Ders Özetleri Uygulamasına Hoş Geldiniz

Ücretsiz kayıt olarak tüm ders notlarına erişebilirsiniz.

veya Kayıt ol

VİZE İnkılap Tarihi 1 Dersi 2. Ünite Ders Notları


AÖF Kurdu

Moderator
Katılım
4 Eki 2020
Mesajlar
419
Tepkime puanı
13
Puanları
18
Türkiye’de Reform Arayışları (1839-1908) Ünite 2
Karlofça Antlaşması’ndan bu yana yapılan ıslahatlar Osmanlı Devleti’ni içinde bulunduğu durumdan kurtarmaya yetmemişti. Bu durum Osmanlı idarecilerini acil ve köklü bir ıslahatın gerekliliğine inandırmıştı. Tanzimat Fermanı bu gelişmelerin bir sonucu olarak ilan edilmiştir.
TANZİMAT FERMANI VE GETİRDİKLERİ
*
2. Mahmut döneminde hazırlandı, Sultan Abdülmecit döneminde ilan edildi. Gülhane Parkında okunduğu için diğer adı Gülhane Hatt-ı Hümayunu’dur. İlan tarihi 1839 yılı. Bu ferman ile tüm Osmanlı tebası vatandaş statüsüne girmiş, ayrıca tebanın can, mal, namus güvenliği devletin korumasına girmiş. Devletin kudretli halkın refah olduğu belirtilerek fermana başlanıyor. Devletin geri kalmasını 150 yıldır kanunlara uyulmama olarak gösteriliyor.
*Fermanda padişah, Tanzimat’ın amacının eskiden farklı olarak din ve devleti korumak, bunula beraber ülkeyi ve milleti de kalkındırmaktır diyor. Böylece devletin halk için var olduğudüşüncesi getirilmekteydi. Tanzimat Fermanı’nın idare tarzı bakımından yeni kanunlara ihtiyaç duyulduğunu ifade etmiş ve meclisler eliyle karar alma ve idare etme tercihine sahip olmasını vurgulamış. Bu da padişah ve hükümetin kendi eliyle kendisini sınırladığının göstergesidir. Fermanların mahkemelerde tescili şartı getirilmiştir.
Tanzimat Dönemi Meclisleri
*Meclis 1854 yılında ikiye ayrıldı. Yargı işlerine bakmak üzere Meclis-i Ahkâm-ı Adliye kurulurken, yasama işleri için de Meclis-i Ali-i Tanzimat ya da kısaca Meclis-i Tanzimat kuruldu. Bu ikisine ise 1854 ten önce Meclisi Vala-yı Ahkam-ı Adliye (kısaca Meclisi Vala da denilirdi.) bakıyordu.
* Meclis-i Tanzimat’ın kurulması ile Osmanlı Devleti’nde ilk kez, yasama ile yürütme görevleri birbirinden ayrılmış, yasama organına yürütme organını denetleme ve kontrol etme gücü verilmiştir.
*Padişah Abdülaziz tahta çıktıktan kısa bir süre sonra Temmuz 1861 tarihinde iki meclisi Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye adı altında yeniden birleştirmiştir. (eski sisteme dönüldü.) Bu şekilde meclise bağlı 3 dairede oluştu.
Kanun ve Nizamat Dairesi: Meclis-i Tanzimat’ın yasama görevi
Umur-ı İdare-i Mülkiye Dairesi idari işler için
Muhakemat Dairesi yargı için kuruldu.

