrik analiz yöntemlerinin uygulanabilmesi için ön şart olarak, toplanan verinin belli özelliklere sahip olması veya belirli şartları sağlaması gerekmektedir. Parametrik analizlerin uygulanabilmesi için verinin en az aralık seviyesinde ölçülmüş olması gerekmektedir. Başka bir deyişle, parametrik analizleri uygulayabilmek için verilerin aralıklı veya oransal ölçek kullanılmak suretiyle ölçülmesi şarttır. Yani veriler nominal ya da ordinal ölçek kullanılmak suretiyle ölçülmüş ise parametrik olmayan analiz yöntemleri kullanılmalıdır. Ancak, parametrik analizlerin birçoğunun amacına uygun olarak uygulanabilmesi için sadece asgari ölçüm seviyesi şartının sağlanması yeterli olmamaktadır. Asgari ölçüm şartına ilave olarak, parametrik analizlerin uygulanabilmesi için üzerinde analiz yapılacak verinin üç şartı daha sağlaması gerekmektedir. Bunlar;

Verinin normal dağılım göstermesi veya normale yakın bir dağılım göstermesi,

Bütün grupların aynı varyans değerine sahip, normal dağılım gösteren evrenden (anakütleden) gelmiş olması ve

Analiz neticesinde ortaya çıkan hata terimlerinin tesadüfi olması (birbirinden bağımsız olması veya herhangi bir düzenli şekle sahip olmaması)’dır.

Parametrik analizlerin uygulanabilmesi için verinin belli şartları sağlaması gerekmektedir. Eğer veri, parametrik analizleri uygulayabilmek için gerekli ön şartları sağlamıyorsa, parametrik olmayan uygun analiz yöntemi seçilmelidir. Her parametrik analizin parametrik olmayan bir karşılığı bulunmaktadır. Veri analiz yönteminde kullanılabilecek parametrik ve parametrik olmayan analiz yöntemlerine karar vermeden önce bu analizlerin karşılaştırmalı bir değerlemesini yapmak faydalı olacaktır. Böyle bir değerleme yapılırsa şu noktalar saptanabilir:

İstatistiksel etkinlik açısından: Parametrik analiz yöntemleri her durumda parametrik olmayan analiz yöntemlerinden daha etkin ve daha güçlüdür. Ancak bu yargı, parametrik analiz yöntemlerini kullanabilmek için belirtilen varsayımların herhangi birinin ihlal edilmemesi doğrudur.

Hesaplama kolaylığı açısından: Parametrik olmayan istatistiksel analizler parametrik tekniklerden hesaplama kolaylığı bakımından daha üstündür.

Kullanım olanakları açısından: Parametrik olmayan analizlerin uygulanması daha kolaydır ve daha kısa bir süre gerektirir.

Bazı karmaşık analizlerin uygulanması açısından: Bazı karmaşık ve girift durumlar için parametrik olmayan analiz yöntemleri yetersizdir. Örneğin ikiden fazla grup anakütle ortalamalarının birbirinden farklı olup olmadığını test etmek için parametrik teknik olarak varyans analizi kullanılabilir.

PARAMETRİK OLMAYAN ANALİZ YÖNTEMLERİ

Parametrik olmayan analiz yöntemleri, nominal ya da ordinal ölçek kullanılmak suretiyle ölçülmüş olan verilere uygulanmaktadır. Parametrik analiz yöntemlerini uygulayabilmek için gerekli varsayımlar, parametrik olmayan analizler için geçerli olmamaktadır. Bu bölümde sosyal bilimler alanında yaygın kullanılan parametrik olmayan analizler kısaca açıklanacaktır.

Ki-Kare ( X2 ) Analizi

Ki-Kare analizinde frekans dağılımları üzerinden hesaplama yapılmaktadır. Ki-kare analizi, değişkenler arasında bir ilişki olup olmadığını, gözlenen frekanslarla beklenen frekanslar arasında bir karşılaştırma yaparak belirlemeye çalışan parametrik olmayan bir istatistiksel analizdir. Ki-kare analizinin farklı uygulamaları vardır. Bunlar ki-kare uygunluk testi ve ki-kare bağımsızlık testidir. Ki- kare analizi frekans tablolarında uygunluk testi, çapraz tablolarda ise bağımsızlık testi biçiminde uygulanır. Ki-kare uygunluk testinde, örnek değerlerinin dağılımının belirli bir teorik dağılıma uyup uymadığını test edebilmek amacıyla uygulanmaktadır. Ki-kare bağımsızlık testi ise, iki farklı değişkenin birbirinden bağımsız olup olmadığını test eder. Yani bu bir ilgi analizidir. İlgi analizleri, genel olarak iki veya daha fazla değişkenin birbiri ile ilgisini belirlemeye yönelik analizlerdir. Ki-kare bağımsızlık analizinin ön varsayımları gözlenen ve beklenen değerler ile ilgilidir.

Mann-Whitney U Testi

İki bağımsız grup arasındaki farkın önemini test etmek için kullanılır. Ordinal ölçek kullanılmak suretiyle ölçülen verilerde örnek küçük olduğunda sıralamalar normal dağılım göstermez. Bu nedenle ordinal verilerin analizini yapmak için bazı özel testler bulunmaktadır. Mann-Whitney U testi iki gruba ait sıralamaların benzer veya farklı olup olmadığını test eder. Başka bir deyişle, sıralanmış skorları temel alarak iki bağımsız örnek grubun birbirinden farklı olup olmadığını test eden bir analiz yöntemidir. Bağımlı değişkenin ordinal ölçekle ölçüldüğü, bağımsız değişkenin ise nominal ölçekte ölçüldüğü durumlarda kullanılan bir analizdir. Mann-Whitney U testi birbirinden bağımsız iki örneğin grup ortalamalarının birbirinden farklı olup olmadığını test eden parametrik olmayan bir analizdir.

Başka bir deyişle t testinin parametrik olmayan uygulamasıdır.

İşaret Testi

İşaret testi aynı örneğe bağlı farklı ölçümler arasındaki değişimin parametrik olmayan veriler için ölçülmesinde kullanılır. Ancak işaret testi değişimdeki birim büyüklükten çok değişimin pozitif veya negatif yöndeki hareketini incelemektedir. Değişimlerin fark yönünün hareketinin tesadüfi olup olmadığının değerlendirilmesi için uygun bir parametrik olmayan analizdir. İşaret testi, bağımlı (eşleştirilmiş) gruplar arası farklılıkları ölçmeye yönelik olan t-testinin parametrik olmayan uygulamasıdır.

Kolmogorov-Simirnov Testi

Kolmogorov- Simirnov testi, frekans dağılımlarının belli bir dağılıma uygunluğunu test etmek amacıyla kullanılan non-parametrik bir analizdir. Ki-kare uygunluk testine benzerlik göstermektedir. Frekans dağılımlarını esas alarak hesaplama yapmaktadır. Ancak ki-kare uygunluk testinde gözlenen değerlerin %20’sinin beş ve beşten küçük olmaması bu analizi uygulayabilmek için en önemli varsayımlardan biridir.

McNemar Testi

Bağımlı gruplardan elde edilen ve nominal ölçek kullanılmak suretiyle ölçülmüş veriler için belli bir zaman dilimindeki (önce-sonra) değişiklikleri görebilmek için kullanılan parametrik olmayan bir analizdir. Özellikle deneysel serimlerde yapılan önce ve sonra ölçümlerin karşılaştırması için uygulanmaktadır.

Wilcoxon t Testi

Wilcoxon t testi, iki bağımlı örnek değerlerinin ortalamaları arasındaki farkın istatistiki bakımdan anlamlı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla uygulanan non-parametrik bir analizdir. Bu testi uygulayabilmek için verilerin en azından ordinal ölçek kullanılarak ölçülmüş olması gerekmektedir. Parametrik analizlerde bağımlı iki grup t-testinin karşılığıdır. Başka bir deyişle, iki bağımlı örnekte nicel veriler elde edilmiş ve veriler parametrik analiz uygulayabilmek için gerekli varsayımları yerine getirmiyorsa Wilcoxon t testinden faydalanılabilir. Wilcoxon eşleştirilmiş (bağımlı) iki örnek testi olarak da adlandırılmaktadır.

Dizi Testi

Ana kütleden seçilen bir örneğin tesadüfi olup olmadığını test eden parametrik olmayan bir analiz yöntemidir.

Kruskal-Wallis Testi

Kruskal-Wallis varyans analizi olarak da adlandırılan non-parametrik bir analizdir. İkiden fazla bağımsız gruptan nicel veriler elde edilmesi ve verilerin parametrik analizleri uygulayabilmek için gerekli varsayımları taşımadığı durumlarda Kruskal-Wallis testi kullanılabilir. Örnek hacmi 30’dan küçük olduğu zaman ikiden fazla grubun ortalamasını karşılaştırabilmek için uygun bir analizdir.

Kendal Tau b ve Spearman Sıra Korelasyon Analizleri

Korelasyon analizinin parametrik ve parametrik olmayan uygulamaları vardır. Korelasyon analizinin parametrik uygulamaları parametrik analiz yöntemleri bölümünde anlatılacaktır. Korelasyon analiz yöntemlerinden hangisinin kullanılacağı konusunda verinin ölçüldüğü ölçek tipi etkilidir. Kendal korelasyon analizi nominal veriler için, Spearman sıra korelasyon analizi ise ordinal veri için uygun bir analizdir.

Friedman Testi

İki veya daha fazla sayıdaki eşleştirilmiş örnek kütleyi karşılaştırmada kullanılmaktadır. Bağımlı (eşleştirilmiş) grup t testine benzemektedir. Testin yegâne şartı ise her bir anket için k sayıdaki değişenin 1’den k’ya kadar sıralanmış olmasıdır. Friedman testi de ki-kare dağılımına benzer bir dağılım göstermektedir. Her bir değişken için ortalama sıralama değeri hesaplanır ve karşılaştırılır. T testi ve tek yönlü varyans analizinin parametrik olmayan alternatifidir. Verilerin parametrik analiz yöntemlerini uygulanma şartlarını taşımadığı durumlarda uygulanmaktadır.

PARAMETRİK ANALİZ YÖNTEMLERİ

Saha çalışması sonucunda elde edilen veriler, analize hazır hâle getirildikten sonra uygun nicel analiz yönteminin seçilmesi gerekmektedir. Elde edilen veri kaliteli olsa bile eğer uygun analiz yöntemi kullanılmaz ise araştırma sonuçlarının güvenilirliği tartışılacaktır. Bu nedenle veri özelliklerine göre analiz yönteminin seçilmesi gerekmektedir. Yukarıda da ifade edildiği gibi nicel analizler veri özelliklerine göre parametrik ve parametrik olmayan analiz yöntemleri olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Bundan sonraki bölümde sosyal bilimler alanında yaygın kullanım alanına sahip olan parametrik analiz yöntemleri üzerinde durulacaktır.

Güvenilirlik Analizi

Araştırmanın amacı ve modeli doğrultusunda geliştirilen araştırma hipotezlerini test edebilmek amacıyla çok değişkenli istatistiksel analizler kullanılacaksa, öncelikli olarak güvenilirlik analizinin uygulanması gerekmektedir. Güvenilirlik kavramı, toplanan verilerin ne ölçüde tesadüfi hatadan (örnekleme hatasından) arındığını belirtir. Bunun ölçüsü, ölçeğin farklı zamanlarda veya farklı gruplarda aynı sonuçları hangi ölçüde verdiğidir. Ölçeklerin güvenilirliğini belirlemede farklı yöntemler vardır. Bu yöntemler aşağıda sunulduğu gibidir.

Test-Yeniden Test Yöntemi (Test-Retest)

Eşdeğer Ölçekler Yöntemi (Alternative Form)

İç Tutarlılık-İç Karşılaştırma Yöntemi (Internal Consistency- Internal Comparison)

Ölçeğin güvenilirliği test-yeniden test tekniği ile ölçülebilir. Test-yeniden test yöntemi, aynı örnek grubu üzerinde farklı zamanlarda yapılan ölçümün birbiriyle tutarlı olup olmadığını ölçmektedir. İki ölçüm arasındaki benzerliğin derecesi korelasyon katsayısı ile belirlenmektedir. Korelasyon katsayısının yüksek olması ölçeğin güvenilir olduğunu gösterir. Eşdeğer ölçekler yöntemi, genellikle ölçek geliştirme sürecinde kullanılan bir yöntemdir. Birbirinin aynı olduğu düşünülen iki ölçek hazırlanır. Bu ölçekler aynı cevaplayıcı grubuna iki farklı zamanda uygulanır. Sonuçta düşük korelasyon katsayısı ölçeğin güvenilir olmadığını ya da eşit olduğu düşünülen iki ölçeğin aslında birbirinden farklı olduğunu ifade eder. Yaygın olarak kullanılan güvenilirlik ölçümü ise içsel tutarlılıktır (Internal Consistency). İçsel tutarlılık, her bir değişkenin (item) ya da göstergenin aynı yapıyı ölçmesi anlamına gelmektedir. Tek bir değişken ile bir konunun ölçümü mükemmel olarak gerçekleştirilemediğinden birden fazla değişken kullanılmaktadır. İçsel tutarlılığın ölçümü ile ilgili olarak farklı yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemler değişken (parça)-bütün korelasyonu (item to total) ve değişkenler arası (inter-item) korelasyondur. Değişken-bütün korelasyonu 0,50’yi, değişkenler arası korelasyon ise 0,30’u aşmalıdır. İçsel tutarlılığın ölçümünde kullanılan bir başka yöntem ise, ölçeğin tümünün tutarlılığını gösteren Alfa (Cronbach Alpha) katsayısı yöntemidir. Alfa katsayısı için kabul gören alt sınır 0,70’tir. Fakat bazı keşfedici araştırmalar için bu sınır 0,60’a kadar düşebilmektedir (Hair vd., 1998: 118). Alfa katsayısı 1’e yaklaştıkça ölçeğin güvenilirliği artmaktadır. Veri analizi aşamasında, çok değişkenli analizler kullanılmadan önce güvenilirlik analizinin yapılması gerekmektedir.

T- Testi

T testi, sosyal bilimler alanında veri analizi sürecinde yaygın olarak kullanılan parametrik bir analizdir.

T testi, iki aritmetik ortalamanın birbirinden istatistiki anlamda farklı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla uygulanır. Diğer istatistiksel analizlerde olduğu gibi t testinin uygulanması için belli varsayımları vardır. T testi, örnek boyutunun küçük olduğu ve ana kütleye ait standart sapmaların bilinemediği durumlarda t dağılımından yararlanarak;

İncelenen bir değişken açısından bir gruba ait ortalama değerin önceden belirlenen (öngörülen) değerden farklı olup olmadığının,

İncelenen bir değişken bakımından bağımsız iki grup arasında anlamlı farkın olup olmadığının,

İncelenen bir değişken açısından herhangi bir grubun farklı şartlar altındaki tepkileri arasında istatistiki bakımdan anlamlı farklılığın olup olmadığının belirlenmesine yönelik hipotezleri test etmeye çalışan parametrik bir analizdir. Bu amaçları gerçekleştirebilmek amacıyla uygulanan üç farklı t testinden söz edilebilir. Bu testler aşağıda kısa bir şekilde açıklanacaktır.

Tek örnek t testi: Bir tek örneğe ait olan ortalamanın belirlenen bir değerden veya beklenen bir ortalamadan farkın ölçülmesi için yapılır. Hipotezi şu şekilde formule edilebilir;






a değeri sabit olarak araştırmacının farkına baktığı ortalama bir değer veya sabit sayı olabilir. Alternatif hipotez çift taraflı (≠) olabileceği gibi tek taraflı da (<. >) olabilmektedir. Örnek olarak, X süpermarketi yeni reklam kampanyasından sonra mağazalarından alışveriş yapanların %15 arttığını iddia edebilir. Ya da bir şirketin insan kaynakları yöneticisi çalışanlara verilen hizmet içi eğitimin müşteri şikâyetlerini %10 azalttığını ifade edebilir. Bu ve buna benzer iddiaların doğru olup olmadığını test edebilmek için tek örnek t- testi kullanılabilir.





Bağımsız iki grup arası farkların testi (independent samples t-test): Sosyoloji, psikoloji ve işletme araştırmalarında iki farklı kütle arasındaki fark ya da benzerliklerin tespit edilmesi önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bağımsız iki grup arasındaki farkı t-testi ile belirleyebiliriz. Hipotezleri şu şekildedir;

gösterilir. T testi yalnızca iki grubun farklı olup olmadığı hakkında bilgi verir. Grupların sayısının artması hâlinde farklı istatistiksel analizlerin uygulanması gerekmektedir.

Bağımlı iki grup t testi (paired t-test): Bağımsız iki grup arasındaki farkın belirlenmesine yönelik olarak uygulanan t-testinde örnekler (n1 ve n2) birbirinden bağımsız anakütlelerden gelmektedir. Ancak özellikle deneysel çalışmalarda gruplar üzerinde iki farklı ölçüm yapılması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.