Muhassıllık Meclislerinin görevi, sancaktan alınacak vergilerin miktarını saptamak ve onların düzenli toplanmasını sağlamaktır.
Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye meclisinin birden fazla işi bir arada götürme zorluğu kendini gösterince 1868 yılında meclis tekrar 2’ye ayrılmış: Şura- yı Devlet (genel işler ve kanunları hazırlama görevi) ve Divan-ı Ahkâm-ı Adliye (yargı işleri için) şeklinde 2 ye ayrıldı. NOT: Şura-yı Devlet, parlamentodan ziyade “embriyo” hâlinde bir parlamento diye nitelendirilebilir. *Danıştay’ın ilk hali ise Şura-yı Devlet’tir. 1868 yılında kuruldu.
Halkın Yönetime Katılımı: Muhassıllık Meclisleri
Tanzimat Dönemi’nin en önemli katkılarından biri halkın seçimi ile oluşturulan meclislerin mahallî seviyede yönetime katılma işlevini gerçekleştirmesi olmuştur.
Muhassıllık Meclisi’ne seçilenler genellikle, yörenin ileri gelenleri ya da mülki amirin tayin ettiği kimselerdi. Seçim, memleketin önde gelen nüfuzlu kimselerinin meclise girmesini sağlamıştır. Bununla beraber Osmanlı Devleti tarihinde ilk defa halkın temsilcilerinin seçimle belirlenmiş olması, demokrasi yolunda önemli bir adımdır.
Kırım Savaşı ve Dış Borçlanma
*
Tanzimat Dönemi’nin bir ileri merhalesinde “Kutsal yerler sorunu” şeklinde başlayan Rus isteklerinin reddi üzerine 1853 yılında savaşa dönüşmüştür. (1853-1856 arası Kırım Savaşına dönüştü.) Bu savaşta ilk defa Osmanlı geniş çapta Avrupalı devletlerle ittifak kurdu bedelini de dış borç ve ıslahat fermanıyla ağır ödedi. Dış borçlanma zamanla arttı sonradan Duyun-i Umumiye kuruldu 1954 yılına kadar ödemeler devam etti buda borçlanmanın ne kadar uzun süre etkisini devam ettirdiğini gösteriyor. Ayrıca savaş sonrası Paris Antlaşması imzalanarak Rusların güneye inme isteklerine kısa sürede olsa set çekmesi, Osmanlı devletinin Avrupalı sayılması ve toprak bütünlüğünün Avrupa devletlerince korunması olumlu, Karadeniz tarafsızlığı maddesi de Avrupalı devletlerin niyetlerini açıkça ortaya atmaktadır.
ISLAHAT FERMANI
Tamamen dış baskı sonucu ilan edilmiştir. Osmanlı toplumu Müslüman ve gayrimüslim olmak üzere ikiye ayrılmış bu fermanla. Öncelik gayrimüslimlere verilmiş ve askeri yabancı okullara girme hakkı elde etmişler, devlet memuru olma yolu açılmış onlara. Müslüman olmayan Osmanlı vatandaşlarına da askerlik yükümlülüğü getirilmiş ama bedel ödeyerek muaf ta olma durumları vardı. Yabancı devlet vatandaşları Osmanlı topraklarında gayrimenkul alma hakkı elde etmiş. İltizam usulü devam etmiş.
Fermana Tepki
Bu ferman Osmanlı’nın içişlerine karışıldığının göstergesidir. Fermana tepki olarak Cidde de şiddetler artmış (1858). Hac mevsiminde Müslümanlar tahrik sonucu bazı Hristiyan tüccarlara saldırmış İngiliz ve Fransız konsolosları öldürülmüş. Fermana bir tepki de 1859 da İstanbul’da Kuleli Vakası diye bir olay yaşanmış. Müdafaai Şeriat Cemiyeti üyeleri Sultan Abdülmecit’i tahttan indirmeye çalışmış bu olayla ama başarısız olmuşlar.
Fermanın Uygulanması