Varyans Analizi

İki aritmetik ortalama arasındaki farkın istatistiki bakımdan anlamlı olup olmadığı t-testi ile belirlenirken, ikiden fazla grup ortalamaları arasındaki farkın istatistiki bakımdan anlamlılığı varyans analizi kullanılarak belirlenebilir. Bilindiği üzere, uygulamada ikiden fazla grubun karşılaştırılması gereken durumlarla sıklıkla karşılaşılabilmektedir. Gruplar arasındaki farkın hangi gruplar arasında olduğunu yani farkın nereden kaynaklandığını öğrenebilmek için kullanılan çoklu karşılaştırma testleri; Scheffe testi, Bonferonni testi, en düşük anlamlı farklılık (LSD) testi, Duncan çoklu aralık testi, Student-Newman-Keuls testi, Tukey gerçekten anlamlı farklılık testi olarak sınıflandırılabilir. Çoklu karşılaştırma testleri arasındaki esas fark, iki ortalama arasındaki farkı hesaplarken kullandıkları aralık büyüklüğündedir. Bu nedenle çoklu karşılaştırma testlerine çoklu aralık testleri de denilmektedir.

Varyans analizinin uygulanması için bağımlı değişkenin aralıklı ya da oransal ölçek kullanılarak ölçülmesi, bağımsız değişkenin ise nominal ya da ordinal ölçek kullanılarak ölçülmesi gerekmektedir. Bununla birlikte örnek büyüklüğünün normal dağılım sağlaması ve en azından 30 olması varyans analizi uygulayabilmek için ön şarttır. Varyans analizi tek yönlü olarak (ANOVA) gruplar arasındaki farklılığı inceleyebileceği gibi, çok değişken dikkate alınarak uygulanan varyans analizi de bulunmaktadır (MANOVA). Pek çok grubun birden fazla bağımlı değişken itibariyle birbirinden farklılaşıp farklılaşmadığını tespit edebilmek amacıyla çok yönlü varyans analizi (MANOVA) kullanılır.

Faktör Analizi

Sosyal bilimlerde yapılan araştırmalar da yaygın kullanılan çok değişkenli analiz tekniklerinden bir diğeri de faktör analizidir. Faktör analizi, araştırma kapsamında kullanılan değişkenlerle ilgili bir analizdir. Özellikle değişken sayısının azaltılmasında ve ölçek geliştirilmesinde kullanılan çok değişkenli bir analiz tekniğidir. Faktör analizi, temel olarak keşfedici-açıklayıcı (exploratory) ve doğrulayıcı (confirmatory) faktör analizi olarak ikiye ayrılır. Keşfedici faktör analizinde faktörün yapısı önceden bilinmemektedir. Veri, faktör yapısını açıklamak ya da tanımlamak için kullanılmaktadır. Keşfedici-açıklayıcı faktör analizi ile doğrulayıcı faktör analizi arasındaki temel farklılıklar aşağıdaki gibi özetlenebilir:




Sosyal bilimlerde yaygın olarak kullanılan faktör analizi, araştırmacıya daha sonraki analizlerde kullanılacak çok sayıda değişken yerine, değişkenleri temsil eden boyutlara indirgenmesini sağlamaktadır. Örneğin tüketicilerin X mağazasının imajını nasıl algıladıklarına yönelik yapılan araştırmada mağaza imajını ölçmek için kullanılan 41 değişken, uygulanan faktör analizi sonucunda mağaza atmosferi, mağazanın fiziksel özellikleri, hizmet, ürün, fiyat politikası, müşteri profili, promosyon ve reklam olmak üzere sekiz boyuta indirgenmiştir.

Regresyon Analizi

Regresyon analizinde bağımlı ve bağımsız değişken kavramı karşımıza çıkmaktadır. Bağımsız değişkendeki değişimin bağımlı değişken üzerinde değişime sebep olduğu durumlarda kullanılan bir analizdir. Sosyal bilimler alanında yaygın bir kullanım alanına sahiptir. Tek bir bağımsız değişkenin kullanıldığı regresyon tek değişkenli regresyon analizi olarak adlandırılırken, birden fazla bağımsız değişkenin kullanıldığı regresyon analizine ise çok değişkenli regresyon analizi adı verilmektedir. Regresyon analizi genel olarak aşağıdaki sorulara cevap aramada kullanılabilecek bir analizdir:

Bağımlı değişkendeki değişimin önemli bir kısmı bağımsız değişkenlerle açıklanabilir mi? (Bağımlı ve bağımsız değişkenler arasında bir ilişki var mıdır? )

Bağımlı değişkendeki değişimin ne kadarı bağımsız değişkenlerce açıklanabilmektedir? (İlişkinin şiddeti)

Değişkenler arasında ne tür bir ilişki vardır? (İlişkinin yapısının belirlenmesi- bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkinin matematiksel ifadesi)

Bağımlı değişkene ait ileriye dönük değerleri tahmin etmek mümkün müdür ve nasıl tahmin edilmelidir?

Belirli şartların kontrol edilmesi durumunda, spesifik bir değişken veya değişkenler grubunun diğer değişken veya değişkenler üzerindeki etkileri nedir ve nasıl değişmektedir?

Regresyon analizi ile bir değişken (bağımlı değişken-Y) diğerinin (bağımsız değişken-X) fonksiyonu olarak açıklanabilir. Şu şekilde gösterilebilir

Regresyon analizinde öncelikli olarak modelin geçerli olup olmadığı test edilmelidir. Bir başka deyişle, modelin tahmin için kullanılıp kullanılamayacağı belirlenmelidir. Eğer modeli geçerli ise daha sonra bₓᵧ kısmi korelasyon katsayısı veya katsayılarının sıfırdan anlamlı derecede farklı olup olmadığı test edilmelidir. Anlamlı değişkenler bu kısmi korelasyon katsayıları ile modele dâhil edilebilir. Belirlilik katsayısı, (R²) bir veya birden fazla bağımsız değişkende meydana gelen değişimin, bağımlı değişkendeki değişimin ne kadarını açıkladığını göstermektedir. Modelin açıklama gücünü gösteren R²değerinin en az %50 olması arzu edilir. Regresyon analizi çeşitleri aşağıda kısaca açıklanacaktır.

Tek değişkenli regresyon analizi:Tek değişkenli regresyon analizinde, bir bağımlı değişkeni açıklayabilmek amacıyla tek bir bağımsız değişken kullanılmaktadır. Başka bir değişle, modelde tek bir X ve tek bir Y değişkeni bulunmaktadır. Örneğin tüketicilerin kılık kıyafetlerine harcadıkları para miktarı ile tüketicilerin gelir düzeyi arasında ilişki olup olmadığını tek değişkenli regresyon analizi ile belirlemek mümkündür. Burada bağımlı değişken (Y) tüketicilerin kılık kıyafetine harcadığı para miktarı, bağımsız değişken (X) ise gelir düzeyidir.

Çok değişkenli regresyon analizi: Bir bağımlı değişken birden fazla bağımsız değişkenin olduğu regresyon analizi çok değişkenli regresyon analizi olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle, bağımlı değişkendeki değişimin bir bağımsız değişkenle açıklanamadığı durumlarda kullanılan bir analizdir. Örneğin satış elemanlarının performansı (bağımlı değişken) sadece onlara verilen kişisel satış eğitimi ile açıklanabilir mi? Satış elemanlarının performansı üzerinde verilen eğitimin yanı sıra kişilik özellikleri, deneyimleri, iletişim becerileri gibi faktörlerin de etkisi olabilir. Bu ve benzer konulara sosyal bilimler alanında sıkça rastlanılmaktadır. Araştırmacının ölçmek istediği, öğrenmek istediği olarak ifade edilen bağımlı değişkendeki değişim, çoklu regresyon analizi ile

belirlenebilir.

Lojistik regresyon analizi: Regresyon analizinin yukarıda bahsedilen iki uygulamasını kullanabilmek için değişkenlerin metrik düzeyde ölçülmesi gerekmektedir. Ancak bazı durumlarda bağımlı değişken kategorik olabilir. İşte bu durumda regresyon analizinin özel bir türü olan lojistik regresyon analizine başvurulabilir. Bağımlı değişkenin kategorik olması bakımından diskriminant (ayırma) analizine benzerlik göstermektedir. Örneğin mağaza markalı ürünleri satınalan tüketiciler ile satınalmayan tüketiciler arasındaki farklılıklar nelerdir? Yani tüketicilerin mağaza markalı ürünleri satın alıp almamasında etkili olan faktörleri lojistik regresyon analizi ile elde etmek mümkündür.

Zaman Serileri: Zaman içerisinde elde edilen düzenli verilerden hareketle, gelecek dönemler için tahminde bulunmayı amaçlayan regresyon analizidir. Verilerin sürekliliğine dayanarak gelecek tahmin modeli oluşturmayı amaçlamaktadır. Burada veriler farklı birimlerden elde edilmemekte yani tek bir kaynaktan gelmektedir. Örneğin otomobil satışlarının geçmiş yıl satış miktarlarına dayanarak tahmin edilmesi için zaman serileri analizinden faydalanılabilir.

Korelasyon Analizi

Sosyal bilimler alanında yaygın bir kullanım alanına sahip olan korelasyon analizinin parametrik ve parametrik olmayan uygulamaları vardır. Bu bölümde korelasyon analizinin parametrik olan uygulaması üzerinde durulacaktır. Korelasyon analizi, aralıklı ya da oransal ölçek ile ölçülmüş iki değişken arasındaki ilişkiyi, ilişkinin yönünü (pozitif veya negatif) ve gücünü tanımlamak için kullanılan bir analizdir.

Korelasyon analizi sonucunda r ile gösterilen korelasyon katsayısı elde edilir. Korelasyon katsayısı +1 ile -1 arasında bir değer alır. Katsayının +1 olması iki değişken arasında mükemmel bir doğrusal ilişkinin (x değeri bir birim artarken y değeri de bir birim artmaktadır) olduğunu gösterirken, katsayının -1 olması ise değişkenler arasında mükemmel bir ilişkinin olduğu fakat ilişkinin yönünün ters olduğu (x değeri artarken y değeri azalmaktadır) anlamına gelmektedir. Katsayının sıfır olması durumu ise iki değişken arasında herhangi bir ilişkinin olmadığı anlamına gelmektedir. Korelasyon analizinin parametrik uygulaması Pearson korelasyon analizidir. Başka bir deyişle, Pearson korelasyon analizini uygulayabilmek için verilerin en azından aralıklı ölçek kullanılmak suretiyle ölçülmüş olması gerekmektedir.

Kanonikal Korelasyon Analizi: Kanonikal korelasyon analizini anlayabilmek için, çoklu regresyon analizinin mantığını düşünmekte fayda vardır. Hatırlanacağı üzere, çoklu regresyon analizinde regresyon modelinin bir tarafında birden çok bağımsız değişken, diğer tarafında ise tek bir bağımlı değişken bulunmaktadır. Çoklu regresyon analizinde, birden fazla olan bağımsız değişken ile tek bir bağımlı değişken tahmin edilmeye çalışılmaktadır. Buna karşın kanonikal korelasyon analizinde eşitliğin her iki tarafında da birden fazla değişken bulunmaktadır.

Kanonikal korelasyon analizi, birden çok değişkenin bulunduğu iki veri seti arasındaki ilişkinin incelendiği çok değişkenli korelasyon analizidir. Setlerarası korelasyon analizi olarak da adlandırılmaktadır.



Kümeleme Analizi

Kümeleme analizi, bireyleri ya da objeleri belirli kriterler açısından benzerliklerine göre gruplandıran çok değişkenli bir istatistiksel analizdir. Analiz sonucunda elde edilen kümelerin içsel homojenliğinin yüksek olması gerekmektedir. Yani her bir grup ya da küme homojen niteliğe sahiptir. Her bir küme ya da grup kendi içinde birbirine benzer olup, diğer kümelerden ise belirlenen değişkenler itibariyle ayrılmaktadır. Kümeleme analizinin uygulanabilmesi için verilerin en azından aralıklı ölçekte ölçülmüş olması gerekmektedir.

Kümeleme analizi hiyerarşik (Hierarchical) ve hiyerarşik olmayan (K-Means) kümeleme analizi olarak ikiye ayrılmaktadır. Hiyerarşik olmayan kümeleme analizi K-Ortalamalar yöntemi olarak da isimlendirilebilmektedir. Hiyerarşik kümeleme analizinin farklı uygulama yöntemleri bulunmaktadır. Hiyerarşik kümeleme analizi, küme ya da grup sayısı hakkında araştırmacının daha önceden bilgi sahibi olmasını gerektirmediği için hiyerarşik olmayan kümeleme analizine göre bu bakımdan üstünlüğe sahiptir. Bununla birlikte, hiyerarşik kümeleme analizi, daha çok keşfedici nitelikteki araştırmalarda kullanılmaktadır. Ancak hiyerarşik kümeleme analizi sonuçlarının yorumlanması kolay değildir. Araştırma örneğinin büyük olması hâlinde, K-Ortalamalar yönteminin uygulanması önerilmektedir. Ancak K-Ortalamalar yönteminde küme sayısı araştırmacı tarafından belirlenmektedir. Bu nedenle K-Ortalamalar yönteminde, sistematik hatanın önlenebilmesi amacıyla çeşitli (örneğin 2’li, 3’lü, 4’lü kümeler için) küme sayılarına göre analizin uygulanması gerekmektedir. Kümeleme analizi sonucunda elde edilen kümelerin birbirinden anlamlı derecede farklı olup olmadığını tespit edebilmek amacıyla Varyans analizi (ANOVA) uygulanmalıdır.

Ayırma (Diskriminant) Analizi

Ayırma analizi, sosyal bilimler alanında yapılan araştırmalarda yaygın olarak kullanılan çok değişkenli bir istatistiksel analizdir. Özellikle bağımlı değişkenin nominal ya da kategorik, bağımsız değişkenlerin ise metrik olduğu durumlarda uygulanır.

Ayırma analizi, iki veya daha fazla sayıdaki grubun belirlenen değişkenleri itibariyle farklılığını ortaya koymak amacıyla kullanılan çok değişkenli bir istatistiksel analizdir.

Ayırma analizinin amaç/amaçları aşağıdaki gibidir;

Ayırma analizinin amaçlarından biri, önceden tanımlanmış iki ya da daha çok grubun ortalamalarının ayrıcı değişken setine göre anlamlı farklılıklarının olup olmadığının belirlenmesidir.

Ayırma analizinin diğer bir amacı ise, iki ya da daha fazla sayıda grubu birbirinden ayıran en önemli değişkenleri tespit etmektir.

Ayırma analizinin üçüncü amacı, ayırıcı değişkenlere göre birimleri (tüketiciler, firmalar, ürünler vb) diskriminant değerlerine göre sınıflandırmak için prosedürler geliştirmektir.

Ayırma analizinin dördüncü amacı ise, bağımsız değişken setleri tarafından şekillendirilen gruplar arasındaki ayırım boyutlarının kompozisyonunu ve sayısını belirlemektir

Ayırma analizlerinin amaçları yukarıda kısaca belirtilmiştir. Bu amaçlardan da anlaşılacağı üzere, Ayırma analizi, iki ya da daha fazla grup arasındaki farkı belirlemek, farkın neden kaynaklandığını ortaya koymak ve analiz birimlerini doğru sınıflara atayabilmek için kullanılan çok değişkenli bir analizdir.

İki gruplu ayırma analizi ile çoklu ayırma analizinin amacı aynıdır. Ancak analiz sonuçlarının yorumlanması bakımından farklılıklar bulunmaktadır. İki gruplu ayırma analizinde iki grup arasındaki farklılığı göstermek için bir ayırma fonksiyonu yeterli iken; çoklu ayırma analizinde gruplar arasındaki farklılıkları göstermek için, tek bir ayırma fonksiyonu her zaman yeterli olmamaktadır. Çoklu ayırma analizinde, iki gruplu ayırma analizinden farklı olarak, gruplar arasındaki maksimum farklılaşmayı sağlayacak minimum ayırma fonksiyonu sayısının belirlenmesi gerekmektedir. Gerek iki grup gerekse ikiden fazla grup için yapılan ayırma analizi sonucunda yapı matrisi elde edilir. Yapı matrisi her bir değişkene ilişkin ayırma yüklerini içermektedir. Ayırma yükü her bir bağımsız değişkenin ayırma fonksiyonuna olan katkısını gösteren ve sonuçların yorumlanmasında kullanılan bir değerdir.,

Çok Boyutlu Ölçekleme Analizi

Nesneler arasındaki ilişkilerin bilinmediği, fakat aralarındaki uzaklıkların hesaplanabildiği durumlarda uzaklıklardan yararlanarak nesneler arasındaki ilişkileri ortaya koymaya yardımcı olan bir istatistiksel analizdir.

Çok boyutlu ölçekleme analizi (Multi Dimensional Scaling) sosyal bilimler alanında özellikle tercihler, tutumlar ve eğilimler gibi verilerin analizinde kullanılan çok değişkenli bir istatistiksel analiz türüdür. Çok boyutlu ölçekleme analizi, algılama haritaları olarak da bilinir. Sosyal bilimlerde yaygın kullanım alanına sahiptir. Özellikle pazarlama araştırmalarında tüketicilerin objeleri nasıl algıladıklarına ilişkin araştırmalarda yaygın olarak kullanılan bir analizdir. Çok boyutlu ölçekleme analizi, tüketicilerin ürünleri, hizmetleri ya da şirketleri değerlendirmelerinin altında yatan temel boyutları tanımlamak amacıyla uygulanmaktadır.

Konjoint (Conjoint) Analizi

Konjoint analizi, değişkenlerin birbirlerine kıyasla tercih edilmeleri ve üstün görülmeleri mantığı içerisinde çalışarak, en çok tercih edilen değişken setinin oluşturulmasını amaçlayan çok değişkenli bir istatistiksel analizdir. Belirli sayıdaki değişken setleri için, bulunma veya bulunmama veya farklı durumlarda bulunma alternatifleri içerisinden en çok tercih edilen kombinasyonların belirlenmesinden sonra bu değişken setlerinin en ideal kombinasyonun elde edilmesi amaçlanır. Konjoint analizi, özellikle cevaplayıcıların ürün ya da hizmet tercihlerini nasıl yaptıklarını anlamaya çalışan çok değişkenli bir istatistiksel analizdir.

ÖZET:

•Araştırmanın amacı ve modeli doğrultusunda oluşturulan araştırma hipotezlerini test edebilmek amacıyla farklı istatistiksel analizler vardır. Araştırma sonuçlarının geçerli ve güvenilir olması için, veri analizi sürecinde uygun olan istatistiki analizler kullanılmalıdır. Ancak göz ardı edilmemesi gereken en önemli konulardan biri de istatistiki analizlerin uygulanması için bazı ön şartların olduğudur. Bu nedenle araştırmanın başından itibaren araştırma modeli, veri toplama yöntemi, örnekleme yöntemi (tesadüfi örnekleme yöntemleri- tesadüfi olmayan örnekleme yöntemleri), örnek büyüklüğü, ölçüm düzeyleri (nominal, ordinal, aralıklı ve rasyo) ve araştırma hipotezleri belirlenirken, veri analizinde kullanılacak analiz yöntemleri de düşünülmelidir.

•Parametrik olmayan analiz yöntemleri, nominal ya da ordinal ölçek kullanılmak suretiyle ölçülmüş olan verilere uygulanmaktadır. Parametrik analiz yöntemlerini uygulayabilmek için gerekli varsayımlar, parametrik olmayan analizler için geçerli olmamaktadır. Başka bir deyişle, parametrik olmayan analiz yöntemlerini uygulayabilmek için örneğin seçildiği anakütlenin dağılımı herhangi bir dağılım olabilir. Bu nedenle sahadan elde edilen verinin özellikleri düşünülerek araştırma hipotezlerini test edebilmek amacıyla parametrik olmayan analiz yöntemleri kullanılmalıdır. Her parametrik analizin parametrik olmayan bir karşılığı bulunmaktadır.

•Bu bölümde araştırma hipotezlerini test edebilmek amacıyla sıklıkla kullanılan Ki-kare analizi, Mann- Whitney U testi, işaret testi, Kolmogorov-Simirnov testi, dizi testi, McNemar testi ve Wilcoxon testi Kruskal-Wallis testi, Kendal Tau b ve Spearman sıra korelasyon analizleri ve Friedman testi gibi parametrik olmayan analiz yöntemleri kısaca açıklanmıştır. Bununla birlikte, sosyal bilimler alanında yapılan araştırmalarda yaygın bir şekilde kullanılan t-testi, güvenilirlik analizi, faktör analizi, kümeleme analizi, varyans analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi, çok boyutlu ölçekleme analizi, konjoint analizi gibi parametrik analiz yöntemleri üzerinde durulmuştur.



--------------------------------------------------------------------------------BİTTİ------------------------------------------------------------------------------------





SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 12

NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ

NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİNE GENEL BAKIŞ


Birçok araştırmada, araştırmanın amaç ve kapsamı doğrultusunda nicel ve nitel araştırmalardan biri tercih edileceği gibi bazı durumlarda aynı çalışmada tamamlayıcı olması bakımından ikisi birlikte de tercih edilebilmektedir. Ne tür durumlarda, nasıl bir araştırma yönteminin tercih edilmesinin uygun olduğunu anlayabilmek açısından nitel ve nicel araştırmaları karşılaştırmak, üstünlük ve zayıflıklarını göstermek yerinde olacaktır. Nicel ve nitel araştırma yöntemleri, amaç, kapsam, kullandığı metotlar konusunda farklılaşsa da her iki yöntem de sonuçta dış dünya ve onun içerisinde yaşayan insana ilişkin çok çeşitli bilgiler sunar.

Nitel Araştırma Süreci

Araştırma yöntemi her ne olursa olsun, güvenilir ve geçerli bilgilere ulaşmak için araştırma sürecinin başından sonuna kadar, araştırmanın amaç ve kapsamına uygun, sistematik olması gerekmektedir. Nitel araştırma süreci aşağıdaki aşamalardan oluşmaktadır:

1. Araştırma probleminin belirlenmesi

2. Kavramsal çerçevenin oluşturulması

3. Araştırma sorusunun yazılması

4. Araştırma örnekleminin belirlenmesi

5. Araştırmacı rolünün belirlenmesi

6. Veri toplama araçlarının/stratejilerinin geliştirilmesi

7. Veri toplama

8. Veri analizi, bulguların betimlenmesi ve yorumlanması

9. Sonuçların sınırlandırılması ve analitik genellemelere ulaşılması

10. Araştırmanın kuram ve uygulama için doğurduğu sonuçlar

Araştırma konusu bulma yol ve yöntemleri

Kişisel tecrübeler: Kişisel tecrübelerden yola çıkılarak araştırma konusu bulunabilir. Bazı durumlarda kişisel deneyim (kendinden bilme) ve çevresel gözlemler önemli bir veri kaynağıdır ve temel bilgi edinme yöntemlerimizden biridir.

Gazete, Televizyon gibi medyadaki haberler: Kimi zaman okuduğunuz veya izlediğiniz haberler çeşitli bilimsel sorunları ve araştırma konularını ortaya çıkarabilir. Örneğin televizyonda göçmenlerle ilgili okuduğunuz bir haber size ilham verebilir ve göçmenler araştırma konusu yapılabilir.

Çalışma alanınızdaki bir bilgi: Temel araştırmalar, kendinden önce yapılan araştırmaların üzerlerine yeni bilgiler ekleyerek ve onları geliştirerek yapılır. Söz gelimi ölüm cezasına ilişkin toplumsal değerlendirmelerle ilgili bir çalışmada ölüm cezasına insanların bakışına ilişkin çok sayıda çalışmada “dini inançların insanların ölüm cezalarına bakışına olan etkisi”nin araştırılmamış olduğu görülebilir ve bu bir araştırma konusu yapılabilir.

Bir problemi çözme: Uygulamalı çalışmalar genelde bir problemi çözme ihtiyacından ortaya çıkmaktadır

Toplumda öne çıkan güncel konular ya da önem verilen konular: Zaman zaman toplum açısından güncel ve önemli bulunan bazı konularda bilgi ihtiyacı önemli hâle gelebilir. Bu gibi konularda yapılacak araştırmalar, araştırma fonu verenler ve hükümetler tarafından da desteklenir ve bu konudaki araştırmalar ilgi görür.

Kişisel değerler: Bazı insanlar, dinî, politik ya da kültürel anlamda değerlerine çok bağlıdır ve çok önem atfederler

Gündelik hayat: Günlük yaşamda konu başlığı bulmak açısından inanılmaz kaynaklara sahiptir. Örneğin okuduğumuz bir roman, yolda giderken duyduğumuz bir söz, atasözleri, şarkılar bize konu bulmakta yardımcı olabilir.

Çalışma konularının nasıl bulunacağına ilişkin bilgiler verdikten sonra, araştıma sorusuna dönüştürme hususunda bilgiler vermek yerinde olacaktır. Araştırma probleminin belirlenmesi, araştırmanın bundan sonraki aşamalarını etkilemesi nedeniyle araştırmanın en önemli aşamasıdır.

Araştırma sorusu oluşturma

Araştırma sorusu ya da sorularının yazılması, araştırma problemi hakkında toplanacak bilgilerin daha spesifik bilgiler hâlinde getirilmesini sağlar. Araştırma süreci boyunca, ne tür sorulara cevap aranacağını, nelerin sorgulanacağını belirlenir. Araştırma konusunun araştırma sorusuna dönüştürülmesinde aşağıdaki yöntemler izlenebilir;

Literatürü inceleme: Yayımlanmış makaleler, araştırma sorusu belirlemede mükemmel kaynaklardır. Genelde aşağıdaki şekillerde araştırma sorusu önerebilirler.

Önceki araştırma konusu küçük değişikliklerle tekrarlanabilir.

Önceki çalışmalarda beklenmedik bulgular üzerine gidilebilir.

Makalenin sonunda yazar gelecek çalışma önerebilir.

Var olan çalışma veya teoriyi çok çeşitli yönleriyle genişletilmeye gidilebilir.

Varolduğu savunulan iddaların çürütülmesi düşünülebilir.

Kullanılan metodla sonuçlar arasındaki ilişkiye odaklanılabilir.

Fikirleri başkaları ile konuşmak:

Başkalarına çalışmayı düşündüğünüz başlık hakkında sorular sorarak fikirlerini alabilirsiniz.

Düşündüğünüz konuda sizden farklı düşünen insanlara ulaşarak, muhtemel araştırma sorularını tartışabilirsiniz.

Özelleştirme ya da daraltma:

Başlığı, belirli bir zaman aralığı ya tarihi dönemle sınırlandırabilirsi-niz.

Coğrafi sınırları ya da sınırlı bir topluluğu esas alarak çalışabilirsiniz.

Aralarında farklar olduğunu düşündüğünüz, çeşitli konularda alt gruplar ya da kategoriler oluşturarak çalışabilirsiniz.

Çalışmanın amacı ve arzu ettiğiniz sonuçları tanımlama:

Araştırma konusu, keşfedici mi, tanımlayıcı bir araştırma sorusu mu olacak?

Çalışma nasıl bir araştırma olmalı; uygulamalı mı, yoksa yalnızca literatür taramasına dayalı bir araştıma mı olmalı?

Bir diğer aşama olan kavramsal çerçevenin geliştirilmesi, iki açıdan çok önemlidir. Birincisi, araştırma problemi ile ilişkili olan konuların, değişkenlerin veya faktörlerin belirlenmesini sağlar. İkinci olarak, araştırma sürecinde tartışılan kavramlardan ne kastedildiği, ne anlaşılması gerektiği konularına netlik kazandırır. Özellikle sosyal bilimlerde, bir kelimenin geçmişteki anlamı, günlük hayattaki kullanımı, bilimsel kavram olarak anlamları çok farklı olabilir. Araştırma alan ya da örnekleminin belirlenmesi, gerek nicel gerekse nitel çalışmalarda elde edilen veri, bilgi ve bulguların doğruluğu, genellenebilirliği, geçerliliği gibi konuları yakından etkiler. Araştırmacı, nitel araştırmalarda hem araştırma sürecini etkileyen hem de süreçten etkilenen bir kişidir. Bu yoğun etkileşimin araştırma sonuçlarını etkilemesini engellemek için araştırmacının rolünün net olarak ortaya konması gerekmektedir. Ayrıca, araştırmacının, araştırmacı rolünden kaynaklanan, objektif değerlendirmeyi engelleyecek durumlarının farkındalığının sağlanması gerekmektedir. Veri toplama yöntemleri, birbirlerine oranla çeşitli avantaj ve dezavantalar içerir. Araştırma sürecinde, araştırma amaç ve kapsamını en iyi şekilde sağlayacak veri toplama yöntemi belirlenmelidir.

Veri toplama yöntemi belirlendikten sonraki aşama artık verilerin toplanması aşamasıdır. Kullanılacak her bir yöntemin kendine özgü, sistem ve süreçleri söz konusudur.

NİTEL ARAŞTIRMA TÜRLERİ, YÖNTEMLERİ

Odak Grup Görüşmesi


Odak grup, benzer, homojen özelliklere sahip yaklaşık 8-10 kişiden oluşur. Katılımcıların ve oturumu yönlendiren bir moderatörün katılımıyla gerçekleştirilir. Odak grup tekniğinde, katılımcılar arasında karşılıklı etkileşim vardır. Odak grup ortamı, katılımcılara düşüncelerini özgürlük ve kendini güvende hissetme duygusu verdiği ölçüde yaratıcı ve detaylı fikirlerin ortaya konulması sağlanabilir.

Grup sürecinde çoğu katılımcı, fikirlerinin gruptaki diğer katılımcılar tarafından paylaşıldığını gözlemlemeleri sonucu, fikirlerini daha açık şekilde ortaya koymaya istekli hâle gelirler. Bu da katılımcıların kendilerine yöneltilen sorulara daha içten ve dürüst cevap vermelerini sağlar. Ancak katılımcıların arasında baskın karekter ve görüşe sahip bir kişi varsa, diğerlerinin fikir ve düşünceleri üzerinde etkili olunabilir. Bu durumda da farklı görüş ve düşüncelerin alınmasından, bir fikir üzerinde odaklanma söz konusu olabilir.

Odak grup görüşmeleri belli bir ön hazırlık sürecinden geçmiş, kontrollü ortamda yapılan, çeşitli kayıt cihazları ve raportör eşliğinde ve grup yöneticisinin kontrolünde yapılan çalışmalardır. Bu çalışmanın sistematik süreci aşağıdaki aşamaları kapsamaktadır:

Açılış:
Araştırmanın amaç ve kapsamı katılımcılara anlatılır. Katılımcıların zihninde soru işaretleri varsa bunlar ortadan kaldırılmış olur. Amaç ve kapsamın dışında süreç ve nasıl yürütüleceğine ilişkin bilgiler verilmesi de oldukça yararlı olacaktır.

Soru sorma: Görüşme soruları genellikle yönetici tarafından sorulur. Bu aşamada sorulacak sorularla ilgili dört önemli nokta vardır. Bunların ilki açık uçlu ve yorum gerektiren sorular seçilmelidir. İkici olarak, genelden özele gidilmelidir. Üçüncü olarak, neden sorusu ihtiyatla kullanılmalıdır. Son olarakta araştırılan konuyu katılımcıların hafızalarında canlandıracak şekilde ifade edilmelidir.

Not tutma: Çalışma esnasında tutulan notlar genellikle çok farklı bilgiler içerir. Hangi ifadelerin daha güçlü bir şekilde vurgulandığı, daha sık geçen ifadeler, üzerinde en çok durulan konular, cevabı veren kişinin üslubu, beden dili gibi ayrıntılar bu bilgilerden bazılarıdır.

Süre ve molalar: Odak grup çalışmasının süresi genellikle 90-120 dakika arasında değişir. Katılımcı katkısının mümkün olabildiğince azami seviyede tutulabilmesi için çalışma esnasında ara verilmesi önemlidir.

Görüşmeyi tamamlama: Çalışma sonunda yönetici 2-3 dakikalık kısa özetin ardından katılımcıların eklemek istedikleri bir şey olup olmadığını sorarak görüşmeyi tamamlar.

Verilerin analizi: Görüşme sırasında elde edilen veriler; kullanılan kelimeler, cevabın verildiği bağlam, cevabın tutarlılığı, yorumların sıklıkları, aynı benzer yorumun kaç farklı kişi tarafından yapıldığı gibi hususlar ışığında yorumlanır.