Bu olumsuzluklara rağmen zamanla ferman düzenlemeleri uygulamaya koyuldu. 1858 Arazi Kanunnamesi, 1871 İdare-i Umumiye-i Vilayet, 1878 Dersaadet ve Vilayet Belediye Kanunları bu düzenlemelerden bazılarıdır. Arazi Kanunnamesi ile devlete ait toprakların %70’i özelleştirilmiş.
Halkın Yönetime Katılmasında Bir Başka Adım: Vilayet Meclisleri
*Halkı seçime alıştırmak yolunda atılan bir diğer adım ise 1864 Vilayet Nizamnamesi’dir. Bu nizam name, ülke idaresini vilayet, sancak, kaza ve köy idari birimlerine ayırmakta, ayrıca belediye meclisi üyelerinin seçimle gelecekleri hükmünü getirmektedir. Vilayet meclisinin tabii üyeleri mülki amir ve memurlar ile ruhani reislerdi. Mecliste tabii üyeler ile beraber 2 müslüman 2 gayrimüslim üyede seçimle katılıyordu.
*1868 de halkın yönetime katılımında önemli diğer meclis kuruldu: Şura-yı Devlet Meclisi. Her ne kadar uygulamada kalıcı değişimler getirememişse de halkın hukukunun temini ve istisnasız her sınıf halktan oluşan bir meclis olarak vasıflandırmış.
Bu yıllarda Basiret Gazetesi’nde hükûmet şekillerinin halkın eğitim seviyesine göre belirleneceğine dair ilginç bir yazı çıkmıştır.
Tanzimat Devri Batılılaşma Uygulamaları
*
1843 yılında ilan edilen bir yasayla askerlik yaşı 20, askerlik süresi de 5 yıl olarak belirlenmiştir. 5 yıllık süreyi doldurup terhis olanlar, 7 yıllık bir süre redif askerî olarak ye- dek askerlikle yükümlü hâle getirilmiştir. 1845 yılında ordu merkezlerinde birer askerî lise, “idadi” açılmıştır.
*Sultan Abdülaziz Dönemi’nde donanma güçlendirilmiş, Dünyanın sayılı donanma güçlerinden biri hâline getirilmiştir. Bahriye Nezareti kurulmuş, askerî yapı yenilenmiştir.
*Osmanlı Devleti’ndeki Batılılaşma çabaları asıl etkisini eğitim alanında göstermiştir. Batılılar gibi bir eğitim sistemine ulaşılmaya çalışılmış ancak bunda istenilen başarı elde edilememiştir.
*Mali alanda ise köklü bir ıslahata gidilmiştir ama gitgide dış borç arttı.
*1840 yılında Ceza Kanunnamesi yayınlandı. 1851 de Kanuni Cedit yayınlandı bu kanunda sarhoşluk, kız kaçırma, sahtekârlık gibi yeni suçlar tanımlanmıştı. Bu kanunda yetersiz olunca 1851 de Fransız Ceza Kanunları’nın tamamen tercümesi olan Ceza Kanunname-i Hümayunu yürürlüğe girdi.
*Ticaret alanında karma “muhtelit” ticaret mahkemeleri kuruldu. 1850’de Kanunname-i Ticaret kanunu yayınlandı. Bu kanunla anonim şirket, faiz ve kambiyo senedi gibi bazı kavramlar Osmanlı hukukunda yer almaya başladı.
EKONOMİK KRİZ VE SONUÇLARI
Kırım Savaşı esnasında alınan dış borçlar zamanla artmış, artık borçları borç alarak bile kapatamaz hale gelmiş Osmanlı Devleti. 1874 yılında Balkanlar da meydana gelen olaylar nedeniyle paraya ihtiyaç duyulmuş. Dönemin sadrazamı Mahmut Nedim Paşa geliştirdiği formül ile durumu kurtarmaya çalışsa da bu formülü orta hâlli mevduat sahipleri olan alacaklılar arasında olumsuz etki yapmış, Avrupa kamuoyunun Osmanlı Devleti’nin aleyhine dönmesine sebep olmuştur.
Bu kriz sonrası Avrupalı devletlerin Osmanlı Devletine yaklaşımları yine Osmanlı aleyhinde yön değiştirmiş, 93 Harbi diye tarihe geçen Osmanlı-Rus savaşı (1877-1878) başlamıştır. Bu savaş sonrası İngiltere politikası “devletin varlığı” politikasından vazgeçerek kendisi için önemli olan bölgelerin ele geçirilmesi politikasına geçecektir. Nitekim 93 harbi sonrası Mısır ve Kıbrıs Osmanlı’dan koparılıp İngiliz eline geçmiştir. Artık Osmanlı yeni bir devlete Almanya ya yanaşacak ileri ki süreçte. Böylece Alman silahları da Osmanlı ordusunda yerini almış, 1885 yılında Goltz Paşa Osmanlı ordusunu ıslah işine girişmiştir.
93 Harbi (1877-1878 Osmanlı - Rus Harbi)
Hatırlarsınız ki Paris antlaşması ile Rusların Karadeniz’e inmesi engellenmişti. 93 harbi çıkmadan önce yeni güçler dengesi oluşturan Almanya’nın ortaya çıkması, Fransızların yenilmesi, İtalyanların da yeni bir güç olarak kendini göstermesi ile Rusya karışıklıktan yararlanıp antlaşmayı tanımadığını ilan etmiş. Yalnız kalan İngilizler ise artık Osmanlı yı koruyabilmek için hareket etmek zorunda kalmış zorunlu olarak.
Rusya Balkanlarda ki karışıklığı ve Panslavizm politikasını desteklemiş ve hız vermiş. Balkanlardaki isyanları Rusya desteklemiş araya İngilizlerde girince dış sorun haline gelmiş. İngilizlerin Alman ve diğer devletlerin desteğini alarak konunun bir konferansta görüşülmesini istemesi üzerine, İstanbul haliçte “Tersane Konferansı” toplanıldı.
Osmanlı Devletinin konferans maddelerini ret etmesi ile Ruslar saldırıya geçip 93 Harbini başlatmış. Balkanlar üzerinden İstanbul Yeşilköy’e kadar ilerleyip, doğuda Erzurum’a saldırarak Nene Hatun efsanesinin doğmasına yol açmış ki Nene Hatun direnişiyle Erzurum işgal edilememiş. Sonuçta Ayastefanos Antlaşması imzalansa da Avrupalı devletlerin çıkarına ters olunca antlaşma rafa kaldırılmış, İngilizlere Kıbrıs’a yerleşme tavizi verilip ikna edilmesiyle Berlin Antlaşması imzalanmıştır. Bulgaristan, Osmanlı’ya bağlı bir prenslik hâline getirilmiş, Doğu Rumeli ve Makedonya Osmanlı’ya bırakılmıştır. Doğu’da ise Doğu Beyazıt Osmanlı’ya verilmiş, Kars, Ardahan, Artvin ve Batum Rus işgalinde kalmıştır. Ayastefanos antlaşmasındaki savaş tazminatı aynen kabul edilmiş Osmanlı Rusya ya büyük bir tazminat ödemek zorunda kalmış.
NOT: Ermeni sorunu ilk kez Berlin Antlaşması ile de gündeme gelmiş oldu.
Duyun-ı Umumiye İdaresi’nin Kurulması