Derinlemesine Görüşme

Derinlemesine görüşme, bir konunun detaylı olarak incelendiği, keşif amaçlı olarak katılımcı ile yüzyüze ve teke tek görüşmeye dayalı nitel bir araştırma tekniğidir. Bu tekniği diğer nitel araştırma tekniklerinden ayıran en önemli nokta, derinlemesine fikir, düşünce ve görüşleri elde edebilmesine imkân vermesidir. Derinlemesine görüşme tekniğinden özellikle yaratıcı fikirlerin saptanmasında ve konuyla ilgili çok detay duygu ve düşüncenin alınması gerekmesi durumlarında verimli olarak yararlanılabilir.
Kullanılacak nitel araştırma yöntemin seçiminde araştırmacıya yol gösterecek hususlardan biri de tekniğin fayda ve sakıncalarını göz önünde bulundurmaktır. Odak grup görüşmesi tekniğinin üstünlük ve sakıncaları:

Bu yöntemin hangi durumlarda kullanılmasının daha faydalı hangi durumlarda başka yöntemlerin kullanılması gerektiğini anlamak açısından, kullanılan yöntemin avantaj ve dezavantajları hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır. Derinlemesine görüşme yönteminin avantaj ve dezavantajları:




Delfi Tekniği
Delfi tekniği, birden fazla katılımcıdan aynı konu hakkında veri toplanması için uygulanan yöntemdir. Bu yöntemde katılımcılar odak grup görüşmesinden farklı olarak, birbirleri ile bir araya getirilmezler. Her katılımcıdan tek tek bilgi alınması yoluna gidilir. Delfi tekniğinin en önemli özelliği, araştırmacı bir taraftan, katılımcıdan veri toplarken diğer taraftan da katılımıcıyı başka katılımcıların fikir ve görüşleri hakkında bilgilendirerek, katılımcının görüşlerini tartıştırmasıdır.
İçerik Analizi
İçerik analizi; dokümanların, mülakat dökümlerinin ya da kayıtlarının karekterize edilmesi ve karşılaştırılması için kullanılan bir tekniktir. İçerik analizinde, araştırmacı belirli bir veri üzerinde nelerin, hangi sıklıkta, nasıl olduğunu araştırmanın yanısıra, verinin içeriğinde nelerin araştırılacağına kendi karar verir.
İçerik analizinin en önemli kullanım alanı, dağınık çok sayıdaki veriden özet, kategorik veriler elde etmektir. Herhangi bir içerik analizi temelde şu aşamalardan oluşur: analiz ünitesinin tanımlanması, kategorilerin seçilmesi, materyallerin kodlanması, materyallerin tablolaştırılması ve materyallerin gösterilmesi ya da sunulması. İçerik analizinde sıklıkla kullanılan önemli üniteler ise;
Kelimeler
Cümleler
Parafraflar
Temalar
Aksiyonlar
Örneklerdir.
İçerik analizi uygulanırken incelenecek materyalin yapısı ve sınırları net bir şekilde belirlenmelidir.

Gözlem

Gözlem, herhangi bir soru yöneltme söz konusu olmadan insanları, nesneleri ve olayları sistematik bir şekilde gözleyerek teşhis ve not etme sürecidir. Nitel araştırmalarda, gözlem sayısal veri üretmekten çok araştırmaya konu olan olay, olgu ve duruma ilişkin derinlemesine ve ayrıntılı açıklamalar ve tanımlamalar yapmaya yönelmektedir. Uygulanmakta olan gözlem türlerini dört sınıfta toplamak mümkündür:

Doğal ve Yapay Gözlem


Doğal gözlem, çevrede meydana gelen olayları, bir müdehâle olmaksızın ve habersiz olarak gözlemektir. Yapay gözlem ise, gözleme tabi tutulan insanlar yapay bir ortamda bir araya gelirler ve gözlem altında olduklarının farkındadırlar. Bu tür gözlem açık gözlem olarak da adlandırılır.

Tertiplenmiş-Tertiplenmemiş Gözlem

Eğer araştırmacı, gözlem yöntemlerinden birini kullanarak, hangi davranışı gözlemleyip kaydedeceğini önceden belirlediyse, yapılan gözlem tertiplenmiş bir gözlemdir. Burada araştırmaya konu olan davranışlar dışındaki davranışlar ihmal edilmekte ve kaydedilmemektedir. Tertiplenmemiş gözlemde ise, neyin ve nasıl gözleneceği önceden belirlenir.

Doğrudan- Dolaylı Gözlem

Doğrudan gözlemde gözlemci, davranışı kendisi anında gözleyip kaydetmektedir. Dolaylı gözlem ise, daha çok geçmişte meydana gelmiş olayları, uygun yollarla ve dolaylı bir şekilde gözlemektir. Eski kayıtlar arşivler incelenerek olayların incelenmesi buna bir örnektir.

Beşeri-Mekanik Gözlem

Beşeri gözlemler, herhangi bir mekanik alet kullanılmadan ve tamamen insanlar tarafından yürütülen gözlemlerdir. Mekanik gözlemler ise çeşitli ölçüm aletleri kullanılarak yapılan gözlemlerdir. Örneğin şehrin belli noktasın geçen arabaları tespit etmek istiyorsak, sabit bir noktaya yerleştirilecek kamera gözlemciden daha iyi iş görebilir

Gözlemlerin Yapılması

Gözlem yaparken araştırmacıların neleri, nasıl gözleyeceklerine ilişkin bazı hususların dikkatle değerlendirilmesi gerekir: Fiziksel çevreyi ayrıntıları ile tanımlamak gerekir. Bu tanımlama mümkün olduğunca, tanımlayıcı ve açıklayıcı olmalıdır. Örneğin çok sayıda insan yerine, 40 kişi ifadesi daha tanımlayıcıdır. Araştırmacı araştırmanın amacına göre önemli bulduğu her şeyi kaydeder. Bu süreçte not alma ve gözlem arasında denge kurulmalıdır. Gözlemcinin üzerinde durması gereken bir diğer konu da, gözlemin nerede ve hangi ortamda yapıldığı, ortamda kimlerin bulunduğu, ne tür etkinlikler ve davranışların bu süreçte oluştuğu, iletişim sürecinin özellikleri gibi konuların ayrıntılarıyla belirlenmesi ve bunlarla ilgili açıklayıcı notlar alınmasıdır.

Gözlemlerin Yöntemleri

Kalitatif araştırmalarda kullanılan birçok gözlem yöntemi vardır. Bu yöntemlerlerden en çok kullanılanları, mağaza denetlemeleri, mekanik araçlardan yaralanılarak yapılan gözlem ve dolaysız gözlemler, gizli müşteri yöntemleri olarak sıralanabilir.

Mağaza Denetlemeleri

Zaman zaman alışveriş yapılan mekânlar denetlenerek, stok durumları, fiyatlar gibi konularda gözlemler yapılır. Mağaza denetlemeleri daha çok işletmelerin aracıları, perakendeciler üzerinde uygulanır.



Mekanik Araçlardan Yararlanarak Gözlem

Araştırma konusu değişkenlerle ilgili husular, çıplak gözle görülme imkânı olmayabilir. Örneğin kişinin heyecanlaması, kalp atışlarının hızlanıp yavaşlaması gibi değişiklikler ancak çeşitli cihazlar yardımıyla daha doğru ve net ölçülebilir. İşte böylesi durumlarda gözlem için mekanik araçlardan yararlanılır. Bunlardan sıkça kullanılanları:

 Göz kamerası

 Göz bebeği kamerası

 Psikogavanometre

 Gizli televizyon kameraları

 Audiometre

Dolaysız gözlem

Bu tür gözlemde, olaylar veya davranışlar direkt olarak gözlenir. Gözlemi yapan arştırmacılardır. Herhangi bir araç kullanılması sözkonusu değildir. Araştırılacak konuya hâkim olma, objektiflik ve gözlemin yapıldığı koşulların iyi ve objektif tanımlanması bu yöntemle elde edilecek sonuçların yorumlanması için önemlidir.

Gizli Müşteri

Gizli müşteri olarak adlandırılan araştırmalarda, mağazadaki hizmet kalitesi, müşteri ilişkileri yönetimi, daha önceden belirlenen farklı koşullar altında araştırmacının kimliği belli edilmeden müşteri gibi davranarak ölçümlenmeye çalışılır.

Projeksiyon Yöntemleri

Odak grup görüşmesi, derinlemesine mülakat gibi kalitatif araştırma teknikleri, cevaplayıcıya doğrudan yaklaşan birer veri toplama yöntemidir. Ancak, araştımaya katılan bireyler, bazı durumlarda gerçeği ifade etmekten kaçınabilir, ya da olduğundan farklı şeklerde ifade edebilir. İş bu noktada projeksiyon yöntemi, cevaplayıcıların araştırma konusundaki şuuraltı güdülerini inançlarını ve duygularını yansıtmak için düzenlenmiş dolaylı sorgulama yöntemleridir.

Projeksiyon yöntemlerinden en çok kullanılanları:

Kelime çağrışım testi

Cümle tamamlama testi

Öykü tamamlama testi

Temel algılama testi

Karikatür (balon) testi

Rol oynama (üçüncü kişi) testi

Projeksiyon Yöntemlerinin Değerlendirilmesi

Öncelikle üstün yanlarından bahsedecek olursak;

Kendisi hakkında bilgi vermekten kaçınan veya çarpıtarak verebilecek kişiler veya bu duruma neden olabilecek konular üzerinde araştırma yaparken projeksiyon yöntemleri bu olumsuzlukları gidermek açısından çok faydalı olabilir.

Projeksiyon yöntemini kullanmanın en önemli dezavantajı ise;

Her aşamasında uzman kişilere ihtiyaç duyulmasıdır. Araştırmanın sonuçlarının sağlıklı değerlendirilmesi tamamen uygulayıcıların uzmanlıklarına bağlıdır.

Söylem Analizi

Söylem analizi, söylemi esas almakta ve günlük cümlelerin veya metinlerin söylenme bağlamında incelenmesine dayanmaktadır. Postmodernizmin bir ürünü olan söylem analizi sosyal psikoloji ve simgebilim (semiotics) ekseninde gelişmiştir. Söylem analizi bir anlamda metin veya konuşma biçiminde kullanılan dilin detaylı olarak analiz edilmesidir. Analizde en dikkatli olunması gereken nokta, kaynaktan elde edilen veri setinin gerçekten homojen bir yapıya sahip olup olmadığının saptanmasıdır. Bu amaçla gerçek anlam, mecaz anlam ve metafor kavramların bilinmesi, araştırmacıya analitik düşünmede yardımcı olacaktır.

Verilen mesajların ne olduğunun ortaya konması için anlambilimsel, söz dizimsel ve gösterge bilimsel yazılı, sözlü ve görüntülü mesaj üzerinden çözümlemesi gereksinimi vardır. Bu kapsamda söylem analizinin temel kavramları aşağıdaki başlıklar altında toplamak mümkündür.

Anlam bilimsel (semantik): Anlambilimsellik söylemleri, sözcük ve cümlelerin dilbilimsel anlamlarıyla ilişkilendirmek suretiyle açıklamayı içermektedir. Anlambilimde bu inceleme yapılırken metin ile kullanıcısı arasındaki ilişkiler de göz önünde tutulmaktadır.

Söz dizimsel (sentaks): Söz dizimsellik, sözcükleri gerek cümle içinde gerekse ifadenin tamamında aldıkları yere göre anlamlandırmayı hedeflemektedir. Bir sözcüğün cümlenin başında, ortasında ya da sonunda yer alması, o ifadenin anlamlandırılmasında farklılıklar ortaya çıkarmaktadır.

Gösterge bilim (semiyoloji): Gösterge bilim, söylemin analiz edilmesinde simgelerden yararlanmayı amaçlar. Anlamın saptanmasında sözü simgeyle ilişkilendirmenin mümküp olup olmadığını ele almaktadır.



Söylem analizinin genel özelliklerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

Söylem analizi, disiplinler arası bir yaklaşımdır. Söylem analizinde, sosyoloji, felsefe, psikoloji, iletişim tarih gibi farklı disiplinlerin yaklaşımları kullanılmaktadır.

Söylem analizi, araştırma alanı olarak çok farklı konulara yönelmektedir. Politik, dini, sanatsal, bilimsel söylemlerin yanı sıra dildeki çeşitili kavramlar ve dilbilimsel özellikler de söylem analizinin inceleme alanına girmektedir.

Söylem analizi, metnin görünen yüzünden çok onun alt metninin ne olduğu, esas olarak da o metnin yazarının niyetinin

Söylem analizi, söylemin etkinliği açısından da önemli çıkarımlar sağlayan bir analizdir.

Söylem analiziyle, söylemde yer alan bilgilerin başka ilgili kültürler tarafından da anlaşılıp anlaşılmayacağı belirlenebilir.

NİTEL ARAŞTIRMALARIN SONUÇLARININ YORUMLANMASI

Bilimsel bilgi; zaman, ekonomik imkânlar, araştırma yapma güçlükleri gibi kısıtlayıcı faktörler altında üretilir. Fen bilimlerinde, labaratuvar koşullarında araştırma yapma imkânı vardır. Bu nedenle, fen bilimlerinde “normal şartlar altında”, “odak sıcaklığında” gibi ifadelerle yapılan deney ve çalışmaların net sonuçları ifade edilebilir. Ancak sosyal bilimlerde labaratuar, çoğunlukla toplum olduğu için yapılan ölçüm ve çalışmaları sınırlandırmak, konu üzerinde etkili olabilecek diğer etkenlerden soyutlamak oldukça güçtür. Araştırma sonuçları değerlendirilirken ya da yapılan araştırmanın bilimsel değeri tespit edilirken o araştırmanın güvenilirlik ve geçerliliği hakkında fikir sahibi olmak gerekmektedir. Nitel araştırmada sağlamlığı oluşturan unsurlar şunlardır:

Kuram ve yöntemin diyaloğu

Eleştirel farkındalık ile dürüstlük

Geçerlilik ve güvenilirliktir.

Kuram - veri etkileşimi: Yeni bir şeyler öğrenebileceğimiz araştırma, teori ile yöntemin, literatür ile sahadaki verilerin sürekli iletişimi ile gelişen bütünlüğü sonucu ortaya çıkar.

Eleştirel fakındalık: Nitel araştırmacılar olarak gözlemcinin belli bir konumu olduğunun ve bu konumunun onun algı, görüş ve duygularını şekillendirdiğinin farkında olması gerekir. Bu farkındalık onun kendi fikir, inanç ve kabullerini sorgulamasını gerektirir.

Geçerlilik ve güvenilirlik: Güvenilirlik ölçmenin tekrarlanması durumunda ortaya çıkan tutarlı sonuçlardır. Nitel araştırmalarda ölçmenin tekrarlanma imkânı ya da aynı şartları sağlayarak aynı sonuçları alma çok fazla yoktur.

Nitel araştırmalarda güvenlilir bilgi yaratmanın önünde iki temel tehlike bulunmaktadır. Birincisi araştırmacının kendisinin yanılgı ve önyargılarıdır. İkincisi ise araştımaya konu olan kişinin, içten ve samimi olmayan tepkileridir. Bu iki olumsuz durumu elimine edebilmek için aşağıdaki önlemler alınabilir;

Sahadakilerin araştırmacıya güvenip açılmalarını sağlayana ve sahayı yakından tanıyana kadar sahada çalışması

Veri kaynaklarında ve örneklemde çokluk

Veri çözümlemede çokluk ve çeşitlilik

Araştırmanın güvenilirliği ve geçerliliğine ilişkin bilgiler elde edildikten sonra, nitel araştırma sonuçlarının değerledirilebileceği yerler hakkında bilgi verilebilir. Nitel araştırmalar, sonuçları aşağıdaki şekillerde değerlendirilebilir;

İyi bir nitel araştırma sonucunda elde edilmiş sonuçlardan hareketle, analitik genellemeler ve buna bağlı olarakta model geliştirme ve kuram oluşturma gibi bilimsel katkılar sağlanabilir.

Nitel araştırmalar, nicel verilere derinlik, ayrıntı ve anlam kazandırmak amacıyla kullanılabilir. Nicel araştırmalarla elde edilmiş sayısal veriler bazen sadece birer istatistik olarak kullanılır. Hâlbuki bu istatistikler değişik nitel yöntemlerle sorgulandığında çok farklı ve zengin sonuçlara ulaşılabilir.

Nitel araştırma sonuçları, çeşitli konularda karar alıcı ve uygulayıcılar içinde rehberlik etmede kullanılabilir.



ÖZET:

•Kalitatif yöntemler, kantitatif ya da nitel araştırma yöntemlerinin sağlayamadığı, olayların, olguların daha çok kökenine ilişkin bilgiler elde etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, bir çok kalitatif araştırma teknik ve yöntemi geliştirilmiştir. Bir araştırma problemi hakkında uzmanları bir araya getirerek sistematik bir şekilde onların görüşlerini almak ve bu görüşlerden yola çıkarak, araştırma problemi hakkında bilgi sahibi olmak için odak grup görüşmesinden yararlanılmıştır. Odak grup görüşmesinde, grup içerisindeki etkileşimden kaynaklanan olumsuzlukları gidermek, daha esnek hareket ederek, araştırma örneğinden daha detaylı bilgiler elde edebilmek için derinleme görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Bir anlamda hem odak grup görüşmesindeki daha fazla örneğe ulaşmak hem de odak grup görüşmesinin bazı olumsuzluklarını elimine ederek, farklı görüş ve fikirleri de araştırmada bulundurmak amacıyla, delphi tekniği geliştirilmiştir. Çevremizde onlarca bilgi kaynağının verinin, daha sistematik ve objektif bir şekilde değerlendirilebilmesi için, içerik analizinden faydalanılmıştır. İnsanoğlunun en eski bilgiye ulaşma yöntemi olan gözlem, daha sistematik bir hâle getirilerek bazen teknik imkânlardan da yararlanılarak bilgi üretmekte etkili bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Bazen insanların, bildiklerini, düşündüklerini toplumsal baskılardan, yanlış anlaşılacağını düşünmesi gibi nedenlerden dolayı ifade etmekten kaçındığı bilgilere ulaşmak içinse projeksiyon tekniklerinden yararlanılmaktadır. Son olarak, insanların ne söylediğini, nasıl söylediğini, aslında ne demek istediğini anlamak için sözlerinden hareket edilerek sonuçlara ulaşmak için söylem analizi kullanılmaktadır.





-------------------------------------------------------------------------------BİTTİ-------------------------------------------------------------------------------------



SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 13

BİLİMSEL ARAŞTIRMALARDA KAYNAKLARA ULAŞMA VE KAYNAKLARIN GÖSTERİMİ

BİLİMSEL KAYNAK TÜRLERİ VE ÖZELLİKLERİ


6. ve 7. bölümde birincil ve ikincil kaynaklar hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Bu bölümde öncelikle ikincil kaynaklar üzerinde durulacağından, birincil kaynak ve ikincil kaynaklar hakkında kısa bir hatırlatma yapılacaktır. Özel bir amaçla, araştırmacı ya da bilgiye ihtiyaç duyan kişinin bizzat kendisinin araştırma yapmak suretiyle elde ettiği bilgilere birincil kaynaklar diyoruz. Bunlara doğrudan sahadan toplanan verileri, bilim adamlarının bizzat kendilerin yapmış oldukları akademik çalışmaları örnek olarak verebiliriz. Birincil kaynaklar, ikincil kaynaklara nispeten amaca daha uygun bilgiler elde etme imkânı sağlasa da zaman, ekonomik problemler, araştırma güçlükleri gibi nedenlerle her zaman birincil kaynaklara başvurmak zordur.

İkincil kaynakların birincil kaynaklara göre bazı avantajları;

Kolay ulaşılabilir,

Daha az maliyetli,

Çabuk ulaşılabilir olmalarıdır.

İkincil kaynakların birincil kaynaklara göre bazı dezavantajları ise;

Verilerin doğruluğu her zaman kanıtlanamayabilir. Örneğin bir gazete yazısındaki bir iddianın nasıl araştırıldığı, elde edilmesinde hangi metotların kullanıldığı, kim tarafından ortaya konulduğu bilinemeyebilir

Nüfus istatistikleri, aylık, yıllık raporlar daima dönem sonlarında hazırlandığı için, en fazla belirtilen geçmiş döneme ait bilgileri içerdikleri için verilerin güncellik problemi ortaya çıkâr.

İkincil kaynaklarda istatistikler, araştırmacının amacını tam kârşılamayabilir. Şöyle ki; nüfusla ilgili ikincil bir veri, yaş gruplarını çocuklar, gençler, orta yaşlılar ve yaşlılar olarak tasnif etmiş olabilir. Hâlbuki araştırmacının işine yarayacak olan tüm yaşları içeren bir istatistik olabilir.

Uygulamada birincil ve ikincil veriler birlikte kullanılmaktadır. Çoğunlukla, araştırmacı kolayca ulaşabileceği, çalışması için temel teşkil edebilecek ikincil verilerden yararlanmaktadır.

BİLİMSEL KAYNAKLARA ULAŞMA

Konunun geçmişi hakkında kaynakları taramak ve bilimsel çalışmalarda bu kaynaklara yer vermek yapılan çalışmalara önemli katkılar sağlar. İyi bir literatür taraması yapmak, yapılan literatür taramasını çalışmalara yansıtmak okuyucuda yazarın ya da araştırmacının konuya hakim olduğu inancını doğurur.

Birçok amaçla literatür taraması yapılmakla birlikte, literetatür taramaları amaç ve kapsamlarına göre altı başlık altında toplanabilir;

Durum İncelemesi (Contex Review):
Araştırmacı ya da yazar, çalıştığı spesifik alanla o konudaki geniş literatür arasında bağ kurar. Genellikle, çalışmaların başlangıç kısımlarında, çalışma konusunun geçmiş bir perspektiften hareketle nasıl gelişip şekillendiği hakkında bilgi verir.

Tarihî İnceleme (Historical Review): Yazar, zaman içerisinde konuların izlerini arar. Bu yöntemle teori veya araştırma metotlarının zaman içerisindeki gelişimini göstermenin amaçlandığı da söylenebilir.

Bütünleştirici İnceleme(Integrative Review): Yazar, konusundaki farklı görüş ve düşünceleri bir başlık altında sunar ve özetler. Genellikle, farklı görüş ve düşüncedeki çalışmalar başka bir çalışmada bir araya getirilerek farklı bir makele ya da çalışma olarak sunulabilir.

Metodolojik İnceleme (Methodological Review): Yazar çeşitli çalışmaların göreceli yöntem ve bilimsel güçlerini kârşılaştırır ve değerlendirir, farklı yöntemlerin (araştırma tasarımları, ölçekler örneklemler) nasıl veya ne şekilde farklı sonuçlara ulaştığını gösterir.

Kişisel Deneyim İncelemesi ( Self-Study Review): Yazarın, bir alana yakınlığını ifade ettiği inceleme yöntemidir. Genellikle eğitim programlarının ya da bir eğitimi almadan önce olması gereken alt yapının bir parçasıdır.

Teorik İnceleme (Teoric Review): Yazar belirli bir konudaki teori ve kavramlara odaklanarak, o konuyla ilgili temel varsayımları, mantıksal tutarlıkları veya bu teori ve kavramların kapsamı hakkında bilgiler verir.

Literatür Taraması Aşamaları ve Özellikleri

Etkin ve verimli bir literatür taraması aşığadaki sistematik dâhilinde yapılır;

Literatür taraması yapılacak konuyu net bir şekilde tanımlamak

Nasıl araştırılacağını tasarlamakAraştırma raporları ya da verilerini toplamak

Makaleleri değerlendirmek

Not almak ve nelerin alıntı yapılacağına kârar vermek

Literatür taraması yapılacak konuyu seçip, netleştirdikten sonra ikinci aşamada, araştırma ya da taramanın nasıl yapılacağı dizayn edilir. Üçüncü aşama olarak, araştırma raporları ya da verileri bulmak için nerelere bakılacağı, aranılanların nerede bulunacağına ilişkin kârarlar verilir. Bilimsel makaleler, bilimsel nitelikteki kitaplar, tezler, hükümet dokümanları gibi kaynaklar üzerinden literatür taraması yapılabilir. Ne tür bilgi kaynaklarından, yararlanılacağına ilişkin kârar verilip, bunlara ulaşıldıktan sonra yapılacak şey bu çalışmaları okumak ve değerlendirmektir. Bu kolay bir iş değildir. Ancak zaman içinde araştırmacı konu hakkında uzmanlaşacağından daha da kolaylaşacaktır.

Etkin bir okuma sistematiğini aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz;

Öncelikle başlık dikkatlice okunmalı. Başlık, çalışmanın konusu, önemli değişkenleri, ne tür bir örnek üzerinde çalışıldığı, kullanılan metot ve sonuçlar hakkında fikir verir. İyi hazırlanmış bir başlık, çalışmanın konusu, önemli değişkenleri, ne tür bir örnek üzerinde çalışıldığı, kullanılan metot ve sonuçlar hakkında fikir verir.

İkinci olarak özetler çok dikkatli bir şekilde okunmalıdır. İyi bir özet, çalışma hakkında kritik konuları, çok önemli bilgileri okuyucuya sunar. İyi bir özette, çalışmanın amacı, kullanılan yöntem veya metot, saha araştırması ise nasıl bir örnek üzerinde çalışıldığı, önemli bulgular hakkında bilgi verir. Başlıktan sonra özeti de okuduktan sonra çok daha detaylı bilgiye sahip olunmuş olur.

Üçüncü aşamada, göz gezdirme yoluyla makale hızlı bir şekilde taranır. Öncelikle, çalışmanın giriş kısmı ve sonuç veya bulgularına hızlıca göz atılır. Eğer buralarda da çalışmanın detayına girilmesi, bakılması gerektiği düşüncesi olursa tek tek detaylar üzerinde durulabilir.

Üç aşama sonucunda araştırma veya literatür taraması için çok temel olabilecek çalışmalara ayrıca özen gösterilerek okumaların yapılması gerekmektedir

Araştırma türüne veya çeşidine bağlı olarak, çalışmada araştırmanın metodolojisi bölümü ve araştırma hipotezleri bölümü bulunur. Bu bölümde, araştırmanın değişkenleri, veri toplama yöntemleri, değişkenlerin nasıl ölçüldüğü, araştırma örnekleme yöntemi ve araştırma örneği hakkında detaylı bilgiler sunulur.

Araştırmanın metot bölümünden sonra, sonuçlar veya bulgular bölümü gelir. Bu kısımda ise, kantitatif bir çalışmaysa, istatistiki tablolar, yüzdeler, fonksiyonlar, ilişkilerin fonksiyonların anlamlılıkları gibi bilgiler sunulur.

Bazı araştırmalarda, sonuçlar bölümü ile tartışma bölümü birlikte verilir. Bazılarında ise tartışma ayrı bir bölüm olarak verilir. Tartışma bölümü, geçmiş teorik veya araştırmaya dayalı bulgularla, araştırmanın mevcut bulgularını kârşılaştırmak, tartışmak üzerine kurulur.

Yukârıda araştırmanın nasıl değerlendirileceğine ilişkin bilgiler verildikten sonra, okunan literatürle ilgili not alma, nelerin kaydedileceğini ya da alıntı yapılacağını belirleme, alıntıları organize etme gibi konulara kârar verilir.

Kütüphanelerden Yararlanma

Birçok araştırmanın temel çıkış noktası, literatür taraması diye de adlandırılan, daha önce yapılan çalışmalara ulaşmak şeklinde olmaktadır. Araştırmacı bu sayede, konunun geçmişi hakkında önemli bilgi ve bulgulara ulaşmaktadır. Araştırma yaparken faydalanılacak en eski ve en kullanışlı yerlerden biri kütüphanelerdir. Araştırmacılar, kütüphaneleri yalnızca bilgi almak için değil aynı zamanda, ürettikleri bilgilere başkaları tarafından ulaşılmasını sağlamak amacıyla da kullanmaktadırlar.

Kütüphanelerde kullanılan sınıflandırma sistemleri

Kütüphanelerden kolayca yararlanabilmek için öncelikle, kütüphanelerin tasnif sistemleri hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Kütüphanelerde kaynaklara ulaşabilmeyi kolaylaştırmak için çeşitli sınıflandırma ve sistematikler geliştirilmiştir. Kütüphanelerde konularına göre kullanılan iki yaygın sınıflandırma sistemleri DEWEY Desimal Sistemi ile KONGRE Kitaplığı Sistemidir. Örneğin Millî Kitaplıklarda DEWEY' den uyarlanmış bir sınıflandırma sistemi kullanılmaktadır. KONGRE kitaplığı sistemi, büyük kitaplıklar için daha kul-lanışlıdır. Hacettepe Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi gibi yeni kuruluşlar KONGRE sistemini seçmişlerdir.

DEWEY Desimal Sisteminde belgeler konularına göre 10 sınıfa ayrılır. Sınıflar sıfırdan başlayarak 100 ve katları ile numaralandırılır. Her sınıf kendi içinde alt sınıflara ayrılır. Ana sınıflar ve numaraları şöyledir:

000 Genel Konular 100 Felsefe, Psikoloji 200 Din 300 Sosyal Bilimler 400 Dil bilim 500 Temel Bilimler 600 Uygulamalı Bilimler 700 Güzel Sanatlar 800 Edebiyat 900 Tarih, Coğrafya

KONGRE Kitaplığı Sisteminde ana sınıfların sayısı 20 olup gruplama büyük harflerle yapılır.

Her sınıftaki alt sınıflar harflere eklenen sayılarla belirlenir. Bu sistemdeki ana sınıflar ve harfleri şöyledir.




N- Güzel Sanatlar
P- Dil bilim, Edebiyat
Q- Fen
R- Tıp
S- Tarım
T- Teknoloji
U- Askerlik
V- Deniz
Z- Kütüphane
Genel Konula
Felsefe, Din

Tarih D- Dünya Tarihi

EF- Amerika

G- Coğrafya, Antropoloji

H- Sosyal Bilimler

J- Politik Bilimler

K- Hukuk

L- Eğitim

M- Müzik



Kütüphanelerde ulaşılabilecek kaynaklar ve özellikleri

Kütüphanelerde kitap, dergi, gazete, sesli ve görüntülü kaynaklar gibi birçok kaynağa ulaşılabilmektedir. Sosyal bilimler açısından sıklıkla kullanılan kaynaklar hakkında kısa bilgiler aşağıda sunulmuştur.

 Bibliyografyalar: Bibliyografyalar, bir ülkede ya da bir konuda belirli bir süre içinde yayınlanmış eserlerin tümünü kapsayan kitaplardır. Bibliyografyalarda, bibliyografyanın türüne göre, kapsamlı kaynak bilgisi mevcut olduğundan araştırmacıya, konuyla ilgili ne tür çalışmaların, nerelerde kimler tarafından yapıldığına ilişkin bilgileri elde etme kolaylığı sağlar. Birçok konuda bibliyografya türü vardır. Bunlar;

Millî bibliyografyalar

Şahıs bibliyografyaları

Konu bibliyografyaları

Üniversite yayınları bibliyografyaları

Kurumların yayın bibliyografyaları

Bibliyografyalar bibliyogrası

Süreli Yayınlar: Süreli yayınlar; gazeteler, magazin gazeteleri, yarı profesyonel dergiler, tamamen bilimsel çalışmaların sunulduğu dergilerden oluşmaktadır. Araştırmacıların sıklıkla kullandığı çalışmalar, bilimsel makalelerdir. Makaleler belirli bir bilimsel konuda, bilimsel metot ve yöntemler kullanılarak yapılan çalışmalardır.

İstatistikler: Birçok ülkede, birçok kurum ve kuruluş, sosyal, ekonomik ve politik konularda peryodik olarak istatistikler yayınlanmaktadır. Bu istatiklerin elde edilme yöntemleri, metodları ve sistematikleri de çoğunlukla verilmektedir.

Ansiklopediler: Araştırmacılar, konuyla ilgili öncelikle derli toplu bilgilere ulaşmak için ansiklopedilere başvurabilirler. Buradaki ansiklopedi maddeleri yol gösterici olacaktır. Ana Britannicca, Meydan Larausse, İslam Ansiklopedisi bunlara örnek verilebilir.

Doktora ve Yüksek Lisans tezleri: Üniversitelerde, akademisyenler nezaretinde hazırlanan tezlerde, hazırlandığı üniversitenin, enstitünün

kütüphanesinde ve yök dokümantasyon merkezinde bulunur. Bilimsel metotlarda ve bilim adamlarının nezaretinde hazırlandığı için önemli kaynaklardır.

Uzmanlık tezleri: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Maliye, Devlet Planlama Teşkilatı gibi bazı kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar da uzman yardımcılığından uzmanlığa yükselebilmek için uzmanlık tezleri hazırlarlar. Bu tezler de, ciddi ve titiz çalışmalar sonucunda yapılan tezlerdir. Bu çalışmalardan da yararlanılarak bilimsel yazımlara katkı sağlanabilir.

 Kanunlar: Kanunlar Resmi Gazetede çıktıktan sonra yürürlüğe girerler. Ayrıca, kanunlar dergisi gibi sürekli kanunlarda yapılan değişiklikler hakkında yayınlar yapan dergiler de mevcuttur. Spesifik olarak, kanun kitaplarına da kütüphanelerden ulaşılabilir

İnternet Kaynaklarından Yararlanma

Günümüzde iletişim imkânlarının artması, yazılım ve donanım teknoloji ve bilgisinin gelişmesi nedeniyle bilgisayarlar ve internet, araştırmacılara birçok hizmet ve kolaylık sağlamaktadır. İnternet üzerinde çok miktarda bilgi bulunur. İnternet vasıtasıyla büyük kütüphanelerde bile ulaşılamayacak kadar bilgiye ulaşılabilir. Ayrıca şirketlerin, kamu kurum ve kuruluşlarının, kâr amacı gütmeyen organizasyonların, müzelerin ve kütüphanelerin çoğunun ürünleri, hizmetleri veya koleksiyonlarıyla ilgili web siteleri vardır. Birçok birey, hobileri ve ilgi alanlarıyla ilgili web günlükleri olarak adlandırılan kişisel günlükleri bulunan web siteleri yayınlamaktadır.

Araştımalarda İnternet Kullanmanın Avantaj Ve Dezavantaları

İnternet üzerinden araştırma yapmanın birçok avantaj ve dezavantajı vardır. İnternetten araştırma yapmanın avantajlarını şöyle sıralabiliriz;

İnterneti kullanmak kolay, ucuz ve hızlı bir yöntemdir. İnternet her yerden her türlü bilgiye ulaşma imkânı sağlar. Yedi gün yirmi dört saat hizmet verdiği için kütüphaneler gibi belli bir saate bağlı değildir.

İnternet geleneksel yol ve yöntemlerle elde edeceğiniz bilgi kaynaklarına ulaşma imkânı da sunar. Ayrıca, bunların taranıp sınıflandırılma kolaylığı ve hızı da eklenebilir.

İnternet sınır tanımayan bir veri imkânı sağlar. Başka ülkelerdeki, normalde ulaşma imkânının olmadığı, bilgileri elde edebilirsiniz. Bazen, resmî yollarla bile elde edilemeyecek bilgi internet üzerinden kullanıma sunulabilir.