Borçları ödeyemeyecek hale gelen Osmanlı alacaklıların vekilleriyle İstanbul da görüşme yaparak “Muharrem Kararnamesi” çıkarmış buna göre İstanbul da Duyun-ı Umumiye kurulmasına karar verildi.
Duyun-ı Umumiye İdaresi’nin gelir kaynakları, tuz, tütün, ispirto, balık, ipek, pul ve damga, Bulgaristan vergisi, Kıbrıs vergisi, Doğu Rumeli vergisi gibi geliri çok olan vergilerdir. Buda idarenin devlet içinde devlet olduğunun en büyük ispatıdır. Duyun-ı Umumiye memurları köylere kadar giderek alacaklıların borçlarına karşın vergileri toplamak- ta ve bunları Osmanlı borçlarına karşın tahsil etmekteydi. Kendi vergisini bile toplama hakkı olmayan devlet durumuna düşmüş. Yani mali bağımsızlığı elinden alınmıştır.
Yeni Osmanlı Düşüncesi ve I. Meşrutiyet
Tanzimat Dönemi’nde yetişen Batıcı aydınlar, Batı uygarlığının üstünlüğünü, halkın sahip olduğu geniş hürriyetlere ve parlamentolu demokratik siyasi rejime bağlıyorlardı. Tanzimat’ın reformcu yöneticileri ise temsili sisteme inanmıyor, yaptıkları yeniliklerde merkezî otoritenin güçlenmesini ön plan- da tutuyorlardı. Artık yöneticilerin Batıyı örnek alarak yaptıkları yenilikler yeterli görülmüyor, siyasi rejimin değişmesi ve devlet otoritesinin sınırlandırılması da isteniyordu. Halkın hâkimiyet hakkı kavramını devreye sokan bu hareket, İleride halk iradesinin temsilcileri olan meclis ve onun oluşturacağı anayasa ile sınırlandırılacak bir padişah iktidarı, Türk demokrasi sürecinin de başlangıcını oluşturacaktı. Bu hareketin öncüleri Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi yazar ve şairlerdi. Halka en kolay ulaşma yolu gazete olarak düşünürlerdi. Gazete çıkarma yanında gayrimüslimlerin memnuniyetsizliklerini ortadan kaldırmak, mali zorlukları yenmek, kötü idareye son vermek için gizli cemiyetlerde kurdular. Bu mücadelelerinde önemli aşama kaydeden cemiyetlerden biri de genç Osmanlılar’dır. Sonuçta Abdülaziz tahttan indirildi, yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Padişah, rahatsızlığı nedeniyle yerini II. Abdülhamid’e bıraktı.