İnternet, çok çeşitli bilgi kaynaklarını çok çeşitli formatlarda araştırmacı ya da ilgililere sunar. Örneğin bir akademisyen, öğrencisine anlatacağı dersin power point sunularını internette bulabilir ya da dersinde faydalı olabilecek çok çeşitli görsel ve işitsel materyale ulaşabilir.

İnternet, tarama yaparken; verileri sıralama, tasnif etme, değişik anahtar sözcüklerle konuyu daraltma veya sorgulama gibi kullanım kolaylıkları da sunar.

İnternet üzerinden araştırma yapmanın bazı dezavantajları ise şöyledir;

İnternet üzerindeki bilgilerin kalitesi hakkında bir kontrol söz konusu değildir. Bilgilerin nasıl elde edildiği, kimler tarafından sunulduğu, bu bilgiler sunulurken hangi yöntem ve metotların kullanıldığı gibi bilgi kalitesinin değerlendirilmesine ilişkin eksiklikler vardır.

Bazı önemli bilgi kaynaklarına internet üzerinden erişim yoktur ya da bu kaynaklar ücretli olarak hizmet vermektedir. Bazı istatistiklerin temel başlıkları verildikten sonra istatistiklerle ilgili detaylı bilgi için ücret ödenmesi gerektiği bildirilebilir. Ya da bazı dergilerin makale başlıkları verilip ücretli olarak kopya alınabileceği söylenir.

Bazen internette tarama yapmak çok zaman alabilir. İstenildiğinden çok fazla bilgiyi önünüze getirip sıralayabilir. Araştırma yaparken bu bilgilerin içerisinde kaybolup çok zaman harcayabilirsiniz.

Web referanslarında sıkıntı olabilir. İnternet sayfaları çoğu zaman değişmekte, yenilenmektedir. Bir kitap için kaynakta verilen web referansına gitmek istediğinizde kitaba aradığınız zamanda ulaşamayabilirsiniz.

İnternet Üzerinden Ulaşılabilecek Kaynaklar ve Bu Kaynakların Özellikleri

İnternet üzerinden birçok kaynağa ulaşılabilir. En yaygın kaynak ya da ulaşma yöntemi olarak arama motorları, sanal kütüphaneler ve elektronik veri tabanları sayılabilir. Bunlar hakkında araştırmacılara yardımcı olabilecek özet bilgiler vermekte yarar vardır.

Arama motorları, sanal kütüphaneler ve elektronik veri tabanları araştırmacılara önemli kolaylıklar sağlar

Arama Motorları: Araştırma yapanlara ya da kulanıcılara internet üzerinde ihtiyaç duydukları konuya ilişkin içeriği bulmalarını sağlayan ve ve bu konuda yardımcı olan online servislerdir. Arama motorlarında kullanıcılar öncelikle genelde anahtar kelimeler girer böylece arama motorları girdikleri kelime hakkındaki sonuçları ve girdikleri kelimelerle alakalı web sayfalarını kullanıcılarının önüne getirir

Sanal Kütüphaneler: Sanal kütüphaneler, kütüphane hizmetlerini web sayfası üzerinden veren kütüphanelerdir. Aşağıda sıklıkla kullanılan sanal kütüphaneler verilmiştir.

Elektronik Veri Tabanları: Elektronik veri tabanları, akademik amaçlı en yoğun kullanılan bilgi kaynaklarıdır. Elektronik veri tabanları akademik alan çalışmalarında, kütüphanelerin yerini birçok alanda doldurmaktadır. Elektronik veri tabanları, çok sayıda, bilimsel tez, dergi, kitap özeti gibi akademik amaçlı ve bilimsel sistematikle hazırlanmış kaynaklara ulaşma imkânı sağlar. Ulaşılan kaynaklar bilgisayara indirilebilir. Bilimsel alanda sıklıkla yararlanıldığı için bazı veri tabanları hakkında özet bilgiler vermek faydalı olacaktır.:

Annual Reviews [1996-]:
Annual Reviews yayınları fizik, sosyal bilimler grubunda yer alan süreli yayınları kapsamaktadır. Alanlarında özel bilgiler sunmak için özel disiplinlerde yayınlanmış makaleleri tarar.

Cambridge University Press (CUP): Fen bilimleri, mühendislik, mimarlık, sosyal ve beşeri bilimler, ekonomi, siyaset, tıp, eczacılık vb. konularda yayınlanan dergiler taranabilir.

EBSCOhost - Academic Search Complete: Tüm disiplinlerdeki akademik kurumlar için tasarlanmış tam metin veri tabanıdır.

ISI Web of Knowledge - Conference Proceeding Citation Index [1990-]: Uluslararası konferans ve toplantı bildirileri taranabilir.

ISI Web of Knowledge - Web of Science (WoS) [1945-]: Konu ve atıf taraması yapabileceğiniz platformda SCI-SSCI-AHCI- CPCI-S- CPCI-SSH veri tabanları taranmaktadır.

ProQuest Historical Newspapers: Bir görüntü arşivi olan ProQuest Historical Newspapers, haber, ilk elden anlatım ve fikirler, kapak sayfaları, makaleler, başyazılar, fotoğraflar, reklamlar, evlilik ve nişan duyuruları, kârikatürler gibi birçok yayın, görsel malzeme ve arşive erişim imkânı sunar.

ScienceDirect-(Elsevier): Birçok bilim dalında kapsamlı tam metin dergileri içeren veri tabanıdır.

ULAKBİM - Sosyal ve Beşeri Bilimler [2002-]: Ülkemizdeki sosyal ve beşeri bilimler alanındaki araştırmacılara ilgili ulusal literatüre hızlı ve etkin erişim sunmayı amaçlamaktadır.

BAŞKA ÇALIŞMALARDAN ALINTI YAPILMASI

Yazar alıntı ile kendi fikir ve görüşlerinin başkalarının çalışmaları ile desteklerken, okuyucuya konuyla ilgili zengin bir okuma listeside sunmuş olur. Araştırmacının, bir araştırma problemi hakkında ilk yapması gereken şeylerden bir tanesi, ilgilendiği konuyla ilgili etkili olan faktörleri ya da değişkenleri belirlemek, belirlediği değişkenlerin birbirleri ile olan ilişkileri hakkında bilgi sahibi olmaya çalışmaktır. İşte bu süreçte, çeşitli kaynaklardan alıntı yapması gerekir. Alıntıların yapılması, metin içinde gösterilmesi, kullanım amacına göre farklılıklar gösterir.

Aşağıda alıntıların metne aktarılırken ve kullanılırken nasıl gösterilmesi gerektiğine ilişkin bilgiler sunulmuştur;

Bir alıntı bir cümle ya da bölüm olarak veriliyorsa tırnak (“…“) içerisinde gösterilir. Alıntının bitiminde ise bir dipnotla nereden alındığı gösterilir.

Eğer alıntı iki satır veya daha fazla ise, alıntı olduğuna dikkat çekmek için, normal metin yazımından daha sık, örneğin satır aralığı 1 şeklinde gösterilir. Alıntıya yapılan ekleme ve açıklamalar ise köşeli parantezle […]gösterilir.

Bir kaynaktan doğrudan, aynı ifadeler alınmayıp, yazarın kendi ifadesiyle de alıntı yapılabilir. Alıntı bu durumda, tırnak işareti ile gösterilmeyip, sadece alıntının kimden ve nereden alındığına ilişkin bilgi verilir.

Bu arada, iki amaçla dipnot kullanıldığını söylemek yerinde olur.

Bunlardan ilki, ilave bilgileri dipnotta sunmaktır. Böylece hem yazının araya giren ayrıntılı bilgilerle akıcılığı bozulmaz hem de ayrıntılı bilgiler okuyucuya ulaştırılmış olur. Alıntı kullanılmasının diğer amacı ise, alıntının hangi kaynaktan, kimin çalışmasından alındığı gibi bilgileri okuyucuya ulaştırmak şeklindedir.

KAYNAK GÖSTERİMİ

Kaynak göstermeyi gerektiren durumlarla, kaynak gösterme amaç ve nedenleri aşağıdaki gibidir;

Araştırmacının ortaya koyduğu fikirleri, daha önceki çalışmalarla desteklemek,

Araştırmadaki bilgilerin hangilerinin araştırmacıya, hangilerinin başkalarına ait bilgiler olduğunu göstermek,

Okuyucuların gerekli görmeleri durumunda asıl kaynağa gidebilmelerine imkân sağlamak,

Çalışmada ortaya konan bilgilerin doğruluğunu, güvenilirliğini ve tarafsızlığını okuyucunun denetlemesine imkân sağlamaktır

Kaynak Göstermeyi Gerektiren Bilgiler

Bilimsel çalışmalarda, her bilginin kaynağını göstermeye gerek yoktur. Kaynak göstermeyi gerektirecek bilgiler ise aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

Sıradan bilgilerin dışında kalan her türlü özgün bilgi, fikir, görüş veya eleştiriler,

Başka kaynaklardan aynen yapılan aktarmalar,

Başka yazarların kendilerine özgü düşünce, hüküm ve önerileri,

Bir tablo veya istatistiğin düzenlenmesinde kullanılan verilerin alındığı kaynak.

Kaynak Göstermeyi Gerektirmeyecek Durumlar İse;

 Herkesçe bilinen özgünlüğü bulunmayan genel bilgiler. Ancak bu tür bilgilerin geçerliliğine ilişkin eleştiriler özgün nitelikte oldukları sürece bunların kaynağı gösterilmelidir. Örneğin, suyun deniz seviyesinde yüz derecede kaynadığına ilişkin bir bilgi için kaynak göstermeye gerek yoktur. Ancak, bunun aksinin söylenmesi durumunda, savunulan görüşün kaynağı gösterilmelidir.

 Herkesçe çok iyi tanınan temel kitaplar, klasikler veya kutsal kitapların öğüt veya öğretilerinde. Örneğin Kur’anda temizlikten söz edilmesi gibi.

Dipnotlu Kaynak Gösteme Yöntemi

Yapılan çalışmalarda dipnot göstermek birkaç nedenle önemlidir. Öncelikle, bilimsel etik ve araştırmacıların haklarını teslim etmek açısından önemlidir. Alıntıları dipnotla göstermek, hangi bilgilerin ya da fikirlerin yazara ait olduğunu hangi bilgilerin, yazarın fikirlerini desteklemek ya da başka amaçlarla kullanıldığını göstermek açısından da önemlidir.

Başka çalışmalara yapılan alıntıları dipnotla göstermede değişik yöntemler kullanılmıştır. Dipnot gösterimi üç şekilde olabilmektedir:

Birincisi,
alıntı yapılan sayfanın hemen altında yapılır. Bu gösterim şekli okuyucuya bilgiye kolayca ulaşma imkânı sağlar.

İkinci gösterim yönteminde, dipnotlar numaraları ile bölüm sonuna bırakılır. Bu gösterimde konularla kaynaklar bölüm bölüm ayrılmış olur. Üçüncü yaklaşım ise dipnotların, metnin içerisinde, alıntıdan hemen sonra parantez içinde gösterilmesidir.

Dipnotlarda genellikle, dergilerden alıntıda, yazar adı soyadı, makalenin adı, yayımlanan dergi, cilt, sayı, tarih, sayfa aralıkları gibi bilgiler verilir. Dipnotların bir diğer kullanımı hakkında da kısaca bilgi vermekte yarar vardır. Bu da dipnotların ek bilgi ya da kaynak gösterme amacı dışında kullanımıdır. Yazarın bu yönteme çok fazlaca başvurması, akıcılığı bozar, mecbur kalmadıkça bu yöntem kullanılmamalıdır.

Metin İçi Kaynak Gösterme

Kaynak gösterme yöntemlerinden biri de metin içi kaynak gösterme yöntemidir. Bu yönteme uygulamada dipnotsuz kaynak gösterme, parentezli kaynak gösterme veya bağlaç yöntemi de denmektedir. Metin içi kaynak gösterme yönteminde, kaynağı tanımaya yetecek bilgilerle, kaynakçada gösterilmeyen sayfa numarası konur.

Yazar tarih sistemi, Amerikan Psikoloji Derneğinin (American Psychological Association: APA) geliştirdiği bir yöntemdir. Bu yöntem sosyal bilimler alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Kaynaklar numarasız olduğu için, kaynakların eklenmesi ve çıkârılması kolaydır.

Yazar-sayfa numarası sistemi ise Amerikadaki Modern Filoloji Derneğinin (Amerika Language Association: MLA) tavsiye ettiği bir yöntem olup, çoğunlukla edebiyat, tarih, felsefe gibi alanlarda yaygın olarak kullanılır.

Üçüncü yöntem olan numaralı sistem, fizik, kimya, matematik gibi uygulamalı bilimlerle tıp alanında kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde metinde kaynaklar parantez içerisinde sırasıyla belirtildikten sonra, aynı sıraya göre sondaki referans listesinde sunulurlar.

KAYNAKÇA, DİZİN, EKLER VE SÖZLÜK

Araştırmanın hem yazım hem de inceleme aşamasında, araştırmacıların çalışmaların kaynakçasından, dizininden, eklerinden ve varsa sözlüklerinden etkin bir şekilde yararlanmalarında çeşitli faydalar vardır. Bu bölümlerden gerektiği gibi yararlanabilmeleri için aşağıda, araştırmanın son kısmında yer alan bölümler çok kısa bir şekilde tanıtılmıştır.

Kaynakça

Kaynakçalar ya da bibliyograylar araştırmacının eserinde kullandığı kaynakların tamamının bulunduğu bir listedir.

Çalışmanın sonunda, çalışmada kullanılan kaynaklar “kaynakça ya da yararlanılan kaynaklar” adı altında verilir. Kaynakçalar ya da bibliyograylar araştırmacının eserinde kullandığı kaynakların bir dökümüdür. Kaynaklar eserin sonunda gösterilirken, kitaplar, makeler ya da birincil kaynaklar, yayımlanmış, yayımlanmamış kaynaklar şeklinde gruplara ayrılarak gösterilebilir. Kaynakça gösterimi dipnotlara benzemekle birlikte, aralarında küçük farklılıklar vardır. Kaynakçada alıntı yapılan sayfaların numarası verilmezken dipnotlarda belirtilir. Kaynakçada alfebetik bir sıralama sözkonusu iken dipnotlarda, böyle bir sıralama olmayıp yazar soyadına göre alıntı sırası esas alınır.

Kaynakça gösterimi ile ilgili olarak APA yazım yöntemine göre bazı kuralları bilmek yararlı olabilir.

Kaynakçada yazarın soyadı esas alınarak alfebetik sıralamayla verilir. Yazarın ad ve soyadındaki ön ekler dikkate alınmaz. Yazar yerine bir kurum veya kuruluşun yayını söz konusu olduğunda yazar adı soyadı yerine kurum ya da kuruluşun adı esas alınarak yazılır.

Makale kaynak gösteriminde, yazarın soyadı, adı, makalenin adı tırnak içerisinde verilirir. Sonrasında da makalenin yer aldığı dergi italik, koyu renk ya da altı çizili olarak verilir. Arkasından cilt, sayı ve sayfa bilgileri verilir.

Kitap kaynak gösterilmesi durumunda ise, yazar soyadı, adı, basım yılı, kitabın adı, basım yeri, yayınevi bilgileri sırayla verilir. Kitap adı italik yazılır. Çeviri olması durumunda, kitap adından sonra çevirenin adı soyadı verilir.

Kitapların birden çok baskısının yapılması durumunda ikinci baskı, üçüncü baskı şeklinde kitap adlarından sonra belirtilir.

Gazete ve dergi gibi sürekli ve süreli yayınlar, kaynakçada yayın adı ve basım tarihi ile birlikte verilir.

Görsel ve işitsel malzemelerde, kaynağın ne olduğu, nerede bulunduğu gibi bilgiler aynı başlık altında verilebilir.

Yayımlanmamış kaynaklar da bu özelliği belirtilmek suretiyle verilebilir.

İndeks

İndeks ya da dizin çalışmanın sonunda, çalışmada yer alan konu, kavram, kişi, yer isimlerinin alfebetik sıra ve sayfa numaralarıyla sunulmasıdır. Genellikle tasnif başlığı adı altında sıralanır. Yazar indeksi, konu indeksi gibi başlıklarla verilebilir. İndekslerin bazı özellikleri ve kullanımları hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse;

İndeks ya da dizin, çalışmanın sonunda, çalışmada yer alan konu, kavram, kişi, yer isimlerinin alfebetik sıra ve sayfa numaralarıyla sunulmasıdır.

İndeksler, okuyucuya kitaptaki isimlerin, ya da kavramların hangi sayfada geçtiğini gösterir. Bu da okuyucuya kavram ve isimlere çok hızlı ulaşma imkânı sağlar.

Kural olarak, dizin konu ve isimleri hakkında insiyatif sahibi olan yazardır. Yazar istediği başlıklarda ve bunların altında sıralayacağı başlıkları esas alarak dizin hazırlayabilir.

Dizin tamamen yazara kalmış bir konudur. Dizin yazarken genelde sekmeler veya koyu ya da normal yazımla üst başlıklar ve o başlığın altında incelenecek alt başlıklar verilir. Burada temel ya da üst kavram tekrarlanmaz, onun yerine çizgi çekilerek ifade edilmesi söz konusudur. Örneğin;

“Yöntem”, 22, 24–28

Kalitatif_______,22

Kantitatif______,24-28

Günümüzde, word gibi bilgisayar programları vasıtasıyla dizin hazırlamak çok kolaylaşmıştır. Sadece birkaç komutla dizinler hazılanabilmektedir.

Ekler

Asıl metinde yer alması yazar tarafından uygun bulunmayan ama okuyucunun ayrıntıyla ilgilenmesi durumunda bakmak isteyeceği istatistikler, belgeler, resimler, arşiv örnekleri çalışmanın sonunda ekler bölümünde verilebilir.

Sözlük

Bazen bir çalışmada çok sayıda kavram, tanım kullanılabilir. Böylesi durumlarda, yazar çalışma sonuna sözlük bölümü ekleyebilir. Bu okuyucunun bazı kavramları netleştirmesi açısından da anlamlı ve faydalı olabilir.



ÖZET:



•Bilimsel bir çalışma yapan kişi öncelikle, neyi nerelerde bulabileceğini bilmek zorundadır. Tarihten bu güne kütüphaneler bu konuda yol gösterici olmuştur. Kütüphanelerden etkin yararlanılabilmesi için öncelikle kütüphanelerde hangi eserlerin bulunduğu ve bulunan eserlerin nitelikleri hakkında bilgi sahibi olunması gerekir. DEWEY Desimal Sisteminde belgeler konularına göre 10 sınıfa ayrılır. Sınıflar sıfırdan başlayarak 100 ve katları ile numaralandırılır. KONGRE Kitaplığı sisteminde ise ana sınıfların sayısı 20 olup, gruplama büyük harflerle yapılır. Her sınıftaki alt sınıflar harflere eklenen sayılarla belirlenir. Kütühanelerde çeşitli amaçlar için hazırlanmış bibliyografyalara, bilimsel dergi ve makalelere, istatistiklere, ansiklopedilere, doktora ve yüksek lisans tezlerine, kanunlara ulaşılabilir. Günümüzde iletişim imkânlarının da artması nedeniyle bilgiye ulaşmanın diğer bir yolu da internet imkânlarından yararlanmaktır. Bu konuda google, yahoo gibi arama motorları girilen anahtar sözcüklerle ilgili internet sayfalarının dökümünü araştırmacıya sunar. Ancak buradaki bilgilerin nasıl elde edildiği, doğruluğu gibi konularda problemler yaşanabilir. İnternetin akademik araştırma yapanlara sunmuş olduğu bir diğer kaynak elektronik veri tabanlarıdır. Bu veri tabanlarında, bilimsel süreli yayınlar, tezler gibi sistematik bilimsel yöntemlerle hazırlanmış kaynakların tam metnine ulaşma imkânı vardır.

•Akademik çalışmalarda, çalışmanın ilk çıkış noktası olan konuyla ilgili literatürü inceleme, çalışmanın bundan sonraki kısımları için sağlam temeller oluşturma özelliği taşır. Bu nedenle, araştırmacıların öncelikle, bir makalenin başlığından başlayarak, özetinde, metodoloji kısmında ya da sonuçlar kısmında hangi tür bilgilerin bulunduğunu bilmesi gerekir. Bu hem okumanın etkinliği açısından hem de yazım durumunda buralarda nelerden bahsedilmesi gerektiğini bilme açısından önemlidir.

•Dipnot gösterme etik açıdan önceden araştırma yapmış kişilerin çalışmalarına saygı ve haklarını teslim etme işlevinin yanı sıra, okuyucuya yazılanları denetleme, konuyla ilgili ayrıntılı kaynaklar listesi elde etme gibi faydaları da beraberinde getirir. Alıntıları yaparken, yazar tarih yöntemi, yazar sayfa numarası ve son olarak da numaralı yöntem olmak üzere üç tür dipnot gösterme yönteminden birini yayın yapacağı yerin tercihlerine göre ya da araştırmaıcının kendi tercihine göre kullanabilir.





----------------------------------------------------------------------------------BİTTİ----------------------------------------------------------------------------------



SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ ÜNİTE 14

ARAŞTIRMA RAPORUNUN HAZIRLANMASI


Araştırma raporu, bir araştırmanın başından sonuna kadar yapılanların yazılı hale getirilmesi olarak tanımlanabilir. Bilimsel araştırma sürecinin son aşaması, araştırma raporunun hazırlanmasıdır. Yani bilimsel araştırma süreci, araştırma raporu hazırlanmadan sona ermemektedir. Başka bir ifadeyle, metodolojik bakımdan çok iyi, güvenilir ve geçerli sonuçlar veren araştırmalar bile rapor hâlinde gelmediği sürece bir anlam taşımamaktadır. Bilimsel araştırma raporu, araştırmacı tarafından elde edilen bulgu ve sonuçların okuyucularla paylaşılması amacıyla hazırlanmaktadır.

ARAŞTIRMA RAPORUNDA KULLANILAN DİL VE ÜSLUP

Bilimsel araştırma raporu, araştırmacı tarafından elde edilen bulgu ve sonuçların okuyucularla paylaşılması amacıyla hazırlanmaktadır. Yani araştırma raporu, elde edilen bilginin paylaşımını sağlamak için yazılır. Bilgi paylaşımı söz konusu olduğundan, araştırma raporu yazılırken kullanılacak üslup ve dil konusunda dikkatli davranılması gerekmektedir. Bilimsel bir araştırma metninin etkin bir üslupla yazılması önemlidir. Bu bağlamda bilimsel araştırma metninin hedef okuyucu kitlesi tarafından kolaylıkla okunabilmesi amaçlanır. Bir yazının okunabilirliğini etkileyen faktörler yazarla, metinle ya da okuyucuyla ilgili bulunmaktadır. Yazarın üslubu dışında yazının okunabilirliğini etkileyen diğer bir önemli faktör okuyucuların profilidir. Profili farklı olan okuyucuların sahip olduğu bilgi düzeyi de birbirinden farklıdır. Araştırma raporunda kullanılan ifadeler açık ve basit bir dil ile anlatılmalıdır. Farklı anlamlara gelebilecek, anlaşılmayan kavramların kullanılmamasına özen gösterilmelidir. Bununla birlikte araştırma raporunda kullanılan cümlelerin dilbilgisi kuralları dikkate alınarak yazılması hususuna dikkat edilmelidir. Anlatımda zenginlik bakımından dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de kavramların dışında sözcük tekrarlarından kaçınmaktır. Bunun için yerli yerinde olmak koşuluyla, sözcüklerin eşanlamlılarının kullanılmasına özen gösterilmelidir. Kavramlar ve terimler ise, her defasında aynen kullanılmalıdır. Eğer yabancı bir sözcüğün Türkçe karşılığının kullanımı yeni ise, Türkçe karşılığının yanına parantez içinde yabancı dildeki karşılığı yazılmalıdır. Sosyal bilimler alanında yapılan araştırmalarda dikkat edilmesi gereken önemli konulardan biri de, yabancı dilden Türkçeye yapılan tercümelerdir. Bilimsel bir araştırma, rapor haline getirilirken dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de paragraflardır. Bilimsel bir araştırma metni yazılırken paragrafların yerleştirilmesi de belli bir mantık içinde yapılmalıdır. Paragrafların sıralanması okuyucunun zihnini yormadan, okuduğunu rahatlıkla anlayabileceği şekilde yapılmalıdır. İlk paragraf giriş niteliğini taşımalıdır. Yani metnin ilgili bölümünde hangi soru/sorulara cevap aranacağı ilk paragrafta ele alınmalıdır. Son paragrafta ise metnin ilgili bölümünde ele alınan fikirler özetlenir. Bilimsel araştırma metni yazılırken kısa cümleler kullanmakta yarar vardır. Uzun bir cümle kurmak zorunda kalmadıkça mümkün olduğu kadar kısa cümlelerin kullanılması gerekmektedir. Çünkü anlatılmak istenen okuyucuya kısa cümlelerle daha rahatlıkla aktarılabilir.

ARAŞTIRMA METNİNİN KISIMLARI

Araştırma raporu temel olarak ön kısım, ana metin ve son kısım olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Ana metnin başında yer alan ön kısım ve bitiminde yer alan son kısım “yardımcı kısım” olarak da isimlendirilmektedir. Bu bağlamda öncelikli olarak araştırma metninin ön kısmı üzerinde durulacaktır. Daha sonra ana metin yazılırken dikkat edilmesi gereken hususlar ve son kısım anlatılmaya çalışacaktır.

Ön Kısım

Ön kısım başlık, ithaf, ön söz, içindekiler, tablolar listesi, şekiller listesi ve özetten oluşmaktadır. Bir araştırmada başlık, ön söz, ithaf, özet, tablolar listesi, şekiller listesi ve kısaltmalar listesi araştırmanın ana metninden sayılmazlar. Ön kısım araştırmayı tanıtıcı ve tanımlayıcı niteliktedir.

Başlık

Bilimsel bir araştırma raporunun (yüksek lisans/doktora tezi, makale, tebliğ gibi) niteliği ne olursa olsun, mutlaka bir başlığının olması gerektiği unutulmamalıdır. Bilimsel çalışmanın başlığının çok sayıda kişi tarafından okunacağı düşünülerek, başlık belirlenirken dikkatli olunmalıdır. Özellikle akademik çalışmaların yer aldığı veri tabanlarında hangi makalelerin okunacağına karar verirken, başlık önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Başlık sayfasında ayrıca çalışmayı yapan kişi/kişileri tanıtıcı bilgiler de yer almalıdır. İlgili üniversite, fakülte, bölüm veya kurum adı, araştırmacının/araştırmacıların adı, araştırmanın sunulacağı öğretim üyesi (eğer bilimsel çalışma yüksek lisans ve doktora tezi ise) veya kurumun adı (örneğin TÜBİTAK’tan proje desteği almak için sunulan bir proje ise), çalışmanın türü (seminer, yüksek lisans/doktora tezi, doktora sonrası araştırma gibi), araştırmanın nerede yapıldığı ve araştırmanın yapıldığı yıl gibi bilgiler başlık sayfasında yer almalıdır.

İthaf

Yüksek lisans ve doktora tezi gibi bilimsel çalışmalarda ithaf olmaz. İthaf ancak basılı eserlerde olur. Basılı olmayan eserlerde ithaf olmaz. Genellikle ithaf sayfasında başka bir şey konulmaz.

Ön söz

Bilimsel bir araştırma metninin ön kısmında yer alması gereken önemli bir kısımdır. Ancak ön sözü giriş ile karıştırmamak gerekmektedir. Bilimsel çalışmada ön sözün yer alıp almaması, çalışmanın türüne bağlıdır. Ön söz, araştırmanın neden yapıldığını, kimlerden nasıl yararlanıldığını belirten, kimi kez de araştırmanın önemini vurgulayan, araştırmaya yardımcı olanlara adlarını anmak suretiyle teşekkür edilen bir kısımdır. Çoğunlukla, bilimsel çalışmalarda bazen yazarın dışında bir başkasının ön sözü de yer alabilir. Ön sözde yer alan teşekkür kısmı ile ilgili olarak iki konuyu ele almak gereklidir. Ön sözde yer alan teşekkür kısmı ile ilgili olarak iki konuyu ele almak gereklidir. Öncelikli olarak bilimsel çalışmanızı yürütürken, çalışmanız sırasında size herhangi bir şekilde (örneğin çalışmanızı okuyan, yönlendiren veya düzeltmeleri yapan kişilere) yardım eden kişilere teşekkür etmeniz gereklidir. İkincisi ise çalışmanızı yapabilmek için dışarıdan alınan herhangi bir burs ve proje desteği gibi maddi destekler için de teşekkür etmek gereklidir.

İçindekiler

İçindekiler, bilimsel araştırma metninin gerek ana metni, gerekse yardımcı metin kısımlarının başlıkları ve sayfa numaralarını içermektedir. İçindekiler, araştırma metninde benimsenen bölümleme sistemine göre düzenlenir. Araştırma metninde benimsenecek farklı bölümleme sistemleri bulunmaktadır. İçindekiler kısmının fonksiyonel olabilmesi için, araştırma metninde yer alan ana başlıkların ve alt başlıkların başladıkları ve bittikleri sayfa numaralarının doğru olması gerekmektedir.

Tablolar ve şekiller listesi

Bilimsel bir araştırmada kullanılan tablolar ve şekiller listesinin araştırmanın ön kısmında yer alması gerekmektedir. Tablolar listesinde, araştırmanın içinde kullanılan tabloların numarası, adı ve sayfa numarası yer almaktadır. Burada amaç, hangi tablonun hangi sayfada yer aldığının belirlenmesidir. Tablolar listesi, genellikle araştırmanın içinde fazla sayıda tablo kullanıldığı zaman hazırlanır. Yüksek lisans ve doktora tezlerinde çoğu zaman tablolar listesinin hazırlanmasına ihtiyaç duyulur. Çünkü bilimsel araştırmalarda tablolara yer verilmesi gerekebilir. Araştırmada tablo dışında kalan tüm grafikler, haritalar, diyagramlar vb. “şekil” olarak adlandırılmaktadır. Her şeklin bir numarası ve adı olmalıdır. Araştırma metninde kullanılan şekiller adları ve numaraları ile aynen şekiller listesinde yer almalıdır.

Kısaltmalar listesi

Araştırma metni içinde kullanılan kısaltmaların bir liste hâlinde araştırmanın ön kısmında yer alması gerekmektedir. Kısaltmalar listesinin hazırlanma biçimine geçmeden önce, araştırma metni içinde kısaltmalar kullanılırken dikkat edilmesi gereken hususları belirtmekte fayda vardır. Bu bağlamda kısaltmaların ne zaman kullanılacağı önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Araştırma metni içinde kullanılan kısaltmaların bir liste hâlinde araştırmanın ön kısmında yer alması gerekmektedir. Kısaltmalar listesi alfabetik sıraya göre hazırlanmaktadır. Çoğunlukla herkes tarafından bilinemeyecek kısaltmalar kullanıldığı zaman, bunların araştırmanın ön kısmında yer almasında fayda vardır. Örnek olarak son yıllarda ülkemizde sosyal bilimler alanında yapılan araştırmalarda yaygın bir şekilde kullanılan AMOS programı herkes tarafından bilinmeyebilir. Bu nedenle yapılan araştırmanın başında AMOS’un açılımı (Analysis of Moment Structure) olarak verilmelidir.

Özet

Michael Alley “tanıtıcı bir özet, metnin içeriğinin paragraf formunda olan şeklidir; okurlar için genel bir harita niteliğindedir” sözleriyle özetin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Özet, çalışmanın küçültülmüş hâli olarak tanımlanabilir. Özet, çalışmayı hızlı olarak taramak isteyenlere, fazla ayrıntıya dalmadan bilgi verme amacını taşımaktadır. Okuyucuların kısa süre içerisinde araştırma hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamaktadır. Bu nedenle özet; araştırmanın hangi amaçla yapıldığı, yöntemin ne olduğu, analiz yöntemi ve değerlendirme ve sonuçları içerecek nitelikte hazırlanmalıdır. Özet, araştırmacının son değerlemeye hazırlanırken, o ana kadar yaptıklarını bir bütün hâlinde sunmasıdır. Özet, araştırmanın tamamı hakkında bilgi verecek nitelikte hazırlanmalıdır. Özetin, araştırmanın tamamı bittikten sonra yazılması önerilmektedir.

Bununla birlikte çalışmanın özeti hazırlanırken aşağıda belirtilen unsurların yer almasına dikkat edilmelidir.

Giriş, Araştırmanın Amacı ve Kapsamı: Bu kısımda kısa bir şekilde çalışmanın neden yapıldığı ve hangi araştırma problemine cevap aradığına ilişkin okuyucuya bilgi verilmelidir. Başka bir deyişle, çalışmanın neyi ortaya koymak için yapıldığı yani amacının ne olduğuna ilişkin okuyucunun zihninde fikir oluşturulması sağlanmalıdır.

Araştırmanın Metodolojisi: Araştırma problemine nasıl cevap bulunacağı net ve kısa bir biçimde açıklanmalıdır. Araştırma için kullanılan temel yaklaşımın ne olduğu, anakütle ve örnekleme süreci, örnek büyüklüğü, verinin nasıl toplandığı yani veri toplama yöntem ve aracı hakkında okuyucunun bilgi sahibi olması sağlanmalıdır.

Araştırmanın Bulgu ve Sonuçları: Veriler analiz edilirken hangi yöntemlerin kullanıldığı belirtilmelidir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara da yine kısa bir şekilde yer verilmelidir.

Özet bölümünde yeni bilgiye ya da makalede yer almayan sonuçlara hiçbir şekilde yer verilmemelidir. Özetin içerisinde başka kaynaklardan aktarmalar yapılmamalı ve başka kaynaklara referans verilmemelidir.