II. Abdülhamid, (1876 -1909)’in saltanatı döneminde iki meşrutiyet ilanı yapılmıştır.
ANAYASALI YÖNETİM DENEMESİ: I. MEŞRUTİYET
Bu dönemde devlet adamlarında genel kanı, halkın ancak devlet işlerinde tecrübeli, bu işi bilen devlet adamlarınca yönetilebileceğidir. Aydınlarda ise genel kanı dağdaki çobanından, şehirdeki kalem efendisine kadar her vatandaşın kendini en iyi şekilde temsil edebilecek insanları seçebilecek seviyede olduğunu savunmaktaydılar.
Meşrutiyet ile beklenilenler şunlardı:
Devleti medeni seviyeye çıkarma, idari-siyasi-sosyal tüm problemleri çözme, devleti sağlam düzene bağlama, Avrupa’nın azınlık bahanelerini ortadan kaldırma, Devletin iç dış değişiklere ayak uydurması, Hilafet ve Saltanat makamının korunması, Osmanlı devletinin vatandaşlarının hak ve hukuklarının korunacağı gibi beklentiler… 1876 Kanun-i Esasisi (Anayasa)
Yeni anayasa için 20 ye yakın yabancı yasalar incelemeye alınmış
bunlara ek olarak Mithat ve Sait paşaların tasarıları da incelenmiş.
Mithat Paşanın tasarısı Kanun-i Cedit idi. Bu tasarı tamamen paşanın
devlet tecrübelerinin bir ürünüydü. Sait Paşa’nın hazırladığı taslak ise Fransız Anayasası’nın Türkçeye çevirisidir. Nihayet tarihteki ilk Türk Anayasası “Kanun-i Esasi” 23 Aralık 1876 tarihinde ilan edilmiştir. Ancak devletler anayasa yı dikkate almadığı gibi Ruslar baskılarını arttırarak daha da ilerleme kaydettiler. Böylece anayasa rafa kalkmış oldu.
1876 Kanun-i Esasisinin Özellikleri
Egemenlik padişahın. Padişah İslam dininin koruyucusu ve halkın hükümdarıdır. Padişahı işlerinden dolayı kimse sorgulayamaz. Padişahın hiçbir gücü sınırlanmamış eskiden olduğu gibi birçok konu onun onayından geçecek. Yürütmenin de başı, hükümet meclise değil padişaha karşı sorumlu, ayrıca yargı konusunda da yetkilidir. Meclis, Meclis-i Umumi denilen “Heyet-i Âyân” ve “Heyet-i Mebusan” ismini taşıyan iki ayrı meclisten oluşmaktaydı. Heyeti Mebusan üyelerini halk, Heyeti Ayan üyelerini padişah seçecekti. Mebusların dokunulmazlığı vardı ancak mebusların üyeliğinin düşmesi ve yargılanmaları Meclis-i Umumi azasının vereceği karara bağlıydı. Tüm bu maddelerden dolayı bu anayasaya “meşruti monarşi” diyebi-liriz. Anayasa, ferman şeklinde ilan edilmiş olsa bile, halkın temsilcilerini ilk defa geniş çaplı bir şekilde, bir araya getirecek olması bakımından önemlidir.
Seçimler