Ana Metin Kısmı

Araştırma raporu, asıl ana metin kısmından başlamaktadır. Araştırma metni, ön kısımdan değil girişle başlamakta, sonuç ve öneriler bölümüyle bitmektedir. Araştırma raporu yazılırken uyulması gereken temel kurallar bulunmaktadır. Günümüzde çoğu ABD’de ortaya çıkmış ve özellikle batı ülkelerinde kabul edilmiş üç önemli raporlaştırma sistemi vardır. Bu raporlaştırma sistemleri, bilimsel araştırmalarla uğraşan çeşitli dernekler tarafından oluşturulmuş ve genel kabul görmüştür. Bu nedenle sistemler bu derneklerin adı ile anılmaktadır. Genel kabul görmüş bu sistemler ve aralarındaki farklar aşağıda ifade edildiği gibidir.

APA (American Psychological Association- Amerikan Psikoloji Derneği Stili: Bu raporlaşma sistemi, isminin çağrıştırdığı sadece psikolojik araştırmalarda değil, davranış bilimler, pazarlama, sosyoloji gibi tüm sosyal bilimler alanında yaygın bir biçimde kullanılmasıdır. APA stilinin diğerlerinden en önemli farklılığı, alıntıların metin içinde alıntıların yapıldığı yerde kısa bir şekilde gösterilmesidir. Alıntıların yanı sıra kaynakçanın oluşturulmasında da farklılıklar bulunmaktadır.

MLA (Modern Language Association- Modern Diller Derneği) Stili: Yarım yüzyıldan fazla bir süredir kullanılmaktadır. Özellikle uygarlıkla ilgili pek çok disiplinde, okullarda ve akademik birimlerdeki çalışmalarda kullanılan bir bilimsel yazım stilidir. Stilin en önemli özelliği, alıntı ve dipnot verilmesindedir. Dipnotları sayfanın altında ya da o bölümün/kısmın bitiminde verilir. Dipnotlarında alıntıların yapıldığı, ya da yararlanılan kaynaklar yazar/yazarların tüm adı ve eserin kimliği ile verilmektedir. Sonraki tekrarlarda ise kısaltılarak verilir.

Chicago/ Turabian Stili: Bu yazım stili belgesel not ya da uygarlık bilimleri stili olarak da adlandırılmaktadır. Alıntıların verilmesi sayfanın ya da bölümün sonundadır. Ayrıca alfabetik olarak da metnin sonunda liste hâlinde verilir

Giriş

Bilimsel bir araştırmanın ana metninde yazılması gereken ilk bölüm giriştir. Girişi ön sözle karıştırmamak gerekir. Euripides’in ifade ettiği gibi “Kötü bir başlangıç, kötü bir son yaratır.” Buradan anlaşılacağı üzere bilimsel bir araştırma metni için en önemli konulardan biri de iyi bir başlangıç yapılmasıdır. Başka bir deyişle, giriş bölümü bilimsel bir araştırma metninin sonunu da belirleyici niteliktedir. Giriş bölümünde araştırılan problem tanıtılır ve araştırma sürecinde nelerin yapılacağı belirtilir. Konunun niçin seçildiği açık bir biçimde anlatılmalıdır. Okuyucu problemin ne olduğunu ve sizin problemi çözmek için nasıl hareket ettiğinizi anlamalıdır. Bilimsel bir araştırma metninin giriş bölümünde aşağıda belirtilen unsurların yer alması önemlidir.

- Araştırmanın konusu,

- Araştırmanın amacı ve önemi,

- Araştırmanın hangi sınırlılıklar içinde yapıldığının,

- Araştırmanın yöntemi,

- Araştırmanın daha önce konu ile ilgili yapılmış çalışmalarla ilişkilendirilmesi,

- Araştırmanın ana bulguları,

- Bulguların ortaya çıkardığı ana sonuçları ortaya koymalıdır.



Bölümler

Bilimsel bir araştırmanın tasarımı, uygulanması ve araştırma sonuçları bölümler ve onların alt bölümlerinden oluşan bir sistem içerisinde verilmektedir. Araştırma metninde yer alacak bölüm sayısı, araştırma konusu ile doğrudan ilgilidir.

Araştırmada bölüm ayrımının sıralanışı, araştırma hipotezlerini destekleyecek nitelikte bir gelişme göstermelidir. Her alt bölüm yer aldığı bölümdeki ana düşünceyi, bölümlerde hipotezleri destekleyecek nitelikte olmalıdır. Bölümler konusunda üzerinde durulması gereken diğer bir konu da bölüm başlıklarıdır. Özellikle ana bölüm başlıkları, o bölüm içinde incelenen tüm konuları kapsayıcı nitelikte olmalıdır. Bölüm başlıkları yazılırken birinci ve ikinci ana başlık tümüyle büyük harfle yazılır. Üçüncü ve daha alt başlıklar ise yalnızca ilk harfler büyük olmak üzere küçük harflerle yazılır.

BİRİNCİ BÖLÜM

1. PERAKENDECİLİK VE PERAKENDECİLİKTE MAĞAZA MARKALI ÜRÜNLER

1.1. PERAKENDECİLİĞİN TANIMI, KAPSAMI VE FONKSİYONLARI

1.2. MARKA KAVRAMI VE ÖNEMİ

1.3. MARKA İLE İLGİLİ KARARLAR

1.4. PERAKENDECİLİKTE MAĞAZA MARKALI ÜRÜNLER

1.4.1. Mağaza Markalı Ürünlerin Gelişim Süreci

1.4.2. Mağaza Markalı Ürünlerin Perakendeciler İçin Önemi

1.4.3. Mağaza Markalı Ürünlerin Gelişiminde Etkili Olan Faktörler

1.4.3.1. Perakendecilik Sektöründe Yaşanan Gelişmeler

1.4.3.2. Perakendecilerin Sağladığı Kâr Marjı

1.4.3.3. Dağıtım Kanalındaki Güç Değişimi

1.4.3.4. Tüketicilerin Fiyat Duyarlılığı

1.4.3.5. Mağaza Markalı Ürünler ile Üretici Markalı Ürünler Arasındaki Fiyat Farkı

1.4.3.6. Ekonomik Şartlar

Literatür Taraması

Literatür taraması ile araştırmanın kavramsal çerçevesi oluşturulmaya çalışılmaktadır. Literatür taramasının yapıldığı bölüm bazı çalışmalarda giriş kısmında yer almakta, bazı çalışmalarda ise ayrı bir bölüm olarak hazırlanmaktadır. Literatür taraması nerede yer alırsa alsın, bilimsel bir araştırma için en önemli konulardan biridir. Literatür taramasının ayrıntılı bir biçimde yapılması ile araştırılacak konunun boyutları belirlenir. Araştırma probleminin teorik alt yapısı oluşturulmaya çalışılır. Literatür taramasında önceki araştırmaların problemin araştırılmasına katkısı tartışılmalı, ancak spesifik olarak ilgili olan araştırmalar ele alınmalı, genel olarak ilgili bulunanlar ya da doğrudan ilgili olmayanlar ihmal edilmemelidir.

Tartışma

Literatür taramasının yeterli düzeyde ve ayrıntıda yapılmasının araştırmacıya sağlayabileceği avantajlar neler olabilir? Forumda tartışabilir ve yorum yazabilirsiniz.

Yöntem

Yöntem bölümünde araştırmanın nasıl yapıldığı tanımlanmaktadır. Yöntem bölümünde araştırmanın nasıl yapıldığına ilişkin bütün ayrıntıların verilmesi gerekmektedir. Araştırmanın yöntem bölümünde özellikle çalışmanın güvenilirlik ve geçerliliğini değerlendirmek isteyen okuyuculara ve gerekli bilgilerin verilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem bölümünde aşağıdaki bilgilerin yer alması gerekmektedir:

- Katılımcıların veya deneklerin (birey, organizasyon vb.) tanımları,

- Araştırmada kullanılan veri edinme ve analiz araçlarını tanıma,

- Süreçlerin ortaya konması,

- Araştırmanın gerçekleşmesi için yapılan varsayımların belirlenmesi,

- Araştırmanın kısıtlarının belirtilmesi,

Araştırma problemini çözebilmek amacıyla araştırma kapsamına dâhil edilen cevaplayıcıların sosyo-demografik özellikleri hakkında bilgi vermek gerekmektedir.

Yöntem bölümünde, araştırmanın ana kütlesi ve örnekleme sürecinin ayrıntıları ile ilgili yeterli düzeyde bilginin verilmesi gerekmektedir. Bu süreçle ilgili yöntem bölümünde verilmesi gereken bilgiler şu şekildedir;

- Araştırmanın ana kütlesinin tanımlanması,

- Örnekleme yönteminin belirtilmesi,

- Örnek büyüklüğünün ne olduğu,

- Örneğin özelliklerinin tanımlanması,

- Ulaşılan örnek sayısı,

- Cevaplamayı red/kabul edenlerin sayısı gibi konular gerekçeleriyle beraber açıklanmalıdır.

Araştırma problemini çözebilmek amacıyla ana kütle ve örnekleme süreci ile ilgili olarak okuyucuya yeterli ve gerekli ayrıntıda bilgi verildikten sonra, üzerinde durulması gereken diğer bir konu da veri toplama yöntem ve aracı ile ilgili bilginin verilmesi gerektiğidir. Başka bir deyişle, ihtiyaç duyulan verinin nasıl elde edileceği ayrıntıları ile anlatılmalıdır. Yöntem bölümünde, veri toplama yöntem ve araçları ile ilgili aşağıdaki bilgilerin yer alması gerekmektedir:

- Araştırma problemini çözebilmek amacıyla hangi veri toplama araçları kullanılacaktır?

- Araştırma kapsamında güvenilir ve geçerli ölçekler kullanılmışsa bunların hangi kaynaklardan elde edildiğinin belirtilmesi

gerekmektedir.

- Araştırmacı tarafından konu ile ilgili ölçek geliştirildiyse, ölçek geliştirme süreci hakkında ayrıntılı bilgi verilmesi gerekmektedir.

- Araştırma kapsamında kullanılan ölçek tipinin ne olduğu hakkında da bilgi verilmelidir.

Araştırmanın süreci konusunda kronolojik bir sıralama takip edilerek, aynı çalışmayı başka birisi tekrarlamak istediğinde ihtiyaç duyacağı bilgilere yer vermelidir.

Bulgular

Araştırma bulgusu, amaçlar doğrultusunda yapılan aramadan sonra, problem çözümüne ışık tutucu nitelikteki bilgidir. Bulgu, ham verilerin işlenmesi, çözümlenmesi ve içsel olarak yorumlanması ile elde edilen bilgidir. Bu yönü ile bulgu, belli bir araştırma sonucunda elde edilen ve kullanıma hazır hâle getirilmiş bir üründür; karanlığa tutulmuş bir ışıktır. Bulgular, kaynaklandıkları ham verinin türüne göre olgusal ya da yargısal nitelikte olabilmektedir. Araştırma sonucunda elde edilen bulguların, sunumu da sonuçların aktarılabilmesi ve anlaşılabilmesi bakımından önemlidir. Bulgular ile yorum birbirine karıştırılmamalıdır. Bulgular bölümünde araştırmanın sonucunda elde edilen gerçeklere yer verilir.

Sonuç ve öneriler

Bilimsel bir araştırma metninin sonucunun yazılması önemli bir konudur. Sonuç bölümü yazılırken, önceki süreçlerden (verilerin analiz sonuçları) elde edilen sonuçların tekrarlı bir biçimde anlatılmamasına özen gösterilmelidir. Sonuçların açık, net ve basit bir biçimde ifade edilmesinde yarar vardır. Burada yapılan en önemli hata, araştırma metni içinde yer alan şekil ve tabloların incelenmesiyle okuyucu için çok net olabilecek durumların, tekrar açıklanmaya çalışılmasıdır. Araştırmanın sonuçları yorumlanırken, sonuçların ileride yapılması düşünülen çalışmalar için ne ifade ettiğinin belirtilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, araştırma bir aydınlatma sürecidir. Ürün olarak elde edilen bulgular, problem alanını aydınlatma, karar vermeyi kolaylaştırma ve uygulamayı iyileştirme amacına yöneliktir. Araştırmacı, vardığı yargıya dayalı olarak, problem çözümünü sağlamak ya da onu kolaylaştırmak üzere iki tür öneri geliştirir. Bunlar:

- Uygulama önerileri

- Yeni araştırma önerileri

Uygulama önerileri, araştırma sonucunda tespit edilenler doğrultusunda problemin çözümü için yapılması gerekenleri ve atılması gereken adımları içermektedir. Aslında, araştırmanın amacı zaten bir araştırma problemini çözmek ve fırsatları tanımlamaktır. Bilimsel araştırma sonuçlarına dayalı olarak yapılan uygulama önerileri ve yeni araştırma önerilerinin (gelecekte yapılması planlanan araştırmalar) bulgulara dayanması gerekmektedir.



Son Kısım

Son kısım araştırma metninin bir parçası değildir. Ancak araştırma metninin tamamlayıcısı konumundadır. Araştırma metninin sonunda yer alır. Araştırma metni içinde verilemeyecek büyüklükte ve fazlalıkta olan bazı tablolar da son kısımda verilmelidir. Araştırma raporunun son kısmında açıklamalı sözlük, ekler, kaynakça ve indeks yer almalıdır.

Araştırma metni içinde okuyucular tarafından bilinmeyen, tanınmayan kavramlar ve ifadeler var ise bunların ne anlama geldiği ve tanımları açıklamalı sözlük içinde yer almaktadır. Açıklamalı sözlük, alfabetik olarak düzenlenmelidir. Açıklamalı sözlük genellikle her çalışmada yer almaz. Örneğin yüksek lisans ve doktora tezlerinde açıklamalı sözlük kullanılmamaktadır. Araştırma raporunun son kısmında açıklamalı sözlük, ekler, kaynakça ve indeks yer almalıdır. Araştırmanın son kısmında yer alması gereken önemli unsurlardan biri de kaynakçadır. Bu bölümde başkalarına ait olup, araştırmada kullanılan fikir, düşünce ve malzemelere dair bilgilere, sahiplerinin haklarının teslim edilmesi ve başka araştırmacıların da kullanabilmelerinin sağlanması amacıyla alfabetik bir düzen ve belli bir sistem içerisinde yer verilir. İndeks, bilimsel araştırmanın tasarımından sonuna kadar araştırma metni içinde adı geçen konu, kişi ve yer adlarının alfabetik olarak sıralanmasıdır. İndekste yer alan her bir adın karşısına, metnin içinde yer aldığı sayfa numaralarına yer verilmektedir. İndeksin hazırlanması özellikle okuyucular için önemli faydalar sağlamaktadır. İndeksin hazırlanması suretiyle okuyucular aradığı bir ismi veya konuyu rahatlıkla tarayabilmekte ve aradığı bilgiye kolaylıkla ulaşabilmektedir.










ÖZET:




•Bilimsel araştırma sürecinin son aşaması, araştırma raporunun hazırlanmasıdır. Yani bilimsel araştırma süreci, araştırma raporu hazırlanmadan sona ermemektedir. Başka bir ifadeyle, metodolojik bakımdan çok iyi, güvenilir ve geçerli sonuçlar veren araştırmalar bile rapor hâline gelmediği sürece bir anlam taşımamaktadır. Araştırma raporu, bir araştırmanın başından sonuna kadar yapılanların yazılı hale getirilmesi olarak tanımlanabilir. Başka bir ifadeyle araştırma raporu, araştırmanın tasarım sürecinin en başından sonuna kadar yapılanlarla ilgili bilgi aktarılması amacını taşımaktadır.

•Bilimsel araştırma raporu, araştırmacı tarafından elde edilen bulgu ve sonuçların okuyucularla paylaşılması amacıyla hazırlanmaktadır. Yani araştırma raporu, elde edilen bilginin paylaşımını sağlamak için yazılır. Bilgi paylaşımı söz konusu olduğundan, araştırma raporu yazılırken kullanılacak uslüp ve dil konusunda dikkatli davranılması gerekmektedir. Yapılan araştırma sonucunda ortaya konulan görüş ve sonuçlar ne kadar özgün olursa olsun, okuyucu kitlesinde yeteri kadar ilgi uyandırabilmesi araştırma raporunda kullanılan üslup ve dile bağlıdır. Başka bir deyişle, bilimsel araştırma sonuçlarının okuyucuların dikkatini çekebilmesi için, araştırma raporunun düzgün bir şekilde yazılması gerekmektedir.

•Araştırma raporu temel olarak ön kısım, ana metin ve son kısım olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Ana metnin başında yer alan ön kısım ve bitiminde yer alan son kısım “yardımcı kısım” olarak da isimlendirilmektedir.

•Araştırma raporunun son kısmı araştırma metninin bir parçası değildir. Araştırma metninin sonunda yer alır. Araştırma metni içinde verilemeyecek büyüklükte ve fazlalıkta olan bazı tablolar da son kısımda verilmelidir. Araştırma raporunun son kısmında açıklamalı sözlük, ekler, bibliyografya ve indeks yer almalıdır.
 
Son düzenleme:
Üst Alt