Zaman kısıt olduğundan seçimler için özel olarak “seçim talimatları” çıkarılmış ve bu talimatların hükümleri geçerli olmuştur. Buna göre: 80 müslüman, 50 gayrimüslim toplam 130 mebus olacak. İlk Osmanlı Meclisi 19 Mart 1877 Pazartesi günü Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan bir törenle açıldı. İlk toplantısını da Sultan Ahmet te darülfünun binasında yaptı. Meclis-i Âyân için ise 21’i Müslüman, 5’i gayrimüslim olmak üzere 26 üye seçildi.
Meclisin 1. Döneminde 115 mebus(69/46), 2. Döneminde 106 mebus(59/47) görev yaptı. Bir diğer önemli not gayrimüslimler mecliste nüfus oranlarının çok fazla üzerinde bir oranla temsil edilmişlerdir.
Meclisin 2. Toplantısı sırasında Ruslar ile tekrar harp çıktı. Padişah ise meclis gidişatına baktı ve böyle bir meclisin faydadan çok zararı olduğunu söyleyip meclisi feshetti. Her derde deva olarak görülen Meşrutiyet, meclisin tatil edilmesiyle sade- ce 1 yıl 1 ay 21 gün devam edebilmiştir.
Meşrutiyetin Yeniden İlanı Çabaları
Meclisin kapanmasıyla meşrutiyet sona ermiş yeniden mülkiyet yönetimi başlamış. 30 yıl kadar süren mutlakıyet sürecinde içerde büyük mücadeleler yaşanmış, 1889 yılında İttihat ve Terakki Cemiyetinin kurulması hız kazanmıştır. Cemiyet gizliden faaliyette bulunmuş. Birde çok taraf toplamış. 2. Abdülhamit’in soruşturması üzerine ittihatçılar Fransa, Mısır, İsviçre de faaliyetlere devam etmiş.1897 yılında Dömeke Meydan Muharebesinde Yunanlıları perişan eden Osmanlı Ruslar ve Avrupalı devletlerin devreye girmesiyle masada kaybetti, 1908 yılına gelindiğinde Girit’te yunan nüfusun Müslümanlardan çok olması ve Girit üzerinde oynanan oyunlar da haksız yere Osmanlı’nın kaybedişi, İttihatçıların gözünde devletin ne kadar aciz odluğunu ve Meşrutiyet’in şart olduğunu gösterir nitelikteydi. İttihat Terakki ilk kongresini 1902 de Paris’te yapmış birçok önemli şahıslar katılmıştır. (Prens Sabahattin, Ahmet Rıza, İsmail Kemal, İsmail Hakkı Paşa, Mahir Sait, Halil Ganem, Hüseyin Siret, İbrahim Temo ve Dr. Nazım, bazı Rum ve ermeni temsilciler.) Cemiyet içinde bazı fikir ayrılıkları oldu. Buna göre:
*Prens Sabahattin ile olanlar yabancı müdahelesini uygun görmüş bu yüzden “Teşebbüs-i şahsi ve Adem-i Merkeziyet” adı altında yeni cemiyet açtılar.
*Yabancı Müdahalesi istemeyenler ise Ahmet Rıza Bey’in başkanlığında “Terakki ve İttihat” adında cemiyet açtılar. Cemiyet yurt içinde çok büyük bir alana yayılmasına karşın halk 2. Abdülhamit’e yakın olduğu kadar meşrutiyet ile yakın ilişki kuramama sebebi: Padişahın İslam düşüncesini savunması ve halkın İslami duygularını ön plana çıkarmasıydı.
Bu arada meşrutiyeti kurma yolunda çalışan gizli cemiyetlerin sayısı da her geçen gün artıyordu. Bunlardan biri olan “Vatan ve Hürriyet Derneği”, Mustafa Kemal Bey (Atatürk) tarafından Şam’da kurulmuştu. Bu dernek daha sonra 1907 yılında Ahmet Rıza Bey’in Terakki ve İttihat Cemiyeti ile birleşti.
II. Abdülhamid rejimine karşı mücadele eden cemiyetlerin birçoğu 27 Aralık 1907 tarihinde Paris’te bir araya geldi. Kongreye Terakki ve İttihat, Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet, Ermeni Taşnaksutyun, Mısır Cemiyet-i İsrailiyesi, Ahd-ı Osmani Mısır Cemiyeti ile Ermeniler ve Araplar tarafından yayınlanmakta olan bazı gazete ve dergilerin temsilcileri katıldılar.
II. Meşrutiyetin İlanı
Osmanlının içindeki kötü durumdan en çok etkilenen toprak Makedonya topraklarıdır. Bunun üzerine Terakki ve İttihat burada toplanmış, 2. Abdülhamit’in gönderdiği müfettişlerle burada mücadele vermişler. Sonuçta da Meşrutiyet 23 Temmuz 1908’de ilan edilmiştir. Bir ay sonra ise cemiyet Prens Sabahattin’in cemiyeti ile tekrar birleşip adını İttihat ve Terakki Cemiyeti yaptığını duyurdu.

İttihatçıların ana kadrosu: Cemal Paşa, Süleyman Numan Paşa, Talat Paşa, Enver Paşa, Hüseyin Cahit Bey, Yaver Kâzım Bey (Orbay), Said Halim Paşa, Mithat Şükrü Bey, Ahmet Rıza Bey
 
Üst Alt